Yargıtay Hukuk Genel Kurulu - Esas: 2021/99, Karar: 2023/2
"İçtihat Metni"
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu
Detaylar: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu - Esas: 2021/99, Karar: 2023/2
KARAR METNİ:
Hukuk Genel Kurulu 2021/99 E. , 2023/2 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2019/1204 E., 2020/85 K. KARAR : Davanın kabulü
1. Taraflar arasındaki ortaklığın giderilmesi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Beyşehir Sulh Hukuk Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnme kararı verilmiştir. 2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi 4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin Konya ili Beyşehir ilçesi Dalyan mahallesi 32 ada 14 parselde bulunan altında bodrum, zemin kat dükkân ve üstü üç katlı karkas binada davalı ile birlikte paylı malik olduğunu, dava konusu taşınmazda bulunan binanın yapım aşamasında her iki tarafın huzurunda kura çekildiğini ve Şenol İşhanı tarafında bulunan dükkân ve üzerindeki katların müvekkiline, diğer taraftaki dükkân ve üzerindeki katların ise davalıya isabet ettiğini, müvekkilinin davalıya defalarca fiili kullanım ve kuraya göre tapularını ayırma talebini ilettiği hâlde bugüne kadar olumlu cevap alamadığını, müvekkilinin iş bu davayı açmadan önce davalıya yine noter marifetiyle aynı talebini ihtar etmişse de olumlu bir cevap alamadığını belirterek taşınmazdaki ortaklığın aynen taksim suretiyle giderilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı 5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın haksız ve hukuki mesnetten yoksun olduğunu, kura çekmek yöntemiyle ortaklığın taksimi gerektiğini, davacının dava dilekçesinde belirttiği kura yöntemi ile ilgili olarak hiç bir yazılı delil ibraz edemediğini, davacının talep ettiği yer ile yan tarafındaki dükkânlar arasında her bir katta 5,5 m2 fazlalık olduğunu, bu nedenle çekilecek kurada denkleştirme yapılması gerektiğini belirterek davacının talebinin reddi ile mahkeme tarafından adil, hukuka uygun kura ile ortaklığın denkleştirmek suretiyle giderilmesini savunmuştur. Mahkemenin Birinci Kararı 6. Beyşehir Sulh Hukuk Mahkemesinin 25.05.2016 tarihli ve 2015/378 Esas 2016/564 Karar sayılı kararı ile; taşınmazda kat mülkiyeti kurulmak suretiyle ortaklığın giderilmesinin mümkün olduğu, kat mülkiyeti kurulması için gerekli eksikleri tamamlamak üzere taraflara verilen süre içerisinde davacının yapı kullanma izin belgesi eksikliğini tamamladığı, tarafların yönetim planını imzaladıkları, mimari projenin düzenlendiği, inşaat mühendisi bilirkişiden bağımsız bölümler listesi (arsa paylarını gösterir) düzenlemesi istenildiği ve bağımsız bölümler listesinin dosya arasına alındığı, tarafların inşaat mühendisi bilirkişi raporunda belirtilen bağımsız bölümlerin paylaşılması hususunda anlaşamamaları sebebiyle yapılan kura sonucunda A bağımsız bölümün davacı ...'a, B bağımsız bölümün davalı ...'a isabet ettiği, 04.01.2016 tarihli inşaat bilirkişisi ek raporunda, bağımsız bölüm değerlerinin farklı olması nedeniyle denkleştirme miktarı olan 38.000,00 TL’nin davalıya ödenmesi gerektiği gerekçesiyle davanın kabulü ile; 32 ada 14 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki ortaklığın kat mülkiyeti kurulmak suretiyle aynen paylaşım yoluyla giderilmesine; buna göre inşaat mühendisi bilirkişisi tarafından düzenlenen 04.01.2016 tarihli rapor ve krokide gösterilen; bölüm A bağımsız bölümün davacı ... adına, bölüm B bağımsız bölümün davalı ... adına tapuya tesciline, bağımsız bölüm değerlerinin farklı olması nedeniyle denkleştirme miktarı olan 38.000,00 TL'nin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, dosya arasında bulunan 04.01.2016 tarihli rapor ve kroki ile 25.05.2016 havale tarihli yönetim planı ve 22.03.2016 havale tarihli mimari projenin kararın ekinden sayılmasına karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı 7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur. 8. Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 02.07.2018 tarihli ve 2017/3623 Esas 2018/5150 Karar sayılı kararı ile; “…Dava, ortaklığın aynen taksim suretiyle giderilmesi istemine ilişkindir. Dosyada toplanan belge ve bilgilere göre, dava konusu taşınmazın Kat Mülkiyeti Kanununun 50/2. maddesi hükmüne uygun nitelikte olduğu anlaşılmaktadır. Kat Mülkiyeti Kanunu hükümlerine uygun olarak üzerinde kat mülkiyetine elverişli yapı bulunan ortak taşınmazda kat mülkiyetine geçilebilmesi için, üzerindeki yapının mimari projesine uygun biçimde tamamlanmış ya da projesi olmamakla birlikte fiilî durumuna göre çizdirilmiş imara ve fenne uygunluğu ilgili makamca onaylanmış projesinin olması, bağımsız bölümlerin başlı başına kullanmaya elverişli bulunması (M.1), yapının tümünün kargir olması (M.50/2) ve her bir paydaşa en az bir bağımsız bölüm düşmesi, ayrıca 12. maddede yazılı belgelerin (belediyeden onaylı proje, yapı kullanma izin belgesi ve yönetim planı) tamamlattırılması gerekmektedir. Bu koşulların gerçekleşmesi durumunda anılan Kanunun 10. maddesinin son fıkrası hükmünce taşınmazda kat mülkiyetine geçilebilecek ve açılan davada ortaklığın bu yolda giderilmesine karar verilebilecektir. Kat mülkiyetine geçiş suretiyle ortaklığın giderilmesine karar verilebilmesi için anataşınmazın tümüyle (ortak yerler, eklentiler vs. dahil) projesine