Yargıtay 3. Hukuk Dairesi - Esas: 2016/20661, Karar: 2019/2194
"İçtihat Metni"
T.C.
YARGITAY
3. Hukuk Dairesi
ESAS NO: 2016/20661
KARAR NO: 2019/2194
KARAR TARİHİ: 18.03.2019
MAHKEMESİ : ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasındaki (asıl dosyada) vasiyetnamenin iptali, (birleşen ... 9 Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2003/524 Esaslı dosyasında) tenkis, (birleşen ... 2 Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2010/260 Esaslı dosyasında) vasiyetnamenin iptali-tenkis davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, asıl davanın reddine; birleşen ... 9. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2003/524 Esas sayılı dosyasında davanın açılmamış sayılmasına; Birleşen 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2010/260 Esas sayılı dosyasında davanın zamanaşımından reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde asıl ve birleşen dosya davacıları ... ve ... vekili ile asıl dosya davacısı ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı ..., murisi ...'nin 1932 doğumlu olup kanser hastası olduğunu, hastalığının beynine, karaciğerine ve böbreklerine yayıldığını, 2001 yılının Ekim ayından sonra durumunun büyük bir süratle kötüye giderek yürüyemez, zaman zaman konuşamaz hale geldiğini ve zaman zaman da şuurunu kaybettiğini, murisin durumunun ağırlaşması ve kudretini kaybettiğinin öğrenilmesi, davalının tazyik ve yönlendirmesi ile kendisinin saklı payını ihlal etmek amacıyla devir ve temlikler yaptığını öğrenmeleri üzerine ... 5. Sulh Hukuk Mahkemesi'ne başvurarak murisin ehliyetsizlik nedeniyle hacir altına alınmasını talep ettiklerini ve mahkemece de murisin ... Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'nde yapılan muayenesi sonucunda verilen 19/03/2002 tarihli raporda, murisin temyiz kudretinin mevcut olmadığının belirlenmesi üzerine, mahkemenin 05.04.2002 tarih ve 2002/204 E. sayılı kararıyla hacir altına alınmasına karar verildiğini ileri sürerek, muris tarafından ... 19. Noterliği'nde 05/02/2002 tarih ve 1889 yevmiye no'su ile düzenlettirilen düzenleme şeklindeki vasiyetnamenin MK 557/1,2 maddeleri uyarınca iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı ..., davacının üvey oğlu olduğunu, yaklaşık bir yıl önce muris ...'nin beyninin sağ boşluk bölgesinde oluşan metastazdan dolayı başarılı bir operasyon geçirdiğini, bu operasyonun murisin hiçbir vücut fonksiyonunu etkilemediğini, davaya konu vasiyetnamenin tam teşekküllü bir devlet hastanesinden alınan rapor sonrası yapılması gerektiği için Taksim Devlet Hastanesi'ne başvurulduğunu, tasarrufun kanunda ön görülen şekil şartlarına tamamen uygun olarak yapıldığını, vasiyetname yapıldığında murisin ehliyetinin yerinde olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece; asıl dosyada (2002/591 esas) davanın esastan reddine; birleşen ... 9. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2003/524 esas sayılı dosyasında davanın açılmamış sayılmasına; Birleşen 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2010/260 esas sayılı dosyasında davanın zamanaşımından reddine karar verilmiş, hüküm asıl ve birleşen dosya davacıları ... ve ... vekili ile asıl dosya davacısı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dava; asıl davada vasiyetnamenin iptali; birleşen ... 9 Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2003/524 Esaslı dosyasında tenkis; birleşen ... 2 Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2010/260 Esaslı dosyasında ise, vasiyetnamenin iptali ve tenkis istemine ilişkindir.
Asıl dosya olan ... 5 Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2002/591 Esaslı dava dosyası yönünden yapılan temyiz incelemesinde;
Bilindiği üzere; davranışlarının, eylem ve işlemlerinin sebep ve sonuçlarını anlayabilme ve değerlendirme ve ayırt edebilme kudreti (gücü) bulunmayan bir kimsenin kendi iradesi ile hak kurabilme, borç (yükümlülük) altına girebilme ehliyetinden söz edilemez. Nitekim, Medeni Kanunu'nun "fiil ehliyetine sahip olan kimse kendi fiilleriyle hak edinebilir ve borç altına girebilir" biçimindeki 9.madde hükmüyle hak elde edebilmesi, borç (yükümlülük) altına girebilmesi, fiil ehliyetine bağlanmış; 10.maddesinde de, fiil ehliyetinin başlıca koşulu olarak ayırtım gücü ile ergin (reşit) olmayı kabul ederek "ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan bir ergin kişinin fiil ehliyeti vardır" hükmünü getirmiştir. "Ayırtım gücü eylem ve işlev ehliyeti olarak da tarif edilerek, 13.maddesinde "yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk ya da bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes bu kanuna göre ayırt etme gücüne sahiptir" denmek suretiyle açıklanmış, ayrıca; ayırtım gücünü ortadan kaldıran önemli nedenlerden bazılarına değinilmiştir.
Hemen belirtmek gerekir ki, Medeni Kanunun 15.maddesinde de ifade edildiği üzere, ayırtım gücü bulunmayan kimsenin geçerli bir iradesinin bulunmama nedeniyle kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere yapacağı işlemlere sonuç bağlanamaz.
Yukarıda sözü edilen ilkelerin yasa maddelerinin ışığı altında olaya yaklaşıldığında bir kimsenin ehliyetinin tespitinin şahıs ve mamelek hukuku bakımdan doğurduğu sonuçlar itibariyle ne kadar büyük önem taşıdığı kendiliğinden ortaya çıkar. Bu durumda tarafların gösterecekleri tüm delillerin toplanılması, varsa ehliyetsiz olduğu iddia edilen kişiye ait doktor raporları, tıbbi belge, film grafilerinin eksiksiz getirilmesi zorunludur.
Bunun yanında, her ne kadar, HMK.nun 282.maddesinde belirtildiği gibi bilirkişilerin "rey ve mütalaası" hakimi bağlamaz ise de, temyiz kudretinin yokluğu, akıl zayıflığı gibi psikolojik nedenlerin belirlenmesi çok zaman hakimlik mesleğinin dışında özel ve teknik bilgi gerektirmektedir.
Hele ayırt etme gücünün nisbi bir kavram olması, kişiye eylem ve işleme göre değişmesi bu yönde en yetkili sağlık kurulundan özellikle ... Kurumundan rapor alınmasını da gerekli kılmaktadır. Esasen Medeni Kanununun 409/2 maddesi akıl hastalığı ve akıl zayıflığının bilirkişi raporu ile belirleneceğini öngörmüştür.
Vasiyetname yapabilmek için ayırt etme gücüne sahip olmak gerekir. Ehliyetsiz kişilerin yaptığı vasiyetnameler kendiliğinden batıl olmaz.
Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında ise, dosya kapsamına alınıp incelenen ... 5. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2002/204 E. sayılı dosyasında yer alan ... Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'nin 19/03/2002 tarihli raporunda murisle ilgili olarak ''böbrek yetmezliğine bağlı metabolik ensefalopati saptandığı, bugünkü durumuyla yaşamını yararlı ve verimli bir biçimde düzenleyemeyeceği, geçimini sağlayamayacağı, bu nedenle başkalarının fiilen ve sürekli bakım, gözetim ve desteğine muhtaç olduğu, bu haliyle mümeyyiz olmadığı, medeni hakları kullanmaya ehil olmadığı ve kendisine bir vasi atanması gerektiği, ayrıca mahkemece dinlenmesinde bir yarar olmadığı''nın belirtildiği, bu rapor uyarınca da muris ...'nin mahkemenin 05.04.2002 tarihli kararı ile hacir altına alınmasına karar verildiği anlaşılmaktadır.
