Borçlu bir kişinin, borcunu ödememek amacıyla üzerine kayıtlı ev, arsa, araba gibi malvarlıklarını üçüncü kişilere devretmesi, yakınlarına satmış gibi göstermesi veya bağışlaması uygulamada sıkça karşılaşılan bir hiledir. Hukuk sistemimiz, kötü niyetli borçluların alacaklıları mağdur etmesini engellemek için alacaklılara güçlü bir hak tanımıştır: Tasarrufun İptali Davası (halk arasında bilinen adıyla Borçlunun Mal Kaçırma Davası).

Türk Borçlar Hukuku ilkeleri çerçevesinde ve İcra ve İflas Kanunu (İİK) m. 277-284 maddelerinde düzenlenen bu dava, borçlunun yaptığı haksız mal devirlerinin alacaklı yönünden geçersiz kılınmasını sağlar. Bu yazımızda, mal kaçırma davalarının şartlarını, hangi satışların iptal edilebileceğini ve süreçleri herkesin anlayabileceği en sade dille derledik.

Tasarrufun İptali (Mal Kaçırma) Davası Nedir?

Bu dava, borçlunun borçlarını ödemeyip alacaklılarından mal kaçırmak için icra takibinden veya iflastan önce yaptığı devir işlemlerinin (satış, hibe, rehin vb.) iptal edilmesi için açılır.

Çok Önemli Detay: Bu dava sonucunda satılan malın mülkiyeti borçluya geri dönmez. Mahkeme alacaklıya, o mal kimin üzerine geçmiş olursa olsun, üzerine haciz koydurup icra kanalıyla sattırma ve alacağını tahsil etme yetkisi verir. Yani mal kimin elindeyse icra dairesi gidip o malı satar ve parayı alacaklıya öder.

Borçlunun Yaptığı Hangi Satışlar İptal Edilebilir?

Kanunumuz alacaklıları korumak adına üç grup altındaki mal kaçırma işlemlerinin iptal edilebileceğini öngörmüştür:

1. Değerinin Çok Altında Yapılan Satışlar ve Bağışlar (İİK m. 278)

Borçlunun mallarını karşılıksız devretmesi (hibe etmesi) veya piyasa değerinin çok altında bir bedelle (örneğin 1 milyon TL'lik evi tapuda 100 bin TL göstermesi) satması halinde bu işlemler iptal edilir. Kanun, icra takibinden veya iflastan önceki son 2 yıl içinde yapılan şu işlemleri otomatik olarak mal kaçırma/bağışlama kabul eder:

  • Eşler, çocuklar, anne-baba ve 3. dereceye kadar akrabalar (kardeş, amca, dayı, teyze, hala, yeğen) arasında yapılan satış devirleri.
  • Tapudaki satış bedeli ile malın gerçek piyasa değeri arasında fahiş fark bulunan devirler.

2. Durumu Kötü Olan Borçlunun Şüpheli İşlemleri (İİK m. 279)

Borçlunun fiilen ödeme güçlüğü içinde olduğu dönemde, icradan önceki son 1 yıl içinde yaptığı şu işlemler şüpheli kabul edilerek iptal edilebilir:

  • Mevcut bir borç için sonradan haksız yere rehin veya teminat verilmesi.
  • Borcun para yerine başka bir şeyle (örneğin nakit ödemek yerine zorla araba devrederek) ödenmesi.
  • Günü gelmemiş (vadesi dolmamış) borçların erkenden ödenmesi.

3. Alacaklıya Zarar Verme Amacı Taşıyan Tüm Satışlar (İİK m. 280)

Borçlunun malvarlığı borçlarını ödemeye yetmediği halde, alacaklılarından mal kaçırmak amacıyla yaptığı tüm satışlar iptal edilebilir. Bunun için:

  • Devir işleminin yapıldığı tarihten itibaren 5 yıl içinde borçlu aleyhine icra takibi yapılmış olmalıdır.
  • Malı satın alan üçüncü kişinin; borçlunun durumunu, borçları olduğunu ve alacaklılardan mal kaçırdığını bilen veya bilmesi gereken bir kişi olması gerekir. Yakın akrabaların ve iş ortaklarının borçlunun durumunu bildiği kanunen varsayılır.