uygun halde yapılmış olması veya mevcut haliyle çizdirilecek projesinin belediye tarafından onaylanması gerekir. Yargıtayın yerleşmiş uygulamalarında, tamamlanmış yapının fiilî durumu ile onaylı projesi arasında aykırılıkların bulunması ya da yapının imara uygun ancak projesiz inşa edilmiş olması gibi kat mülkiyeti kurulmasına engel oluşturan eksikliklerin mevcut olduğu durumlarda hemen kat mülkiyeti kurulamayacağı sonucuna varılmayarak, bu eksikliklerin giderilip yasal koşullara uygun hale getirilmesi mümkün ise bunun isteyen tarafa tamamlattırılması yoluna gidilmesi gerektiği kabul edilmektedir. Yukarıda açıklanan bilgiler ışığında dosyadaki bilgi ve belgelerin incelenmesinde; Mahkeme kararının hüküm fıkrasında kat mülkiyeti kurularak ortaklığın giderildiğinin açıkça belirtilmesi ile sırasıyla her bir kat malikine özgülenen bağımsız bölümler, bağımsız bölüm numaraları ve arsa payları, bağımsız bölümün niteliği (dükkan, mesken vs.) varsa eklentilerinin infazda tereddüt yaratmayacak şekilde açıkça gösterilmesi ve buna göre tapuya tescil kararı verilmesi gerekirken bağımsız bölümlerin niteliği belirtilmeden ve sadece bilirkişi raporuna atıfta bulunularak anataşınmazın bloklar şeklinde ayrılarak blokların tek bağımsız bölüm gibi taraflara aidiyetlerine karar verilmesi, hükmün infazda tereddüt uyandıracak olması nedeniyle doğru görülmemiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur. Mahkemenin İkinci Kararı 9. Beyşehir Sulh Hukuk Mahkemesinin 24.04.2019 tarihli ve 2018/548 Esas 2019/459 Karar sayılı kararı ile; (bozma kararına uyulmasına karar verildikten sonra), celp edilen evrak, keşif ve bilirkişi raporları neticesinde dava konusu taşınmazda kat mülkiyeti kurulmak (aynen taksim) suretiyle ortaklığın giderilebileceği, Özel Daire bozma kararına uyulmasına karar verilmesi neticesinde karar kapsamında bilirkişiden hüküm kurmaya elverişli, denetime açık ve anlaşılabilir ek rapor alındığı, hak ve hakkaniyet gereğince kat kat çekilen kura sonucuna göre denkleştirme bedelinin doğru bir şekilde tespit edildiği gerekçesiyle davanın kabulü ile; 32 ada 14 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki ortaklığın tapu kaydında yer alan hak ve yükümlülükleri ile birlikte kat mülkiyeti kurulmak suretiyle aynen taksim yoluyla giderilmesine, buna göre inşaat mühendisi teknik bilirkişinin 01.03.2019 tarihli ek raporunda gösterilen 1 numaralı bağımsız bölümün davalı ... adına, 2 numaralı bağımsız bölümün davacı ... adına, 3 numaralı bağımsız bölümün davacı ... adına, 4 numaralı bağımsız bölümün davalı ... adına, 5 numaralı bağımsız bölümün davalı ... adına, 6 numaralı bağımsız bölümün davacı ... adına, 7 numaralı bağımsız bölümün davacı ... adına, 8 numaralı bağımsız bölümün davalı ... adına tapuya tesciline, bağımsız bölüm değerlerinin farklı olması nedeniyle denkleştirme miktarı olan 4.000,00 TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, dosya arasında bulunan inşaat mühendisi bilirkişisinin 01.03.2019 tarihli ek rapor, 25.05.2016 havale tarihli yönetim planı ve 22.03.2016 havale tarihli mimari projenin kararın ekinden sayılmasına karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı 10. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur. 11. Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 12.11.2019 tarihli ve 2019/4126 Esas 2019/6526 Karar sayılı kararı ile; “…Dava dilekçesinde, müvekkilinin Konya ili, Beyşehir ilçesi, Dalyan mahallesi 32 ada 14 parselde bulunan altında bodrumu bulunan zemin kat dükkan ve üstü üç katlı karkas binada davalı ile birlikte hisseli olarak malik bulunduğunu, dava konusu taşınmazda tapuların 1/2 şer olsa da daha binanın yapılışında temel atılırken her iki tarafın huzurunda kura çekildiğini ve Şenol işhanı tarafında bulunan dükkan ve üzerindeki katların müvekkiline, diğer taraftaki yani Derebucaklılar işhanı tarafındaki dükkan ve üzerindeki katların ise davalıya isabet ettiğini, müvekkilinin davalıya defalarca fiili kullanım ve kuraya göre tapularını ayırma talebini ilettiği halde bugüne kadar olumlu cevap alamadığını, müvekkilinin iş bu davayı açmadan önce davalıya yine Noter marifetiyle ihtar etmişse de olumlu bir cevap alamadığını belirterek, taşınmazdaki ortaklığın aynen taksim suretiyle giderilmesine karar verilmesi istenilmiştir. Mahkemece 25/05/2015 tarihli karar ile ortaklığın kat mülkiyeti kurulmak sureti ile aynen taksimine karar verilmiş, hükmün davalı tarafça temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 20. Hukuk Dairesi 2017/3623 E. - 2018/5150 K. sayılı ilamı ile “Mahkeme kararının hüküm fıkrasında kat mülkiyeti kurularak ortaklığın giderildiğinin açıkça belirtilmesi ile sırasıyla her bir kat malikine özgülenen bağımsız bölümler, bağımsız bölüm numaraları ve arsa payları, bağımsız bölümün niteliği (dükkan, mesken vs.) varsa eklentilerinin infazda tereddüt yaratmayacak şekilde açıkça gösterilmesi ve buna göre tapuya tescil kararı verilmesi gerekirken bağımsız bölümlerin niteliği belirtilmeden ve sadece bilirkişi raporuna atıfta bulunularak anataşınmazın bloklar şeklinde ayrılarak blokların tek bağımsız bölüm gibi taraflara aidiyetlerine karar verilmesi, hükmün infazda tereddüt uyandıracak olması nedeniyle doğru görülmediginden bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde davanın kabulü ile; Konya ili, Beyşehir ilçesi, Dalyan mahallesi 32 ada 14 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki ortaklığın tapu kaydında yer alan hak ve yükümlülükleri ile birlikte kat mülkiyeti kurulmak suretiyle aynen taksim yoluyla giderilmesine,