Mahkemece her ne kadar yargılama sürecinde murisin vasiyetnameyi düzenlediği tarih itibariyle fiil ehliyetinin olup olmadığının tespiti noktasında ... Kurumu ve itirazlar sonucu da ... Kurumu Genel Kurulu'ndan rapor alınmış ise de, yukarıda ifade edilen ... Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'nin 19/03/2002 tarihli raporunun söz konusu ... Kurumu ve ... Kurumu Genel Kurulu tarafından sunulan raporlarda irdelenmediği, 19/03/2002 tarihli raporun tanzimi öncesinde 05/02/2002 tarihinde davaya konu edilen vasiyetnamenin tanzim edildiği görülmekle, murisin vasiyetnamenin tanzim edildiği tarih itibariyle fiil ehliyetinin bulunup bulunmadığının her türlü kuşkudan uzak, açık ve net bir şekilde tespiti noktasında, söz konusu 19/03/2002 tarihli sağlık kurulu raporunun da ... Kurumu Genel Kurulu tarafından incelenmesi gerekmektedir.
Bu nedenle asıl dava yönünden mahkemece, dosyanın yeniden ... Kurumu Genel Kurulu'na sevki sağlanmak suretiyle, ... 5. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2002/204 E. sayılı dosyasında yer alan ... Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'nin 19/03/2002 tarihli raporunun da diğer tedavi kayıtları ile birlikte yeniden değerlendirilerek, murisin vasiyetnamenin düzenlendiği tarih olan 05/02/2002 tarihi itibariyle fiil ehliyetine sahip olup olmadığının tespitine ilişkin olarak ek rapor alınması suretiyle asıl dava yönünden sonucuna uygun hüküm tesisi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile bu eksiklik giderilmeden asıl dava yönünden yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle hükmün asıl dava olan ... 5 Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2002/591 Esas sayılı dosyası yönünden asıl dosya davacılar vekili yararına BOZULMASINA; ikinci bentte açıklanan Birleşen ... 9. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2003/524 esas sayılı dosyası yönünden; 2-a) bendinde belirtilen nedenlerle birleşen dosya davacılar vekili yararına BOZULMASINA, 2-b) bendindeki nedenlerle birleşen davacılar vekilinin sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına; Birleşen 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2010/260 esas sayılı dosyasının ONANMASINA, bozulan asıl ve birleşen dosyalarda peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK'nun Geçici Madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK'nun 440. maddesi gereğince karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 18.03.2019 gününde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) / Bedesten, https://mevzuat.adalet.gov.tr/ictihat/493365500
Metindeki "..." işaretleri UYAP'ın kişi/kurum adı anonimleştirmesinden kaynaklanmaktadır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu - Esas: 2023/1001, Karar: 2024/577
"İçtihat Metni"
Hukuk Genel Kurulu 2023/1001 E. , 2024/577 K.
MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/639 E., 2023/891 K.
KARAR : Davanın kabulüne
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 14.12.2022 tarihli ve 2021/6478 Esas, 2022/7760 Karar sayılı BOZMA kararı
Taraflar arasında görülen vasiyetnamenin iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davalı ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 7. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
Direnme kararı davalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkilleri ... ve ...'in kardeş olduklarını, müvekkillerinin annesi olan ...'nin 07.04.1983 tarihinde öldüğünü, bu tarihte davaya konu vasiyetnameyi düzenleyen ve davacıların dedesi olan muris ...'in hayatta olduğunu, murisin eşi ve davacıların anneannesi olan ...'in 29.03.2006 tarihinde muris ...'in ise 18.04.2015 tarihinde öldüğünü, ölümünden sonra geride mirasçı olarak davalı oğulları ... ve ... ile davacı torunları ... ve ...'ın kaldığını, murisin ölümü sonrasında Emet Sulh Hukuk Mahkemesinin 01.06.2015 tarihli ve 2015/111 Esas, 2015/127 Karar sayılı dosyası ile Hisarcık Noterliği tarafından düzenlenen 28.04.2006 tarih ve 608 yevmiye numaralı murise ait vasiyetnamenin okunduğunu, vasiyet içeriğinden her ne kadar murisin malvarlığını taksim etme iradesini ortaya koymaya çalıştığı anlaşılsa da gerçeğin böyle olmadığını, en değerli yerleri oğlundan korkması nedeniyle ...'e bıraktığını, murisin oğlu ...'in etkisinde kalarak söz konusu vasiyetnameyi düzenlediğini ileri sürerek vasiyetnamenin 4721 sayılı Kanun hükümleri ile düzenleme altına alınan içerik ve şekil şartlarına uymaması ve ayrıca yanılma, aldatma, korkutma veya zorlama sonucunda yapılmış olması nedenleri ile iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1. Davalı ... cevap dilekçesinde; davaya konu vasiyetname nedeni ile kendisinin davacılardan daha fazla mağdur olduğunu, bu sebeple davalı olarak gösterilmiş olmasını kabul etmediğini, babası olan miras bırakan ...'in en değerli taşınmazlarını diğer davalı ...'e bıraktığını, bu durumu kendisinin de kabul etmediğini belirterek vasiyetnamenin iptaline karar verilmesini savunmuştur.
2. Davalı ... cevap dilekçesinde özetle; babası olan murisin kendi özgür iradesi ile 4721 sayılı Kanun'un kendisine tanıdığı hakkı kullanarak söz konusu vasiyetnameyi düzenlediğini, düzenlenme anında alınan doktor raporundan da anlaşılacağı üzere murisinin tasarruf ehliyetine sahip olduğunu, babasının sağlığında kendisinin de vasiyetnameden haberdar olmadığını, bu nedenle murisi korkutması veya etki altında bırakmasının mümkün olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 17.01.2019 tarihli ve 2015/112 Esas, 2019/16 Karar sayılı kararı ile; vasiyetçinin 1934 doğumlu olup vasiyetname düzenlendiği tarihte 72 yaşında olduğu, Adli Tıp Kurumu raporu uyarınca murisin 28.04.2006 tarihi itibari ile fiil ehliyetine haiz olduğu, tanık beyanlarına göre de sağlık durumunun son derece iyi ve akıl sağlığının yerinde bulunduğu, davacılar tarafından ileri sürülen korkutularak vasiyetname düzenlendiğine ilişkin iddianın ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 08.07.2021 tarihli ve 2019/1176 Esas, 2021/1100 Karar sayılı kararı ile; dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerden miras bırakanın okur-yazar olmadığının anlaşıldığı, okur-yazar olmayanlara ilişkin vasiyetnamenin 4721 sayılı Kanun'un 535 inci maddesinde belirtilen şekil koşullarına uygun olarak düzenlenmesi gerektiği, bu hükme göre vasiyetçinin düzenlenen vasiyetnamenin son arzularına uygun olduğunu beyan etmesi yeterli olmayıp, tanıkların da "hem mirasbırakanın beyanının kendi önlerinde yapıldığını ve onu tasarrufa ehil gördüklerini; hem de vasiyetnamenin kendi önlerinde memur tarafından mirasbırakana okunduğunu ve onun vasiyetnamenin son arzularını içerdiğini" vasiyetnameye yazarak veya yazdırarak altını imzalamaları gerektiği, bu maddede yazılı geçerlilik şartlarından birinin eksikliğinin vasiyetnameyi geçersiz kılacağı, dava konusu vasiyetname incelendiğinde tanıkların "mirasbırakanın beyanının kendi önlerinde yapıldığını" gösteren beyanlarının bulunmadığı, böyle olunca söz konusu vasiyetnamenin kanunda öngörülen şekil kurallarına uygun olarak düzenlenmediği gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesince verilen karar kaldırılarak, yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne ve vasiyetnamenin şekle aykırılık nedeniyle iptaline karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.
2. Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "...TMK'nın 535'inci maddesi; "Mirasbırakan vasiyetnameyi bizzat okuyamaz veya imzalayamazsa, memur vasiyetnameyi iki tanığın önünde ona okur ve bunun üzerine mirasbırakan vasiyetnamenin son arzularını içerdiğini beyan eder. Bu durumda tanıklar, hem mirasbırakanın beyanının kendi önlerinde yapıldığını ve onu tasarrufa ehil gördüklerini; hem vasiyetnamenin kendi önlerinde memur tarafından mirasbırakana okunduğunu ve onun vasiyetnamenin son arzularını içerdiğini beyan ettiğini vasiyetnameye yazarak veya yazdırarak altını imzalarlar." hükmünü içermektedir. Somut olayda, iptali istenilen Hisarcık Noterliği 28.04.2016 tarih 608 yevmiye sayılı vasiyetname incelendiğinde, vasiyetnamenin yukarıda belirtilen TMK'nın 535. maddesindeki tüm koşullara sahip olduğu görülmüştür. Bu nedenle vasiyetnamenin geçerli olduğu hususunda tereddüt bulunmamaktadır. Hal böyle olunca, mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken, istinaf mahkemesince davanın kabulüyle vasiyetnamenin iptaline karar verilmiş olması doğru görülmemiş, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesinin bu yöndeki kararının bozulması gerekmiştir..." gerekçesiyle karar oy çokluğuyla bozulmuştur.
B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile önceki karar gerekçesi tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Direnme kararına karşı süresi içinde davalı ... vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde; dava konusu vasiyetnamenin 4721 sayılı Kanun hükümleriyle öngörülen şekil şatlarına uygun düzenlendiğini, dolayısıyla vasiyetnamenin iptaline karar verilmesinin hatalı olduğunu ileri sürerek hükmün bozulmasını talep etmiştir.
C. Uyuşmazlık
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda okur-yazar olmadığı anlaşılan miras bırakan tarafından resmî şekilde düzenlenen vasiyetnamenin, 4721 sayılı Kanun'un 535 inci maddesinde öngörülen şartları taşıyıp taşımadığı, buradan varılacak sonuca göre dava konusu vasiyetnamenin kanunda öngörülen şekle uyulmadan yapıldığı gerekçesiyle iptaline karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
D. Gerekçe
1. İlgili Hukuk
Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 535 inci maddesi.
2. Değerlendirme
1. Uyuşmazlığın çözümü bakımından ilgili kanun maddelerinin incelenmesinde yarar bulunmaktadır.
2. Miras bırakanın ölümünden sonra meydana gelmesini arzu etmiş olduğu hususlara ilişkin her türlü irade açıklaması, ölüme bağlı tasarruf olarak nitelendirilir. Ölüme bağlı tasarruf ibaresinin kullanılmasının sebebi; miras bırakanın, malvarlığı üzerinde, ölümünden sonra hüküm ifade edecek işlem yapması ve malvarlığının ölümünden sonraki kaderini belirlemesi nedeniyledir (Bilge Öztan/Fırat Öztan: Ölüme Bağlı Tasarruflara İlişkin Medeni Kanunu'ndaki ve Noterlik Kanunu'ndaki Şekil Şartları, AÜHFD, 65(4)-2016, s. 3586). Yasa koyucu, miras bırakanın irade özgürlüğüne büyük önem verdiğinden, miras bırakanın iradesinin öldükten sonra da ayakta tutulmasını ve değer taşımasını, yapacağı ölüme bağlı tasarrufların hukuk düzenince korunmasına bağlamıştır (Ahmet Kılıçoğlu: Miras Hukuku, Ankara 2018, s.32).
3. Ölüme bağlı tasarrufların şekli bakımından kanun koyucu iki farklı şekil şartı öngörmüştür. Bunlardan ilki miras bırakanın tek taraflı yaptığı ve her zaman dönebileceği vasiyetname (4721 sayılı Kanun md. 531-544), diğeri ise iki taraflı ve bağlayıcı özelliği olan miras sözleşmesidir (4721 sayılı Kanun md. 545-549). Ölüme bağlı tasarrufların hüküm ve neticelerini, miras bırakının ölümünden sonra meydana getirmesi söz konusu olduğu için, bu özelliği nedeniyle, kanun koyucu bu tasarrufların kurulmasını sıkı şekil şartına bağlamıştır.
4. Türk Medeni Kanunu'nun 531 inci maddesi "Vasiyet, resmî şekilde veya mirasbırakanın el yazısı ile ya da sözlü olarak yapılabilir" hükmünü taşımaktadır. Resmî vasiyetnamenin yapılabilmesi için, resmî memurun ve iki tanığın varlığı şarttır. 4721 sayılı Kanun'un 533 ve 534 üncü maddelerinde okuma yazma bilenlerin okuyup imzalayarak düzenlettirecekleri resmî vasiyetnamelere ilişkin hükümlere yer verildikten sonra kanun koyucu okuma yazma bilmeyenlerin de vasiyetname yapmalarına imkân vermek amacıyla "Mirasbırakan tarafından okunmaksızın ve imzalanmaksızın düzenleme" başlığı altında 535 inci maddeyi hüküm altına almıştır.
5. Okuma yazma bilenlerin resmî vasiyetname düzenlemesine ilişkin 4721 sayılı Kanun'un 534 üncü maddesine göre; vasiyetnameye tarih ve imza konulduktan hemen sonra miras bırakan, vasiyetnameyi okuduğunu, bunun son arzularını içerdiğini memurun huzurunda iki tanığa beyan eder. Tanıklar, bu beyanın kendi önlerinde yapıldığını ve miras bırakanı tasarrufa ehil gördüklerini vasiyetnameye yazarak veya yazdırarak altını imzalarlar. Vasiyetname içeriğinin tanıklara bildirilmesi zorunlu değildir.
6. Buna karşılık okuma yazma bilmeyenlerin resmî vasiyetname düzenlemesine ilişkin 4721 sayılı Kanun'un 535 inci maddesi "Mirasbırakan vasiyetnameyi bizzat okuyamaz veya imzalayamazsa, memur vasiyetnameyi iki tanığın önünde ona okur ve bunun üzerine mirasbırakan vasiyetnamenin son arzularını içerdiğini beyan eder. Bu durumda tanıklar, hem mirasbırakanın beyanının kendi önlerinde yapıldığını ve onu tasarrufa ehil gördüklerini; hem vasiyetnamenin kendi önlerinde memur tarafından mirasbırakana okunduğunu ve onun vasiyetnamenin son arzularını içerdiğini beyan ettiğini vasiyetnameye yazarak veya yazdırarak altını imzalarlar" şeklinde düzenleme altına alınmıştır.