Tasarrufun İptali Davası Açmanın Şartları Nelerdir?

Mahkemenin davayı kabul edip incelemesi için şu 3 temel şartın bir arada bulunması şarttır:

  1. Kesinleşmiş İcra Takibi: Alacaklının borçlu aleyhine başlattığı bir icra takibi olmalı ve bu takip kesinleşmiş olmalıdır.
  2. Borcun Satıştan Önce Doğmuş Olması: En kritik kural budur. Borçlunun malı devrettiği tarihten önce alacağın doğmuş olması şarttır. Kişi borçlanmadan önce malını satmışsa, sonradan doğan borç için mal kaçırma davası açılamaz.
  3. Aciz Belgesi veya Haciz Zaptı: Borçlunun üzerine kayıtlı başka hiçbir malı bulunmadığı kanıtlanmalıdır. İcra dairesinden alınan aciz vesikası veya icra memurunun borçlunun adresinde yaptığı arama sonucu tuttuğu "haczedilecek mal bulunamamıştır" tutanağı (haciz zaptı) bu kanıt için yeterlidir.

Zamanaşımı Süresi Nedir?

Mal kaçırma davaları, borçlunun malı devrettiği (tapuda veya noter satışı yaptığı) tarihten itibaren en geç 5 yıl içinde açılmalıdır. 5 yıl geçtikten sonra dava açma hakkı zamanaşımına uğrar.

Sıkça Sorulan Sorular

Daha detaylı bilgi ve hukuki danışmanlık talepleriniz için İcra ve İflas Hukuku sayfamıza göz atabilir veya İletişim sayfamız üzerinden büromuzdan randevu alabilirsiniz.

Tasarrufun iptali davasını kimler açabilir?

Bu davayı yalnızca borçludan alacağını tahsil edemeyen ve elinde geçici veya kesin aciz vesikası (İİK 105 veya 143) bulunan icra takibi alacaklıları açabilir.

Tasarrufun iptali davası açmak için zamanaşımı veya hak düşürücü süre var mıdır?

Evet. Tasarrufun iptali davası açma hakkı, tasarrufun (mal devrinin) yapıldığı tarihten itibaren 5 yıllık hak düşürücü süreye tabidir. Bu süre geçtikten sonra dava açılamaz.

İptal kararı verilirse satılan mal doğrudan alacaklıya mı geçer?

Hayır. Mahkeme devredilen malın mülkiyetini doğrudan alacaklıya vermez. Karar, alacaklıya o mal üzerinde icra takibine devam ederek malı haczettirme ve sattırarak alacağını tahsil etme yetkisi verir.

Tasarrufun İptali Davası Yargıtay Kararları (Emsal Kararlar)

Mahkemelerin ve Yargıtay'ın mal kaçırma davalarında uyguladığı güncel kuralları gösteren 3 önemli emsal Yargıtay kararını aşağıda detaylarıyla inceleyebilirsiniz:

1. Yargıtay Emsal Kararı: Nam-ı Müstear Kullanılarak Yakın Akraba Adına Yapılan Tesciller

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi - Esas: 2024/13897, Karar: 2025/6833 (Karar Tarihi: 29.04.2025)

Özet: Borçlu şirketin ortaklarının altsoyu olan, devir tarihinde sabit geliri bulunmayan üniversite öğrencisi adına yapılan tapu tescilleri, alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla nam-ı müstear kullanımı sayılarak iptale tabidir. Yargıtay, üçüncü kişilerin borçlunun mali durumunu bilebilecek konumda olduğu gerekçesiyle davalıların temyiz itirazlarını REDDETMİŞ; dosyayı yalnızca yargılama sırasında ortaya çıkan kısmi feragat hakkında ek karar verilmesi için mahkemesine göndermiştir.