Buna göre inşaat mühendisi teknik bilirkişisinin 01/03/2019 tarihli ek raporunda gösterilen; -1 numaralı, bodrum ve zeminde bulunan, 1169/4200 arsa paylı, depolu işyeri niteliğinde olan, eklentisi bulunmayan, bağımsız bölümün; davalı...'dan olma, 10/01/1948 doğumlu,......T.C nolu ... adına, -2 numaralı, bodrum ve zeminde bulunan, 1111/4200 arsa paylı, depolu işyeri niteliğinde olan, eklentisi bulunmayan, bağımsız bölümün; davacı...'dan olma, 20/01/1945 doğumlu,..... T.C nolu ... adına, -3 numaralı, birinci katta bulunan, 320/4200 arsa paylı, ofis niteliğinde olan, eklentisi bulunmayan, bağımsız bölümün; davacı...'dan olma, 20/01/1945 doğumlu, .... T.C nolu ... adına, -4 numaralı, birinci katta bulunan, 320/4200 arsa paylı, ofis niteliğinde olan, eklentisi bulunmayan, bağımsız bölümün; davalı...'dan olma, 10/01/1948 doğumlu, ..... T.C nolu ... adına, -5 numaralı, ikinci katta bulunan, 320/4200 arsa paylı, ofis niteliğinde olan, eklentisi bulunmayan, bağımsız bölümün; davalı...'dan olma, 10/01/1948 doğumlu,..... T.C nolu ... adına, -6 numaralı, ikinci katta bulunan, 320/4200 arsa paylı, ofis niteliğinde olan, eklentisi bulunmayan, bağımsız bölümün; davacı...'dan olma, 20/01/1945 doğumlu,.... T.C nolu ... adına, -7 numaralı, üçüncü katta bulunan, 320/4200 arsa paylı, ofis niteliğinde olan, eklentisi bulunmayan, bağımsız bölümün; davacı...'dan olma, 20/01/1945 doğumlu,.... T.C nolu ... adına, -8 numaralı, üçüncü katta bulunan, 320/4200 arsa paylı, ofis niteliğinde olan, eklentisi bulunmayan, bağımsız bölümün; davalı...'dan olma, 10/01/1948 doğumlu, ...... T.C nolu ... adına tapuya tescillerine, 2. Bağımsız bölüm değerlerinin farklı olması nedeniyle denkleştirme miktarı olan 4.000,00 TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava ortaklığın giderilmesi istemine ilişkindir. Mahkemenin bozma kararına uyması ile, bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usuli müktesep hak doğmuştur. Yargısal ve bilimsel içtihatlarda “usuli kazanılmış hak” ya da “Usuli müktesep hak” olarak adlandırılan bu ilke Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 10.02.1988 tarih, 1987/2-520 E. - 1988/89 K. sayılı ilamında; “Mahkemenin bozma kararına uymasıyla meydana gelen bozma gereğince işlem yapma ve hüküm verme durumu, taraflardan birisinin lehine ve diğeri aleyhine hüküm verme neticesini doğuracak bir durumdur ve buna usuli kazanılmış hak denilmektedir…” şeklinde tanımlanmaktadır. Somut olayda, mahkemece bozmaya uyularak bağımsız bölümlerin ayrı ayrı tesciline karar verilmiş ise de Dairemizce yapılan bozma kararının kapsamı sadece yapılan paylaştırma hükmünün infaza elverişli olmadığı şeklinde olduğundan mahkemece bozma öncesi yapılan paylaştırma aynen esas alınarak sadece hükmün infaza elverişli olması için taraflara düşen bağımsız bölümler ve arsa paylarının tesciline ayrı ayrı hükümde yer verilmelidir. Mahkemece bozmaya uyulmuş fakat taraflar arasında farklı bir paylaştırma yaptırılarak bu haliyle ortaklık giderilmiştir kararın bu hali ile bozma ilamının gereklerini yerine getirdiğinden bahsedilemeyeceğinden hükmün bu sebeplerle bozulması gerekmiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur. Mahkemenin Direnme Kararı 12. Beyşehir Sulh Hukuk Mahkemesinin 22.01.2020 tarihli ve 2019/1204 Esas 2020/85 Karar sayılı kararı ile; ilk kararın temyizi üzerine Özel Dairece infazı mümkün hüküm kurulması gerektiğinden bahisle hükmün bozulmasına karar verildiği, kamu düzenine ilişkin amir hüküm olan 6100 sayılı HMK'nın 297/2 nci maddesi gereğince Özel Daire bozma kararına uyulduğu, Yargıtay kararının kamu düzenine ilişkin içeriği göz önüne alındığında davacı lehine usuli müktesep hak doğmadığı, bu nedenle yeniden kura çekmek suretiyle hüküm kurulduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi 13. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 14. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; uyulmasına karar verilen Özel Dairenin 02.07.2018 tarihli bozma kararının kapsamı dikkate alındığında, mahkemece verilen direnme kararının usuli kazanılmış hakkı ihlal edip etmediği noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE 15. Konunun açıklığa kavuşturulması için öncelikle yasal düzenlemeler üzerinde durulmasında yarar bulunmaktadır. 16. 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu’nun (KMK) 1 inci maddesinde; “…Tamamlanmış bir yapının kat, daire, iş bürosu, dükkan, mağaza, mahzen, depo gibi bölümlerinden ayrı ayrı ve başlı başına kullanılmaya elverişli olanları üzerinde, o gayrimenkulün maliki veya ortak malikleri tarafından, bu kanun hükümlerine göre, bağımsız mülkiyet hakları kurulabilir. Yapılmakta veya ileride yapılacak olan bir yapının, birinci fıkrada yazılı nitelikteki bölümleri üzerinde, yapı tamamlandıktan sonra geçilecek kat mülkiyetine esas olmak üzere, arsa maliki veya arsanın ortak malikleri tarafından, bu kanun hükümlerine göre irtifak hakları kurulabilir…” şeklinde ifadeye yer verilmiştir. 