7. Her iki vasiyetnamenin düzenlenmesi de esasen iki safhadan oluşmaktadır. Birinci safhada miras bırakan; son arzularını resmî memura bildirir. Memur gerekirse vasiyetçiye son arzuları hakkında açıklama yaptırır. Daha sonra bu arzuların son şekli resmî memur tarafından yazılır veya yazdırılır ve böylece birinci safha burada tamamlanmış olur.
8. İkinci safhada ise tanıklar vasiyetnamenin düzenlenmesinde etkin rol alır. Okuma yazma bilenler ile bilmeyenlerin düzenleyecekleri resmî vasiyetname arasındaki en büyük fark, tanıkların vasiyetnameye olan katkısı noktasında kendini gösterir. Zira okuma yazma bilenlerin düzenledikleri vasiyetnamelerde tanıkların vasiyetnamenin içeriğini bilme zorunlulukları bulunmamaktadır (4721 sayılı Kanun md. 534/3). Okuma yazma bilen vasiyetçinin tanıkları sadece "mirasbırakanın, vasiyeti memurun huzurunda okuduğuna, bunun son arzularını içerdiğine ve mirasbırakanı tasarrufa ehil gördüklerine" şahitlik yaparlar.
9. Oysaki okuma yazma bilmeyenlerin düzenleyecekleri vasiyetnamelerin ikinci safhasında resmî memur "kaleme aldığı tasarrufun tamamını, iki tanık huzurunda sesli olarak" okumak zorundadır. Bunun üzerine vasiyetçi, vasiyetnamenin son arzularını içerdiğini ve son arzularına uygun olduğunu yine tanıklar huzurunda beyan eder. İşte vasiyetçi tarafından yapılan bu beyan imzanın yerini tutmaktadır (Öztan/Öztan, s. 3606). Görüldüğü üzere okuma yazma bilmeyenlerin düzenleyecekleri vasiyetnamelerde vasiyetname içeriğinin tanıklardan gizleme olanağı bulunmamaktadır. Aksine burada tanıklar vasiyetnamenin içeriğine öylesine hakimlerdir ki "mirasbırakının kendi önlerinde beyanda bulunduğuna, yapılan bu beyana uygun şekilde düzenlenen vasiyetnamenin yine kendi önlerinde memur tarafından mirasbırakana okunduğuna, mirasbırakanın okunan vasiyetnameye ilişkin son arzularını içerdiğini beyan ettiğine ve ve mirasbırakanı tasarrufa ehil gördüklerine" şahitlik ederler.
10. Bu arada belirtmek gerekir ki resmî vasiyetnamenin "işlemde birlik prensibi" uyarınca, vasiyetçinin vasiyetnameyi okumasından sonra, aşamalarında araya fasıla girmeksizin tamamlanması gerekir. Resmî memurun yaptığı işlemler, tevsik işlemi olduğu için baştan itibaren aynı memur tarafından yapılması ve son imza işleminin de tahriri alan, okuyan ve vasiyetçi ile tanık sözlerini dinleyen, yazdıran memur tarafından yapılması zorunludur. Bu yön işlemlerde birlik prensibinin zaruri bir sonucudur. Bu prensibe uyulmamasının, vasiyetnamenin iptali sebebi oluşturduğu Yargıtayın yerleşmiş uygulaması ile kabul edilmiştir.
11. Eldeki davaya gelince; iptali talep edilen davaya konu vasiyetnamede tanıkların "Vasiyetname Noter ... vekili ... tarafından yazıldıktan sonra vasiyet eden ... isimli ilgiliye önümüzde okuduğunu, adı geçenin vasiyetnamenin son ve gerçek isteklerine uygun olduğunu söylediğini ve kendisini bu işi yapmaya yetenekli gördüğümüzü bildiririz..." şeklinde beyanda bulundukları, ne var ki şahitlerin "mirasbırakanın beyanının kendi önlerinde yapıldığını" tevsik eden beyanlarının vasiyetnamede yer almadığı görüldüğünden bu noktada "vasiyetname lehine yorum" ilkesinin de açıklanması gerekmektedir.
12. Vasiyetname lehine yorum ilkesi, Roma Hukukundan itibaren geniş uygulama alanı bulan "Favor Testemanti" prensibini ifade eder. Bu ilke iptal edilme ihtimali olan bir vasiyetnamenin yorum yoluyla ayakta tutulmasını sağlar. Amaç miras bırakanın son arzusunun yerine getirilmesidir. Vasiyetname lehine yorum ilkesi, tasarrufların yorumlanması bakımından geçerli olan irade teorisinin doğal bir sonucudur. Bu yorum tarzı, ölüme bağlı tasarrufu imkân olduğu ölçüde geçerli saymaya, onu ayakta tutmaya, başka bir ifade ile tasarruf yapanın gerçek iradesini, son isteklerini elden geldiği kadar değerlendirmeye, onu üstün tutmaya, ona saygı ve bağlılık göstermeye yönelmiş bulunmaktadır. Vasiyetname lehine yorum ilkesinin uygulanabilmesi için; miras bırakanın vasiyetname yapma iradesinin varlığı, vasiyetnamenin farklı biçimlerde yorumlanabilir olması ve miras bırakanın gerçek iradesinin belirlenebilir olması koşullarının bir arada bulunması gerekir (Caner Taşatan, Vasiyetname Lehine Yorum İlkesi ve Bu İlkenin Türk Medeni Kanunu'na Yansımaları, Dergi Park, s.571).
13. Vasiyetname lehine yorum ilkesi, vasiyetnamenin şekle aykırılığı durumlarında da uygulanabilir. Elbette ki bu yorum, şekil kurallarını anlamsız kılacak bir genişliğe ulaşmamalıdır. Resmî vasiyetnamenin resmî memur tarafından düzenlenmemesi veya bu işleme iki tanığın katılmaması sebepleriyle oluşan şekle aykırılık, lehe yorum ilkesi kapsamında giderilemeyeceği şüphesizdir. Zira işlemin oluşma sürecine katılan bu kişiler, miras bırakanın vasiyetname yapma iradesinin varlığını "kesin olarak ortaya koyan" ve vasiyetname içerisinde yer alan tasarrufların onun iradesine uygun olduğunu "beyan eden" konumdadırlar. Bunun dışında yer alan şekil koşulları bakımından ise her somut olay bazında amaca uygun değerlendirme yapılması gerekir. Bu kapsamda; resmî vasiyetnamelerde özellikle resmî memurun veya yardımcılarının işlemlerinden kaynaklanan şekle aykırılıkların, vasiyetname lehine yorum ilkesi kapsamında değerlendirilmesine hiçbir engel yoktur.