"…devir tarihi itibariyle sabit bir gelirinin bulunmadığı, üniversite öğrencisi olduğu, dava konusu taşınmazı gerçekte devralanın davalı borçlu … ve İnşaat Malzemeleri Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi olmasına rağmen nam-ı müstear kullanılarak şirketin adı gizlenmekte, nam-ı müstearlara tamamen alacaklılardan mal kaçırmak amaçlı davalı … adına tapu müdürlüğünde kayıt ve tescil edildiği anlaşılmış olmasına göre bu davalı yönünden davanın kabulü yerinde olmakla davalılar vekillerinin istinaf başvurusu yerinde görülmemiştir…"

(Yargıtay tarafından temyiz itirazları reddedilerek benimsenen Bölge Adliye Mahkemesi gerekçesinden)
Kararın Tam Metnini Gör

2. Yargıtay Emsal Kararı: İvazlar Arasındaki Farkın Tespitinde İpotek ve Haciz Yükünün Gözetilmesi

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi - Esas: 2018/6291, Karar: 2020/8154 (Karar Tarihi: 07.12.2020)

Özet: Taşınmaz ipotek ve haciz kayıtlarıyla yüklü olarak devredilmişse, alıcı taşınmazı bu yüklerle birlikte almış sayılır; ivazlar arasındaki oransızlık belirlenirken ipotek ve haciz tutarları da hesaba katılmalıdır. Somut olayda ipotek bedeli gözetildiğinde bedel farkı kalmadığından ve kötü niyet ispatlanamadığından Yargıtay, davanın kabulüne dair Bölge Adliye Mahkemesi kararını davalılar lehine BOZMUŞTUR.

"…satılan taşınmaz üzerinde, ipotek ve haciz kayıtları varsa, alıcı taşınmazı bu kayıtlarla yükümlü olarak satın almış olacağından, satışın bunların tamamı üzerinden yapıldığının kabulü, bu nedenle oransızlığın belirlenmesinde tapu kaydındaki ipotek ve haciz miktarının da göz önünde tutulması, aynı maddede sayılan akrabalık derecesi vs. araştırılması gerekmektedir. […] ipotek bedeli göz önüne alındığında bedel farkının bulunmadığı anlaşılmaktadır. Öte yandan; İİK.nun 280. maddesine göre kötü niyeti kanıtlama yükümlülüğü davacı tarafta olup, aynı gün aynı resmi senetle birden fazla bağımsız bölümün, davalı 3. kişi …’a satılmış olması tek başına davalılar arasında kötü niyeti göstermeyeceğinden…"
Kararın Tam Metnini Gör

3. Yargıtay Emsal Kararı: Haciz Tutanağının Aciz Belgesi Niteliği ve Üçüncü Kişinin Malvarlığı İddiası

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi - Esas: 2024/12154, Karar: 2025/15450 (Karar Tarihi: 18.11.2025)

Özet: Borçlunun adresinde düzenlenen ve haczi kabil mal bulunmadığını gösteren haciz tutanakları İİK m.105 kapsamında aciz belgesi niteliğindedir. Üçüncü kişinin "borçlunun başka malvarlığı var" iddiası, o malvarlığı elden çıkarılmışsa veya borcu karşılamaya yetmiyorsa sonuca etkili değildir. Yargıtay, önceki bozma ilamını kaldırarak davanın kabulüne ilişkin mahkeme kararını ONAMIŞTIR.

"…31.01.2014 tarihinde davalı borçlu …'e intikal eden taşınmazın aynı gün … isimli şahsa devredilerek elden çıkarıldığı, adına kayıtlı 1 68... nolu parselde 256.90 m² de 1/92 pay olarak çok düşük bir payı olduğu, borcu karşılamaya yetmeyeceği ve bu halde borçlu adreslerinde yapılan haciz tutanaklarının İİK'nın 105.maddesi kapsamında aciz belgesi niteliğinde olduğundan borçlunun aciz halinin var olduğunun kabulü gerekir. Davalı üçüncü kişi …'in de borçlu ile aralarındaki yakın akrabalık nedeni ile borçlunun mali durumunu bilebilecek kişilerden olduğundan, mahkemenin davanın kabulü yönünde verdiği kararın yerinde olduğu anlaşılmıştır…"
Kararın Tam Metnini Gör