17. Aynı Kanun’un 10 uncu maddesinin yedinci fıkrası ise kat mülkiyetinin doğrudan mahkeme kararı ile kurulması hükmünü içermektedir. Bu fıkra hükmü; “Kat mülkiyetine konu olmaya elverişli bir gayrimenkul üzerindeki ortaklığın giderilmesi davalarında, mirasçılardan veya ortak maliklerden biri, paylaşmanın, kat mülkiyeti kurulması ve bağımsız bölümlerin tahsisi suretiyle yapılmasını isterse, hakim, o gayrimenkulün mülkiyetinin, 12 nci maddede yazılı belgelere dayanılarak kat mülkiyetine çevrilmesine ve paylar denkleştirilmek suretiyle bağımsız bölümlerin ortaklara ayrı ayrı tahsisine karar verebilir.” şeklindedir. 18. “Kat mülkiyetinin kurulması” ana başlığı altında, “İstem ve belgeler” alt başlığı ile yer alan 12 nci maddesi: “Kat mülkiyetinin kurulması için, anagayrimenkulün kat mülkiyetine çevrilmesi hususunda o gayrimenkulün maliki veya bütün paydaşlarının aşağıda yazılı belgeler ile birlikte tapu idaresinde istemde bulunması gerekir: (Değişik Bent Kanun No: 7099/5) a) Anagayrimenkulde, yapı veya yapıların dış cepheler ve iç taksimatı bağımsız bölüm, eklenti, ortak yerlerinin ölçüleri ve bağımsız bölümlerin konum ve büyüklüklerine göre hesaplanan değerleriyle oranlı arsa payları, kat, daire, iş bürosu gibi nevi ile bunların birden başlayıp sırayla giden numarası ve bağımsız bölümlerin yapı inşaat alanı da açıkça gösterilmek suretiyle, proje müellifi mimar tarafından yapılan, yetkili kamu kurum ve kuruluşlarınca anagayrimenkulün maliki veya bütün paydaşlarının imzaları alınarak onaylanan ve elektronik ortamda tapu müdürlüğüne gönderilen mimarî proje ile yapı kullanma izin belgesi. b) Bağımsız bölümlerin kullanılış tarzına, birden çok yapının varlığı halinde bu yapıların özelliğine göre 28 inci maddedeki esaslar çerçevesinde hazırlanmış, kat mülkiyetini kuran malik veya malikler tarafından imzalanmış bir yönetim plânı.” hükmünü, 50. maddesinin 2. fıkrası ise “…Tümü kargir olmıyan yapılarda kat mülkiyeti kurulamaz…” hükmünü içermektedir. 19. Bu hükümler göstermektedir ki, ortaklığın giderilmesi davalarında, kat mülkiyeti kurulmak suretiyle ortaklığın giderilmesini mirasçılar ya da ortak maliklerden birinin istemesi, taşınmazın üzerinde bulunan yapı veya yapıların kat mülkiyeti kurulmasına elverişli bulunması, bu yapı veya yapıların bağımsız bölümleri içermesi, bağımsız bölümlerin sayısının her paydaşa en az bir bağımsız bölüm tahsis edilmesine olanak vermesi ve KMK’nın 12 nci maddesinde belirtilen belgelerin ibrazı hâlinde, gayrimenkulün kat mülkiyetine çevrilerek payların denkleştirilmek suretiyle bağımsız bölümlerin ortaklara ayrı ayrı tahsisine karar verilmesi mümkündür. 20. Bu aşamada usuli kazanılmış hak kurumu ile ile ilgili şu açıklamaların yapılması gerekmektedir. 21. Mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK)’nda “usulî kazanılmış hak” kavramına ilişkin açık bir hüküm bulunmamaktadır. 22. Usuli kazanılmış hak kurumu, davaların uzamasını ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak amacıyla Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri hâline gelmiştir. Anlam itibariyle, bir davada mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine, dolayısıyla diğeri aleyhine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir. Örneğin mahkemenin Yargıtay bozma kararına uymasıyla bozma kararı lehine olan taraf bakımından kazanılmış hak doğar. Türk Hukuk Lûgatında da “kazanılmış hak” daha önce yürürlükte olan hükümlere göre bir kişi yararına kazanılmış olan hak şeklinde ifade edilmiştir (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara 2021, s. 676). 23. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlükte olduğu dönemde çıkarılan 09.05.1960 tarihli ve 1960/21 Esas 1960/9 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında; Yargıtay bozma kararına uyulmakla orada belirtilen biçimde işlem yapılması yolunda lehine bozma yapılan taraf yararına usuli kazanılmış hak, aynı doğrultuda işlem yapılması yolunda yerel mahkeme için de zorunluluk doğacağı, usuli kazanılmış hakka ilişkin açık kanun hükmü olmasa da temyiz sonucu verilecek bozma kararının hakka ve usule uygun karar verilmesini sağlamaktan ibaret olan amacı ve muhakeme usulünün hakka varma ve hakkı bulma maksadıyla kabul edilmiş olması yanında hukuki alanda istikrar amacıyla kabul edilmiş bulunması bakımından usuli kazanılmış hak müessesesi usul hukukunun dayandığı ana esaslardan olup kamu düzeniyle de ilgili olduğu belirtilmiştir. 24. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)'nda da usuli kazanılmış hakka ilişkin açık bir düzenleme bulunmamakta ise de bu ilkenin uygulanma gerekliliği HMK hükümleri karşısında da varlığını sürdürmektedir. Yargıtayın bozma kararına uyan mahkeme, bozma kararı uyarınca işlem yapmak ve hüküm vermek zorundadır; çünkü mahkemenin bozma kararına uyması ile, bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usuli müktesep hak doğmuştur. 25. Yargısal ve bilimsel içtihatlarda “usulî kazanılmış hak” ya da “usulî müktesep hak” olarak adlandırılan bu ilke Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 10.02.1988 tarihli ve 1987/2-520 Esas 1988/89 Karar sayılı kararında; “Mahkemenin bozma kararına uymasıyla meydana gelen bozma gereğince işlem yapma ve hüküm verme durumu, taraflardan birisinin lehine ve diğeri aleyhine hüküm verme neticesini doğuracak bir durumdur ve buna usuli kazanılmış hak denilmektedir...” şeklinde tanımlanmaktadır. 