14. Tüm bu açıklamalar ışığında davaya konu resmî memur tarafından düzenlenen vasiyetnamenin incelenmesinde; resmî memurun ilk olarak "düzenleme şeklinde vasiyetname yapılmasını" isteyen vasiyetçi ...'i huzura alarak işleme başladığı, hemen sonrasında vasiyetçinin "yanında tanık olarak gelenlerden" bilgisi altında vasiyetname şahitleri ... ve ... ...'ın kimlik tespitlerini yaptığı, bu belirlemelerin ardından resmî memurun "Vasiyet eden ... söze başladı:" şeklindeki beyanından sonra miras bırakanın tasarruf iradesine yer verildiği, sonrasında resmî memur tarafından "Yazılan vasiyetnameyi tanıklar önünde vasiyet edene okudum. Vasiyet eden yazılanlardan tamamen son ve gerçek isteklerini kapsadığını söyledikten sonra,..." vasiyetçinin parmak izinin alındığı, bunun üzerine işlemin başından itibaren orada bulundukları anlaşılan şahitlerin "Vasiyetname Noter ... vekili ... tarafından yazıldıktan sonra vasiyet eden ... isimli ilgiliye önümüzde okuduğunu, adı geçenin vasiyetnamenin son ve gerçek isteklerine uygun olduğunu söylediğini ve kendisini bu işi yapmaya yetenekli gördüğümüzü bildiririz,..." şeklinde beyanda bulundukları, dolayısıyla vasiyetname işleminin bir bütün olarak araya süre girmeksizin tanıklar huzurunda tamamlandığı, böyle olunca işlemde birlik ilkesine uygun şekilde düzenlenen resmî vasiyetname lehine yorum yapılması gerektiği, vasiyetnamenin bütününden vasiyet edenin beyanının tanıklar huzurunda yapıldığının açıkça anlaşıldığı somut olayda vasiyetnamenin geçerli olduğu hususunda bir tereddüt bulunmamaktadır.
15. O hâlde, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
16. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
VII. KARAR
Açıklanan sebeple;
Davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında açıklanan gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Dosyanın 6100 sayılı Kanun'un 373 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca kararı veren Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesine gönderilmesine,
27.11.2024 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.
Kaynak: Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) / Bedesten, https://mevzuat.adalet.gov.tr/ictihat/1103905700
Metindeki "..." işaretleri UYAP'ın kişi/kurum adı anonimleştirmesinden kaynaklanmaktadır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu - Esas: 2022/1177, Karar: 2023/1237
"İçtihat Metni"
Hukuk Genel Kurulu 2022/1177 E. , 2023/1237 K.
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/1433 E., 2021/2009 K.
KARAR : Davanın reddine
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 21.06.2021 tarihli ve 2020/3288 Esas, 2021/3430 Karar sayılı BOZMA kararı
Taraflar arasındaki tenkis davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararının davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesince bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonunda davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin bozmaya uyarak verdiği karar davacılar vekilinin temyizi nedeniyle Yargıtay 1. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonucu tekrar bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
Direnme kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne verildikten ve temyiz incelemesi sırasında duruşmanın düzenlendiği 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 369 uncu maddesinin direnme kararının temyizini kapsamadığı, direnmenin düzenlendiği aynı Kanun'un 373 üncü maddesinde ise duruşmaya yer verilmediği gözetildiğinde direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağı kabul edilerek temyiz eden davacılar vekilinin duruşma isteminin reddine karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkillerinin murisi ...'nun 26.12.2010 tarihinde öldüğünü, ölümünden önce maliki olduğu ..., ..., Kuleli mevkiinde kain 8848 parselde kain 405 m2'lik arsa üzerindeki Gürcüoğlu İş Merkezi'ni davalı kuruma bağış yoluyla temlik ettiğini, dava konusu taşınmazın murisin terekesinin çok büyük bir kısmını oluşturduğunu, bağışlama nedeni ile müvekkillerinin 4721 sayılı Kanun'un 506 ve devamı maddeleri ile düzenleme altına alınan hükümler uyarınca saklı paylarının zedelendiğini, bu nedenle bağış işleminin tenkise tâbi olduğunu, taşınmazın müstakil parsel üzerinde tek bina olarak mevcut olması ve bölünmesinin imkânsız olması dikkate alınarak 4721 sayılı Kanun'un 564 üncü maddesi uyarınca tenkis edilecek kısmın müvekkillerine para olarak ödenmesi gerektiğini ileri sürerek şimdilik 50.000,00 TL bedelin tahsiline karar verilmesini talep etmiş, yargılama aşamasında 30.11.2016 tarihli bedel artırım dilekçesi ile talebini her bir müvekkili yararına 253.010,00 TL olarak yükseltmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; murisin 26.12.2010 tarihinde öldüğünü, dava konusu taşınmazın müvekkili kuruma 24.02.2000 tarihinde hayır amacı ile bağışlandığını, bu nedenle zamanaşımı nedeniyle davanın reddi gerektiğini, davacıların erkek kardeşleri olan ...'na karşı da tenkis davası açtıklarını, bu nedenle sıra itirazında bulunarak dava konusu taşınmazın en son sırada tenkise tâbi tutulması gerektiğini ayrıca murisin sağlığında davacılara da bir takım taşınmazlar bağışladığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 13.01.2017 tarihli ve 2012/830 Esas, 2017/4 Karar sayılı kararı ile; davanın ölüme bağlı tasarrufun iptali ve tenkis istemine ilişkin olduğu, toplanan deliller, tarafların iddia ve savunmaları, hükme esas alınan bilirkişi raporu ve toplanan diğer deliller ile birlikte değerlendirildiğinde, son bilirkişi raporunun hükme esas alınması gerektiği gerekçesiyle davanın kabulüne, her bir davacı için 253.010,00 TL alacağın 12.02.2016 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacılara ödenmesine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 05.04.2017 tarihli ve 2017/322 Esas, 2017/352 Karar sayılı kararı ile; davanın tenkis istemine ilişkin olduğu, muris ...'nun 26.12.2010 tarihinde vefat ettiği, davcıların murisin kızları olduğu, murisin ölüm tarihinde eşini, yedi çocuğunu ve iki torununu mirasçı olarak bıraktığı, davacıların her birinin 6/64 miras hissesi sahibi oldukları, dava konusu taşınmazın tamamı muris adına kayıtlı iken 24.02.2000 tarihli ve 1056 yevmiye numaralı işlem ile intifa hakkı muriste kalmak üzere çıplak mülkiyetinin davalı kuruma bağış suretiyle temlik edildiği, dava konusu taşınmazda ... İş Merkezi isimli binanın mevcut olduğu, tenkise konu tasarrufun sağlararası kazandırmalardan olup somut olayda 4721 sayılı Kanun'un 565/4 üncü maddesinin uygulanması gerektiği, bu bağlamda yapılan incelemeye göre murisin ölümünden on yıl önce dava konusu taşınmazın çıplak mülkiyetini bağışladığı, miras bırakanın müteahhitlik yaptığı, birçok taşınmazın maliki ve mal varlığı sahibi olduğu dikkate alındığında, davaya konu kazandırıcı tasarrufun miras bırakan tarafından saklı pay kurallarını etkisiz kılmak amacıyla yapılmadığı gerekçesiyle davalı tarafın istinaf başvurusunun kabulüne ve İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Birinci Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 08.10.2019 tarihli ve 2017/2662 Esas, 2019/5109 Karar sayılı kararı ile; "...Dosya içeriği ve toplanan delillerden; mirasbırakan ...'nun maliki olduğu 8848 parsel sayılı taşınmazının intifa hakkını üzerinde bırakıp çıplak mülkiyetini 24.02.2000 tarihinde davalı kuruma bağış suretiyle devrettiği, 1932 doğumlu murisin 26.12.2010 tarihinde öldüğü, geride mirasçı olarak kendisinden önce ölen ilk eşi ...'dan olma davacı kızları ..., ..., ..., ... ile dava dışı çocukları ..., ..., ... ve ...'den olma torunları ... ve ... ile dava dışı ikinci eşi Heva'nın kaldıkları anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere, mirasçılık ve mirasın geçişi mirasbırakanın ölüm tarihinde yürürlükte olan hükümlere göre belirlenir (4722 s. Türk Medeni Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun m. 17). Mirasbırakan 1.1.2002 tarihinden önce ölmüşse 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi hükümlerinin, 01.01.2002 tarihinden sonra ölmüşse 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun ilgili hükümlerinin uygulanması gerekir.
Tenkis (indirim) davası, miras bırakanın saklı payları zedeleyen ölüme bağlı veya sağlar arası kazandırmaların (bağış) yasal sınıra çekilmesini amaçlayan, öncesine etkili, yenilik doğurucu (inşai) davalardandır. Tenkis davasının dinlenebilmesi için öncelikli koşul; mirasbırakanın ölüme bağlı veya sağlar arası bir kazandırma işlemi ile saklı pay sahiplerinin haklarını zedelemiş olmasıdır. Saklı payların zedelendiğinden söz edilmesi ise kazandırma konusu tereke ile kazandırma (temlik) dışı terekenin tümüyle bilinmesiyle mümkündür. Tereke mirasbırakanın ölüm tarihinde bırakmış olduğu malvarlığı kıymetleri ile iadeye ve tenkise tabi olarak yaptığı kazandırmalardır. Bunlar terekenin aktifini oluşturur. Mirasbırakanın borçları, bakmakla yükümlü olduğu kişilerin 743 sayılı Kanun uygulanacaksa bir aylık 4721 sayılı Kanun uygulanacaksa üç aylık nafakası, terekenin defterinin tutulması, mühürlenmesi, cenaze masrafları gibi giderler de pasifidir. Aktiften belirtilen borçların indirilmesi net terekeyi oluşturur. Tereke bu şekilde tesbit edildikten sonra mirasın açıldığı tarihteki fiyatlara göre değerlendirilmesi yapılarak parasal olarak miktarının tespiti gerekir (TMK m.564). Miras bırakanın TMK'nin 506. maddesinde belirlenen saklı paya tecavüz edip etmediği bulunan bu rakam üzerinden hesaplanır. Tasarruf oranı aşılmış ise tasarrufun niteliğine göre icap ederse kazandırma işleminde, saklı payları zedeleme kastının bulunup bulunmadığı objektif (nesnel) ve sübjektif (öznel) unsurlar dikkate alınarak belirlenmelidir. Zira tasarruf oranını aşan her kazandırmada saklı payları zedeleme kastının varlığından söz edilemez.
Mutlak olarak tenkise tabi tasarruflarda (ölüme bağlı tasarruflar veya TMK'nin 565. maddesinin 1, 2 ve 3 bentlerinde gösterilenler) veya saklı payın ihlal kastının varlığı kesin olarak anlaşılan diğerlerinde özellikle muayyen mal hakkında tenkis uygulanırken TMK'nin 570. maddesindeki sıralamaya dikkat etmek davalı mahfuz hisseli mirasçılardan ise aynı Kanunun 561. maddesinde yer alan mahfuz hisseden fazla olarak alınanla sorumluluk ilkesini gözetmek, dava konusu olup olmadığına bakılmayarak önce ölüme bağlı tasarruflarla davacının saklı payını tamamlamak, sonra sağlar arası tasarrufları dikkate almak gerekir. Bu işlem sırasında dava edilmeyen kişi veya tasarrufların tenkisi gerekeceği sonucu çıkarsa davacının onlardaki hakkını dava etmemesinin davalıyı etkilemeyeceği ve birden çok kişiye yapılan teberru tenkise tabi olursa 563. maddede yer alan, alınanla mütenasip sorumluluk kuralı gözetilmelidir.
Davalıya yapılan tasarrufun tenkisine sıra geldiği takdirde tasarrufun tümünün değeri ile davalıya yapılan fazla teberru arasında kurulan oranda (Sabit Tenkis Oranı) tasarrufa konu malın paylaşılmasının mümkün olup olamayacağı (TMK m.564) araştırılmalıdır. Bu araştırma sonunda tasarrufa konu mal sabit tenkis oranında bölünebilirse bu kısımların bağımsız bölüm halinde taraflar adına tesciline karar verilmelidir.
Tasarrufa konu malın sabit tenkis oranında bölünmezliği ortaya çıktığı takdirde sözü geçen 564. maddedeki tercih hakkı gündeme gelecektir. Böyle bir durum ortaya çıkmadan davalının tercih hakkı doğmadan davalının tercihini kullanması söz konusu olamaz. Daha önce bir tercihten söz edilmişse sonuç doğurmaz. O zaman davalıdan tercihi sorulmak ve 11.11.1994 günlü 4/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca süratle dava konusu olup sabit tenkis oranına göre bölünemeyen malın, karar tarihindeki rayice göre değeri belirlenmeli ve bu değerin sabit tenkis oranıyla çarpımından bulunacak naktin ödetilmesine karar verilmelidir.
Öte yandan, bilindiği ve 4721 sayılı TMK'nın 565/4. maddesinde düzenlendiği üzere mirasbırakanın saklı pay kurallarını etkisiz kılmak amacıyla yaptığı açık olan kazandırmalar tenkise tabidir.
Somut olayda, dava konusu temlik bakımından mirasbırakanın saklı payı zedeleme kastı olup olmadığı yönünde 4721 sayılı TMK'nun 565. maddesinin 4. fıkrası gereği araştırma yapılmamış, davacı taraf, dava dilekçesinde tanık deliline dayandığı halde tanık isimlerini bildirmek üzere süre verilmemiş, davalıya tercih hakkı kullandırılmamış ve taşınmazın keşif tarihinde belirlenen değerine sabit tenkis oranı uygulanmıştır.
Hâl böyle olunca; mahkemece yukarıda belirtilen ilkeler çerçevesinde hareket edilmesi, davacılara tanıklarını bildirmesi hususunda süre verilmesi ve isimlerin bildirilmesi halinde tanık deliline dayanan davacı tanıklarının eksiksiz bir şekilde dinlenmesi, TMK'nın 565/4. maddesi uyarınca mirasbırakanın saklı payı zedeleme kastı ile hareket edip etmediğinin araştırılması, saklı payı zedeleme kastı ile hareket ettiği belirlenir ise yukarıdaki ilkeler uyarınca tenkis hesabı yapılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir..." gerekçesiyle karar oy birliği ile bozulmuştur.
B. Bölge Adliye Mahkemesince Birinci Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Bölge Adliye Mahkemesinin 24.09.2020 tarihli ve 2019/1773 Esas, 2020/965 Karar sayılı kararı ile bozma ilâmına uyularak yapılan yargılama sonunda; dosya kapsamına göre murisin ölümünden on yıl önce dava konusu taşınmazın çıplak mülkiyetini bağışladığı, müteahhitlik yapan murisin birçok taşınmazın maliki ve mal varlığı sahibi olduğu, sağlığında davacı mirasçılar ile murisin ilişkisinin kesilmediği, bayramlarda murisi ziyarete devam ettikleri, davacılara muris tarafından devredilen taşınmazların bulunduğu, davacıların bu taşınmazların bedelini ödeyerek satın aldıklarına dair tanık anlatımlarına itibar edilemeyeceği, para ödenerek alındığına ilişkin bir delilin mevcut olmadığı, miras nedeniyle mirasçılar arasında açılan ve feragatle sonuçlanan davaların bulunduğu hususları dikkate alındığında miras bırakanın bağışlama işlemi sırasında saklı payı ihlâl etmek kastıyla hareket ettiğinin ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
C. İkinci Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "...Dosya içeriği ve toplanan delillerden; mirasbırakan ...'nun maliki olduğu 8848 parsel sayılı taşınmazını intifa hakkını üzerinde bırakıp çıplak mülkiyetini 24.02.2000 tarihinde davalı kuruma bağış suretiyle devrettiği, 1932 doğumlu murisin 26.12.2010 tarihinde öldüğü, geride mirasçı olarak kendisinden önce ölen ilk eşi ...'dan olma davacı kızları ..., ..., ..., ... ile dava dışı çocukları .., ..., ... ve ...'den olma torunları ... ve ... ile dava dışı ikinci eşi Heva'nın (murisin ilk eşinin öz yeğeni) kaldıkları anlaşılmaktadır.