26. Yargıtay içtihatları ile kabul edilen “usulî kazanılmış hak” olgusunun, birçok hukuk kuralında olduğu gibi yine Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır: I- Mahkemenin görevi ile ilgili usuli kazanılmış haktan sözedilemez. Şöyle ki; Yargıtay yerel mahkemenin kararını, görev itirazı olmaksızın görev dışında bir sebeple bozar ve mahkeme bu karara uyarsa bozma dışında kalan görev hususu usuli kazanılmış hak oluşturmayacak, yeniden yapılan yargılamada mahkeme tarafların itirazı üzerine ya da kendiliğinden görevsizlik kararı verebilecektir. Ancak temyizde açıkça görev itirazı ileri sürülmüş ve bu husus Yargıtay tarafından nazara alınmamış açık ya da zımni olarak reddedilmiş ise bu takdirde usuli kazanılmış hak görev konusunda da oluşacak ve yeniden yargılama yapan mahkeme görev konusunda karar veremeyecektir. II- Yargıtayın bozma kararından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararının çıkarılmış olması da usuli kazanılmış hakkın istisnasıdır. Az yukarıda bahsedilen 09.05.1960 tarihli içtihadı birleştirme kararına göre, içtihadı birleştirme kararları usuli kazanılmış hakka rağmen görülmekte olan davalara da uygulanır. İlk derece mahkemesi usuli kazanılmış hakka aykırı olsa bile yeni içtihadı birleştirme kararına göre karar verecektir. III- Karar henüz kesinleşmeden geçmişe etkili olarak çıkarılan bir kanun hükmü de usuli kazanılmış hakkın istisnasını oluşturur. Böyle bir hâlde de usuli kazanılmış hakka aykırı olsa da yeni çıkarılan ve geçmişe etkili olan kanun hükmünün uygulanması gerekir. IV- Bir kanun hükmü Anayasa Mahkemesince iptal edilirse iptal edilen kanun hükmü usulu kazanılmış hakka aykırı olsa bile uygulanacak öncelik usuli kazanılmış hakta değil Anayasa Mahkemesinin iptal kararında olacaktır. V- Usuli kazanılmış hakkın bir diğer istisnası ise kesin hükümdür. Bozmadan sonra usulu kazanılmış hak ile kesin hüküm çelişiyorsa öncelik usuli kazanılmış hak da değil, kamu düzeninden sayılan ve dava şartı olarak resen nazara alınması gereken kesin hükümdedir. VI- Kamu düzenine aykırılık da usuli kazanılmış hakkın istisnalarından bir diğeridir. Gerçekten de kamu düzeninden sayılan bir husus ile usuli kazanılmış hak çelişiyorsa bu hâlde kamu düzeninden sayılan hâl usuli kazanılmış hakkın önüne geçecektir. Hak düşürücü süre kamu düzeninden sayılmakla hak düşürücü süre söz konusu ise usulu kazanılmış haktan bahsedilemeyecektir. VII- Nihayet son olarak; Yargıtayın kararı her türlü yorumun, hukuki değerlendirme veya delil takdiri dışında, açıkça ve tartışmasız şekilde başka bir şekilde, yorumlanamayacak açıklıkta maddi hataya dayalı ise ve onunla sıkı sıkıya bağlı olduğu hâlde usuli kazanılmış hak ilkesi uygulanamayacaktır. Yargıtay tarafından dosya kapsamına uygun olmayacak şekilde açık ve tartışmasız bir maddi hata yapılması hâlinde, bu hata, usuli kazanılmış hak oluşturmayacaktır. 27. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde, mahkemece verilen ilk kararın temyizi üzerine Özel Dairece, paylaştırmaya ilişkin hükmün infaza elverişli olmadığından bahisle kararın bozulmasına karar verildiği, mahkemece bozma kararına uyulduğu, bu nedenle bozma lehine olan taraf yararına usuli kazanılmış hak doğduğu, usuli kazanılmış hakkın gerçekleşmesine engel olacak istisnai bir durumun da bulunmadığı sonucuna varılmakla, Özel Dairenin 02.07.2018 tarihli bozma kararı öncesi mahkemece yapılan paylaştırma aynen esas alınmak suretiyle taraflara düşen bağımsız bölümler ve arsa paylarının tesciline ayrı ayrı hükümde yer verilmesi gerekirken, farklı paylaştırma yapılmak suretiyle yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 28. Öte yandan mahkemece direnme kararında; “Dosya arasında bulunan inşaat mühendisi bilirkişisinin 01.03.2019 tarihli ek raporu, 25.05.2016 havale tarihli yönetim planı ve 22.03.2016 havale tarihli mimari projenin kararın ekinden sayılmasına” karar verildiği, ancak yönetim planı ve yapı kullanma izin belgesinde hükme esas alınan sekiz bağımsız bölümden daha fazla bağımsız bölümün bulunduğu anlaşılmakla, çelişkinin nedeni araştırılmaksızın hüküm kurulması da isabetli bulunmamıştır. 29. Hâl böyle olunca, yerel mahkemece verilen direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen ve yukarıda açıklanan ilave gerekçe ve nedenlerle bozulması gerekmiştir.
IV. SONUÇ Açıklanan sebeplerle; Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen ve yukarıda açıklanan ilave gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3 üncü maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429 uncu maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Aynı Kanun’un 440 ıncı maddesine göre kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 01.02.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi - Esas: 2022/289, Karar: 2023/56
"İçtihat Metni"
T.C.
SAKARYA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
7. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2022/289
KARAR NO : 2023/56
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
BAŞKAN : ... (...)
ÜYE : ... (...)
ÜYE : ... (...)
KATİP : ... (...)
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : GEBZE ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 23/09/2021
NUMARASI : 2019/188 Esas - 2021/726 Karar
DAVACI : ... (T.C. NO: ...) - ...
VEKİLİ : Av. ... - ...
DAVALI : ... - ...
VEKİLİ : Av. ... - ...