Somut olayda, dinlenen davacı tanıkları ifadelerinde, mirasbırakanın ölen ilk eşi ile evlilik birliği devam ederken 1990'lı yıllarda eşinin öz yeğeni ile ilişki yaşamaya başlaması nedeniyle mirasbırakan ile davacı çocuklarının arasının açıldığını ve mirasbırakanın çocuklarına mal bırakmak istemediğine dair beyanda bulundukları, diğer yandan mirasbırakanın en değerli malvarlığını hibe suretiyle temlik ettiği ancak ölünceye kadar intifa hakkını uhdesinde tuttuğu olguları ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, temlikin saklı pay kurallarını etkisiz kılmak amacıyla yapıldığı sonucuna varılmaktadır.
Hal böyle olunca, mirasbırakanın saklı payı ihlal kastı ile hareket ettiği gözetilerek, önceki bozma kararında değinilen ilkeler uyarınca tenkis incelemesi yapılması ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru değildir..." gerekçesiyle karar oy çokluğu ile bozulmuştur.
D. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile önceki kararda yer alan gerekçenin yanında; bozma kararının mevcut delillerle iddianın kanıtlanamadığı gerekçesine dayalı olması nedeniyle sübuta ilişkin olduğu, maddi denetim içeren bozma kararlarının usul hukuku kurallarına aykırı olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Direnme kararına karşı süresi içinde davacılar vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacılar vekili temyiz dilekçesinde; Yargıtay bozma sebebinin Mahkemece araştırıldığı ancak hatalı değerlendirme yapıldığını, tanık beyanlarına göre muris ile çocukları arasında husumet olduğunun ispatlandığını ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Uyuşmazlık
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık;
1. Bölge adliye mahkemesinin 24.09.2020 tarihli kararına karşı davacı vekilinin temyizi üzerine Yargıtayca yapılan inceleme sonucunda verilen 21.06.2021 tarihli bozma ilâmının, 6100 sayılı HMK'nın 371 inci maddesinde yazılı hukuki denetim kapsamında kalıp kalmadığı;
2. Somut olayda davalı kuruma yapılan bağış işleminin; miras bırakan tarafından, saklı pay kurallarını etkisiz kılmak amacıyla yapıldığının ispat edilip edilemediği, buradan varılacak sonuca göre davacıların tenkis isteminin incelenmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
D. Gerekçe
1. İlgili Hukuk
1. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 371 inci maddesi.
2. Türk Medeni Kanunu'nun 505 ilâ 571 inci maddeleri.
2. Değerlendirme
b. İki numaralı uyuşmazlık yönünden yapılan incelemede;
1. Tenkisin sözlük anlamı indirme, azaltma ve eksiltmedir. Bu husus indirim-indirme başlığı altında "yasaya ya da hakkaniyete uygun olmayan işlem, yükümlülük ve borçların yasal ya da makul çizgiye indirilmesi demektir" şeklinde tanımlanmıştır (Türk Hukuk Lugatı, Ankara 2021 Baskı, Cilt-I, s. 574). Kanun koyucu, yasal mirasçıların bir kısmına, miras bırakanın iradesiyle ortadan kaldırılamayan ve dokunulamayan bir miras hakkı tanımıştır. Tanınan bu hakka saklı pay, bu hakkın tanındığı kimselere de saklı paylı mirasçı denilmektedir.
2. Saklı payın temel amacı, miras bırakanla yakın hısımlık içerisindeki mirasçıların korunmasıdır. Saklı pay hakkı; miras bırakanın sadece altsoyu, ana-babası ve eşi için söz konusudur (4721 sayılı Kanun md. 505). Yeri gelmişken belirtmek gerekir ki; kardeşlerin saklı payı, 04.05.2007 tarihli ve 5650 sayılı Kanun'la kaldırılmıştır. Bu nedenle, belirtilen tarihten sonra gerçekleşecek hesaplamalarda kardeşler saklı pay sahibi olamaz ve saklı paylarının ihlâl edildiğinden bahisle tenkis davası açamazlar.
3. Bilindiği üzere; miras bırakan, tasarruf özgürlüğünün sınırları içinde, mal varlığının tamamında veya bir kısmında vasiyetname ya da miras sözleşmesiyle tasarrufta bulunabilir (4721 sayılı Kanun md. 514/1). Hükümde belirtilen miras bırakanın tasarruf özgürlüğünün sınırını, saklı pay sahibi mirasçıların saklı payları oluşturur. Miras bırakanın serbestçe tasarruf edebileceği kısım ise saklı paylar toplamı dışında kalan kısımdır. Bu sebeple miras bırakan, mirasçılarının saklı payları hariç olmak üzere, terekesinde her türlü tasarrufu gerçekleştirebilir. Miras bırakan bu tasarrufları sağlığında yapabileceği gibi, ölüme bağlı tasarruf biçiminde de yapabilir. Ancak miras bırakan sözü edilen tasarruflarla, tasarruf özgürlüğünün sınırlarını aşarak saklı payları ihlâl ederse; saklı paylı mirasçılar, saklı paylarının karşılığını elde edebilmek amacıyla tenkis talebinde bulunabilirler.
4. Türk Medeni Kanunu'nun 560 ve devamı hükümlerinde düzenleme alanı bulan tenkis davası; miras bırakanın, saklı payı ihlâl eden sağlar arası veya ölüme bağlı kazandırmalarının, yasal sınıra indirilmesini sağlayan yenilik doğurucu bir dava niteliğindedir. Bu dava sonucunda verilen kararla; miras bırakanın yapmış olduğu tasarruflar, mirasın açıldığı tarihten itibaren hüküm doğurmak üzere, saklı payı aştığı ölçüde geçersiz olacaktır.
5. Tenkis davasının konusunu, miras bırakanın saklı payları ihlâl eden tasarrufları oluşturur. Tenkise tâbi tasarruflar, sağlararası ve ölüme bağlı tasarruflar olarak ikiye ayrılmaktadır. Belirtmek gerekir ki bu ayrımın yapılması tenkis davası bakımından oldukça önemlidir. Zira miras bırakanın tasarruf nisabını aşan tüm ölüme bağlı tasarrufları tenkise tâbi iken, sağlararası tasarrufları ise sadece 4721 sayılı Kanun'un 565 inci maddesinde sayılan gruplardan birine ait olması durumunda tenkise tâbi tutulur.
6. Tenkis davasının koşulları 4721 sayılı Kanun'un 560 ıncı maddesinde düzenlenmiş olup, "Saklı paylarının karşılığını alamayan mirasçılar, mirasbırakanın tasarruf edebileceği kısmı aşan tasarruflarının tenkisini dava edebilirler" şeklinde hüküm altına alınmıştır. Buna göre tenkis davası, miras bırakanın tasarruf nisabını aşması ve mirasçıların saklı paylarını elde edememiş olması hâlinde açılabilir. Mirasçılar temlik dışı terekeden saklı paylarını elde edebiliyorlarsa, tenkis davası açılamaz. Dolayısıyla tenkis davası açma hakkı yalnızca terekeden saklı payları zedelenen mirasçılar içindir. Saklı payın zedelenip zedelenmediği ise mirasın açıldığı tarihteki terekenin durumuna göre belirlenir.
7. Tereke; miras bırakanın ölüm tarihi itibari ile sahip olduğu ve mirasçılarına intikal edebilen mal, hak, alacak ve borçların tümüdür. Miras bırakanın tasarruf özgürlüğünün sınırının diğer bir ifade ile tasarruf nisabının belirlenebilmesi için terekenin ölüm tarihindeki değerinin tespit edilmesi ve kanunda belirtilen değerlerin eklenip çıkarılmasıyla net terekenin hesaplanması ve bu değerden saklı paylar toplamının çıkarılması gerekir.
12. Türk Medeni Kanunu'nun 565 inci maddesi ile "Aşağıdaki karşılıksız kazandırmalar, ölüme bağlı tasarruflar gibi tenkise tâbidir: 1. Mirasbırakanın, mirasçılık sıfatını kaybeden yasal mirasçıya miras payına mahsuben yapmış olduğu sağlararası kazandırmalar, geri verilmemek kaydıyla altsoyuna malvarlığı devri veya borçtan kurtarma yoluyla yaptığı kazandırmalar ya da alışılmışın dışında verilen çeyiz ve kuruluş sermayesi, 2. Miras haklarının ölümden önce tasfiyesi maksadıyla yapılan kazandırmalar, 3. Mirasbırakanın serbestçe dönme hakkını saklı tutarak yaptığı bağışlamalar ve ölümünden önceki bir yıl içinde âdet üzere verilen hediyeler dışında yapmış olduğu bağışlamalar, 4. Mirasbırakanın saklı pay kurallarını etkisiz kılmak amacıyla yaptığı açık olan kazandırmalar" hükmü düzenleme altına alınmıştır. Miras bırakanın tasarruf yapmaktaki amacının, maddenin ilk üç bendi bakımından bir önemi bulunmamaktadır. Buna karşılık, anılan hükmün son bendi kapsamında bir sağlararası tasarrufun tenkis edilebilmesi için tasarrufun saklı pay kurallarını etkisiz kılma amacıyla yapıldığının açık olması gerekmektedir.
14. Somut olaydaki gibi bir sağlararası tasarrufun, 4721 sayılı Kanun'un 565 inci maddesinin 4 üncü bendine göre tenkis edilebilmesi için; saklı payın ihlâl edilmiş olması yanında, tasarrufun miras bırakan tarafından saklı pay kurallarını ihlâl etmek amacıyla yapılmış olması gerekir. Burada tenkis imkanının doğması için varlığı araştırılacak olan sadece kazandırmada bulunanın amacıdır. Kazandırma yapılanın da bu kasıtla davranması gerekmediği gibi onun bu kazandırma sonucu müstakbel bir mirasçının saklı payının ihlâl edileceğini bilmesi de gerekmez. Saklı pay kurallarını etkisiz kılma amacı, tanık ve yemin de dahil olmak üzere her türlü delille ispatlanabilir.
15. Saklı pay kurallarını etkisiz kılmak amacı konusunda, mahkeme tarafından etraflı şekilde araştırma yapılmalıdır. Yargıtay önüne gelen uyuşmazlıklarda, miras bırakanın saklı pay kurallarını etkisiz kılma amacıyla hareket edip etmediğini belirlemek için bazı ölçütleri dikkate almaktadır. Bu ölçütler; miras bırakan tarafından mal varlığının tamamının veya büyük bir bölümünün elden çıkarılması, taşınmazların değerinin çok altında satılması, karma bağışlama yapılması, bağışlamanın görünüşteki muvazaalı satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesinin arkasına gizlenmesi, kız çocuklarından mal kaçırılarak erkek çocuklara verilmesi, kazandırma yapılan kişiyle miras bırakan arasında yakın hısımlık bulunması, yalnızca ikinci eşten olan çocuklara kazandırmalarda bulunulması gibi ölçütlerdir.
16. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; miras bırakan ...'nun 01.02.1932 doğumlu olup ölen ilk eşi ... ile olan evliliğinden davacı çocukları ...., ..., ..., ... ile dava dışı çocukları ..., ..., ... ve ... olmak üzere sekiz çocuğunun dünyaya geldiği, evlilik birliği devam ederken 1990'lı yıllarda eşinin abisinin kızı olan ... ile ilişki yaşamaya başladığı ve resmi nikah olmaksızın birlikte yaşadıkları, sonrasında resmi nikahlı eşi ...'nin 02.06.2008 tarihinde ölmesi ile 12.08.2008 tarihinde ... ile evlendiği, eşinin öz yeğeni ile yaşadığı ilişkiden dolayı gerek aile gerekse sosyal çevresince kınanan murisin çocukları tarafından da dışlandığı, kız çocuklarının babalarına daha büyük tepki gösterdiği, bu yaşananlar karşısında miras bırakanın da çocuklarını mirasından mahrum bırakmakla tehdit ettiği, dinlenen davacı tanıklarının "mirasbırakanın çocuklarına mal bırakmak istemediğine" dair beyanda bulundukları, diğer yandan miras bırakanın terekesine bakıldığında mal varlığının çok büyük bir bölümünü oluşturan dava konusu taşınmazını intifa hakkını uhdesinde tutarak çıplak mülkiyetini davalı kuruma bağışladığı anlaşılmaktadır. Bu durum karşısında yapılan işlemin davacıların saklı paylarını zedelemek kastıyla yapıldığının kabulü gerekmiştir.
17. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; miras bırakanın bir çok taşınmazın maliki ve mal varlığı sahibi olduğu, sağlığında davacılara devrettiği taşınmazların da bulunduğu, davalı Darulaceze kurumuna yapmış olduğu hibe işleminde hayır yapma amacı taşıdığı, dolayısıyla temlikin saklı pay kurallarını etkisiz kılma amacıyla yapıldığından söz edilemeyeceği belirtilerek direnme kararının onaması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.
18. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki hükümde direnilmesi doğru olmamıştır.
19. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile;
1 numaralı uyuşmazlık yönünden direnme kararının, yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesi gereğince oy birliği ile BOZULMASINA (VI. D. 2. a.), 2 numaralı uyuşmazlık yönünden direnme kararının, Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesi gereğince oy çokluğu ile BOZULMASINA (VI. D. 2. b.),
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatıranlara geri verilmesine,
Dosyanın 6100 sayılı Kanun'un 373 maddesinin ikinci fıkrası uyarınca İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 13.12.2023 tarihinde kesin olarak karar verildi.
Kaynak: Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) / Bedesten, https://mevzuat.adalet.gov.tr/ictihat/985743800
Metindeki "..." işaretleri UYAP'ın kişi/kurum adı anonimleştirmesinden kaynaklanmaktadır.