DAVA TÜRÜ : Ticari Şirket (Ortaklıktan Çıkma veya Çıkarılmaya İlişkin)
DAVA TARİHİ : 02/04/2019
KARAR TARİHİ : 19/01/2023
KR. YAZIM TARİHİ : 21/02/2023
İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Davacı vekilinin dava dilekçesinde özetle; müvekkili ...'nin 31/07/1997 tarihinde kardeşleri ... ve ... ile birlikte Hacı Osmanoğulları Su Ürünleri Unlu Mamülleri İnşaat Turizm San. Tic. Ltd. Şti'nin ... Köyü ... adresinde kurduklarını, ortakların şirket kuruluşu esnasında ortaklık paylarını ...'e 134 pay ... ...'e 133 pay, ...'e 133 pay şeklinde belirlediklerini, şirket kurulduktan sonra ilk 5 yıl davacının, davacı şirketi temsil ve ilzama yetkili kılındığını, daha sonra diğer ortakların şirketi temsil ve ilzama yetkili kılındığında, davacının, davacı şirketin iş ve işleyişiyle ilgili bilgileri alamadığını, kar dağıtımının kanuna aykırı olarak yapılmadığını, şirket bilançolarının gösterilmediğini, davacının ortağı olduğu şirketin, ana sözleşmesinde yazılı hükümlere uymadığının tespit edildiğini, diğer ortaklara defalarca başvuru yapmasına rağmen bu durumun değişmediğini, diğer iki ortağın birlikte hareket ederek davacıyı devre dışı bıraktığını ve davacıya bilgi vermeden şirketin amacına aykırı ve şirketi zarar uğratacak iş ve işlemler yaptığını, bu durumun hala aynı şekilde devam ettiğini, davacının eşi ... ile davalılar ve aileleri arasında yaşanan tartışma ve kavga olaylarının adliyeye yansıdığını, tarafların birbirlerinden şikâyetçi olduklarını, bu olaylarla ilgili davaların Gebze 6. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2012/980 Esas sayılı dosyası ve Gebze 4. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2014/698 Esas sayılı dava dosyalarında görüldüğünü, diğer ortakların davranışlarından kaynaklı şirketin kuruluş gayesinin gerçekleşmesinden uzaklaşıldığını ve şirketin süreçte iyi yönetilmeyip zarara uğratıldığını, batma noktasına geldiğini, davacının tekrar şirkete ait ticari işletmede şahsi emeği ile çalışıp, borçlarının büyük bir kısmını ödediğini, şirketi iflastan kurtardığını, ancak bir süre sonra tekrar aynı sorunların baş gösterdiğini, davacının dışlandığını ve şirket müdürü olan diğer ortakların davacıyı şirket işlerine karıştırmadıklarını, bu nedenlerle davacı ...'nin TK. m. 638. vd. uyarınca haklı sebeplerle şirketin ortaklığından ayrılmasına karar verilmesini talep ettiklerini; şirketin faaliyet alanının öncelikle 'unlu mamulleri' olup bu amacı sağlamak için şirket tarafından fırın kurulduğunu ve işletildiğini, fırında kullanılmak üzere demirbaş malzemeler satın alındığını, bu malzemelerin halen kullanıldığını, şirketin faaliyetlerini devam ettirebilmesi için şirket adına ... plakalı aracın satın alındığını, ayrıca fırının olduğu binanın arsasının Gebze Tapu Müdürlüğü ... Köyü ... Mevkii ... pafta ... parselde kayıtlı (1.560 m2) 25.12.1998 tarihinde şirket adına satın alındığını, şirket adına alınan arsa üzerine şirket tarafından bina yapılıp şu anda fırın olarak kullanılan işyeri ve üzerinde iki adet dairenin de şirkete ait/şirket adına kayıtlı olduğunu, tüm bu nedenlerle TTK'nın m. 638 gereğince davacının haklı sebeplerle şirket ortaklığından çıkarılmasına, çıkma payının gerçek değerinin ve ödenmeyen kar paylarının tespiti ile davalı şirketten tahsiline ve davacıya ödenmesine karar verilmesini, süreçte şirketin malvarlığının net olarak tespiti için diğer ortaklara başvurulduğunu ancak bilgi verilmediğini, yargılama süresince davacının hak kaybı yaşamaması ve telafisi güç zararlar doğmaması, şirket malvarlığının kaçırılması, muvazaalı olarak eksiltilmesinin önlenmesi için gerekli tedbirlerin alınmasını ve ihtiyati tedbir kararı , karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekilinin sunmuş olduğu cevap dilekçesinde özetle; şirket tarafından alınan araçları da alarak 3 yıl önce (2016 tarihinde) Mersin'e yerleşmesi ve market işletmeye başlaması nedeniyle, davalı şirketi zarara uğratmış olması gerçeğinin üzerini örterek, zaten bugün itibariyle zararda olan davalı şirketin ekonomik yönden zorda bıraktığını, davacının şirketin temsil ve ilzama yetkili olmasına rağmen, şirket işleyişi ile ilgili sürece diğer ortakların katılmaması veya engel olunması iddiasını ortaya koyarken, hangi konularda ve hangi tarihlerde ne gibi engellemelerle karşılaştığını, bu gibi aksaklıkları nasıl aşmaya çalıştığını ortaya koyamadığını, şirketi temsil ve ilzama yetkili olarak şirket çıkarlarını korumak için süreci tıkadığını iddia ettiği diğer ortakları toplantılara davet edip etmediği, şirket genel kurulunu toplantıya davet edip etmediğini ortaya koyamadığını, zaten davacının bu yönde bir girişiminin de hiç olmadığını, şirketin kuruluşundan bu güne yayınlanan ticaret sicil gazetelerinin hepsinden gündem temsil ve ilzam ile ilgili olduğunu, davacının temsil ve ilzama yetkili olmasına rağmen, şirketi temsil görevlerini yerine getirmeyerek şirketin yönetimini ve işleyişini tıkadığını, bu nedenle de diğer ortaklar tarafından kendisine noterden keşide edilen ihtarname ile genel kurula davet edildiğini, fakat davacının toplantılara katılmadığını, şirket işleyişini tıkayarak şirketi zarara uğrattığını, davacının 9-10 yıl önce şirket yetkilisi olarak hareketle, şirketi Belediyeden aldığı nakliye işlerine soktuğunu, şirketin o dönemde bu aldığı nakliye ihalesinden kar elde edeceği yerde zarara uğradığını, şirketin zararını diğer ortakların ceplerinden karşıladıklarını, davacının yetkili olduğu 8-9 yıl öncesinde şirketin vergi borçları, SGK borçları ve un tedarikçisi şirketlere olan borçları ödememesi nedeniyle davalı şirketin 560.000 TL borç batağına sürüklendiğini, bu borçların yapılandırmasının diğer ortaklar tarafından yapıldığını, halen de şirketin bu borçları ödemeye devam ettiğini, bu borç batağına saplanıldığı tarihlerde şirkete kendi cebinden ve annesinden aldığı paralarla 70.000,00 TL diğer ortak ... nin katkı sunduğunu, davacının iddia ettiğinin aksine, şirketin bulunduğu yerdeki taşınmaz arsa olarak şirket tarafından değil, tarafların babası ... tarafından satın alındığını ve yine babanın verdiği para ve 100.000 ton kavak ağacının satılmasından elde edilen para ile bina yapıldığını, bu taşınmazın şirketin değil ortakların babasına ait olduğunu, dolayısıyla bu taşınmazların değerlerinin baba ...'a ödenecek borç olarak durduğunu, ticaret sicil gazeteleri celb edildiğinde görüleceği üzere davacı tarafın 2016 yılına kadar şirketi temsil ve ilzama yetkili olup, şirket ana sözleşmesi gereğince dağıtalacak kar varsa dağıtma işini ve pey akçesi ayırma yükümlülüklerini kendisinin yerine getirmediğini, bu nedenle davacının kendi yönetiminde iken yapması gereken görevleri, yapmadıkları iddiası ile diğer ortakları suçlamasının hukuken kabul edilemez ve hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu, davacının şirket müdürü olarak yükümlülüklerini yerine getirmeyip, şirketin zarar etmesine ve zarara uğramasına neden olmuş olmakla, hiç kimsenin kendi kusurlu davranışlarıyla sebebiyet verdiği olumsuzluklara dayanarak dava açamayacağı evrensel hukuk kaidesi gereğince de davacının davasının reddi gerektiğini, davacının 2016 yılında ortada hiçbir somut ve haklı sebep yokken şirket tarafından satın alınan fakat davacı adına ruhsatlanan 3 adet aracı da alarak ...'e yerleştiğini ve orada marketçilik yaptığını, şirket ortağı olduğu halde hiçbir şekilde şirket yararına çalışmayan davacı ortağın, şirkete ait araçları satarak kendisine sermaye yaptığını, davacı yanın şirket ortakları arasında anlaşmazlık yaşandığına ilişkin belge olarak ileri sürdüğü iki adet ceza davası dosyası incelendiğinde görüleceği üzere, bu davaların şirket ortakları ile ilgisinin bulunmadığının görüleceğini, davacı tarafından talep edilen tedbir kararının haksız ve hukuka aykırı olup tamamen müvekkili şirketin ticari itibarını zedelemeye matuf bir talep olduğunu, davacının yöneticilik görevini kanuna ve hukuka uygun yapmayarak şirketi içine düşürdüğü borçluluk durumları nedeniyle üzerlerinde zaten haciz ve tedbirler bulunduğunu, davacının tek taraflı kararı ile şirketi nakliye işlerine sokması nedeniyle şirketin uğradığı zararlar ile diğer ortaklara da zarar verdiğini ve yüklü borçları olan şirketin olumsuz bilançosu oluşması nedeniyle hiçbir zaman dağıtımı yapılacak herhangi bir kar da söz konusu olmadığını beyanla; davacının tüm taleplerinin ve davasının reddine, karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARAR ÖZETİ:
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; " ... 1-Davacı tarafından davalı şirket aleyhine açılan davanın KABULÜNE, davacının, davalı ... ortaklığından çıkmasına İZİN VERİLMESİNE,
2-Davacı ... için hesaplanan 181.108,39.-TL çıkma payı alacağının kararın kesinleşme tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ...'nden tahsili ile davacıya ödenmesine ... " karar verilmiştir.
Bu karara karşı taraf vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkemenin muhdesatlar konusundaki itiraz ve taleplerini dikkate almadığını; muhdesat aidiyeti davası açmak için izin ve yetki verilmesi gerekirken yerel mahkemece izin verilmemiş, böylece davacının iddiasını ispatlama ve savunma hakkı kısıtlandığın; bu nedenle de kararın ortadan kaldırılması gerektiğini; yerel mahkemece davanın taraflarından hiç birinin talebi ve iddiası yokken davalı şirketin hissedar olduğu taşınmaz üzerindeki bina ve diğer muhdesatlarla ilgili tüm hissedarların hak sahibi olduğunun zımnen kabul edilerek karar verilmesi hukuka aykırı olduğunu beyan ile; yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, karar verilmesini talep ederek, istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkeme, dosyaya sunulan bilirkişi raporlarına itirazlarının ve delil toplanması taleplerinin değerlendirmeden hüküm tesis ettiğini; davalının, bilirkişinin kendilerinden geriye dönük 2 yıllık ticari defterleri talep ettiğini, yukarıda yazılı sebeplerden dolayı 2 yıllık ticari defterlerde davacının yolsuzluğunun sadece bir kısmının ortaya çıkacağını, geriye dönük 15 yıllık ticari defterlerin incelenmesi halinde gerçek durumun ortaya çıkacağını, ayrıca eş ve çocukları üzerine olan malvarlığının tespiti halinde şirketin gelirlerinin davalının eş ve çocukları üzerine aktarıldığının ortaya çıkacağını beyan etmiş ve incelenmesini talep ettiğini; fakat bu talep mahkemece dikkate alınmadığını beyan ile; yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, karar verilmesini talep ederek, istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davacı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; davalı vekilinin, 15 yıllık ticari defterlerin incelenmediği konusundaki itirazları da haksız ve hukuka aykırı olup, davalı taraf ve/veya şirket ortakları daha önce böyle bir iddiada bulunmadığını, delil listesinde bu hususa açıkça dayanmadığını beyan ile; davalı tarafın istinaf istemlerinin reddine, karar verilmesini, talep ederiz.
DELİLLER: Gebze Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 23/09/2021 Tarih - 2019/188 Esas - 2021/726 Karar sayılı kararı ve tüm dosya kapsamı.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
DAVA; haklı nedenle limited şirket ortaklığından çıkmaya izin verilmesi ve ayrılma akçesi ile kâr payı alacağının tahsiline karar verilmesi istemlerine ilişkindir.
İstinaf incelemesi HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf sebepleri ile sınırlı olarak ve kamu düzeni yönünden yapılmıştır.
Dosyanın incelemesinde; davacının davalı şirkette 134 pay ile ortak olduğu, diğer ortakların kardeşleri ... ve ... olduğu, ortaklar arasında anlaşmazlık ve güvensizlik bulunduğu gerekçesiyle şirket ortaklığından çıkmaya izin verilmesi, ayrılma akçesi ve kar payı alacağının tahsilini talep ettiği, davalının davacının iddialarının somut olmadığı, davacının 2016 yılında ...'e taşındığı ve şirketle ilgilenmediği, şirketi yönettiği dönemde şirketi zarara uğrattığı gerekçesiyle davanın reddini istediği, ilk derece mahkemesince deliller toplanıp tanık dinlendikten sonra bilirkişilerden 21/12/2020 ve 16/03/2021 tarihli kök ve ek raporu alındığı, ek rapor doğrultusunda davanın kısmen kabulüne, çıkmaya izin verilmesine, 181.108,39 TL ayrılma akçesinin kararın kesinleşmesinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verildiği, karara karşı taraf vekillerinin istinaf kanun yoluna başvurduğu anlaşılmıştır.
Uyuşmazlık, ortaklıktan çıkma için haklı neden olup olmadığı, davacının ortaklıktan çıkmasına izin verilir ise ayrılma akçesinin ne kadar olması gerektiği noktasındadır.
Limited şirketlerde ortağın şahsi haklarından biri de 6102 sayılı TTK’nın 638. maddesinde düzenlenen, ortağın ortaklıktan çıkma hakkıdır. Çıkma hakkı, ortağın özgür iradesi ile ortaklıktan çıkma istemini içerir. Çıkma hakkını kullanarak ortaklıktan ayrılan ortağın, ortaklığa ait bütün hak ve mükellefiyetleri sona ererek şirketle arasındaki bütün ilişkisi kesilmiş olacaktır. Limited şirketlerde ortakların tek yanlı iradeleriyle şirketten ayrılmaları kural olarak mümkün değildir. Bunun için ortağın çıkma iradesinin bir hukuki temele dayanması gereklidir. Bu temel 6102 sayılı TTK’nın 638. maddesi gereğince ya esas sözleşmesel ya da kanuni olabilir. Başka bir deyişle bu temel, ya şirket sözleşmesinin ortağa şirketten tek yanlı irade ile çıkma hakkı veren bir hükmü ya da kanunun ortaklara belirli koşullarda çıkma hakkı tanıyan düzenlemesidir. 6102 sayılı TTK’nın 638-(1) maddesi “şirket sözleşmesi ortaklara şirketten çıkma hakkı verilebileceği gibi bu hakkın kullanılması belirli şartlara da tabi tutulabilir” şeklinde düzenlenmiştir. Buna göre, limited şirket sözleşmesi ile ortaklara şirketten çıkma hakkının tanınması veya bu hakkın kullanılmasının belirli şartlara bağlanması mümkündür. Ayrıca bu hakkın kullanılması için sözleşme özgürlüğü kapsamı içinde bazı şartların varlığı da gerekli kılınabilir. Şirket sözleşmesi ile ortaklara tanınan çıkma hakkı, hukuki açıdan onlara tanınmış bozucu yenilik doğuran bir haktır. Ortak bu hakkını kullanıp çıkma iradesini ortaklığa ulaştırdığında çıkma gerçekleşir, ayrıca bu beyanın şirket tarafından kabulüne gerek yoktur. Limited şirkette ortaklara şirketten çıkma hakkı tanıyan bir diğer durum ise 6102 sayılı TTK’nın 638-(2) maddesinde yer alan “Her ortak, haklı sebeplerin varlığında şirketten çıkmasına karar verilmesi için dava açabilir” şeklindeki düzenlemedir. Buna göre ortak, haklı bir sebebin varlığı hâlinde, diğer ortakların rıza ve muvafakatlerine lüzum olmaksızın şirketten çıkmasına müsaade edilmesini mahkemeden talep edebilmekte ve mahkeme kararı ile şirketten çıkabilmektedir. Böylece ortaklar, esas sözleşmede şirketten çıkma hususu düzenlenmiş olsun ya da olmasın şirketten çıkmalarını haklı gösterecek bir sebebin varlığı hâlinde her zaman bu hakkı kullanabileceklerdir.
Ayrılma akçesi, 6102 sayılı TTK'nın 641. maddesinde "Ortak şirketten ayrıldığı takdirde, esas sermaye payının gerçek değerine uyan ayrılma akçesini istem hakkını haizdir." şeklinde düzenlemiştir.
Ayrılma akçesinin hesaplanmasında rayiç değer yöntemi ve gelecek dönem nakit giriş ve çıkışlarının regrasyonu yöntemi (nakit akımları yöntemi) olmak üzere (2) yöntem kullanılmaktadır. Nakit akımları yöntemi daha çok borsada kayıtlı şirketler yönünden ilerideki (5) yıllık ekonomik tahminlere dayanarak şirket değerinin belirlenmesi yöntemi olup, gelişmekte olan ekonomilerde kullanılması doğru sonuçlar vermemektedir. Bu nedenle, dava konusu şirket gibi küçük şirketlerin değerinin belirlenmesinde rayiç değer yöntemi tercih edilmektedir. Rayiç değer yöntemine göre, ayrılma akçesi hesaplandığında, belirlenen rayiç değerin karar tarihine en yakın tarihteki değer olması gerekmektedir. Yargıtay uygulamaları da bu yöndedir ("Dairemizin yerleşmiş içtihatlarına göre ortaklıktan çıkarılmasına karar verilen ortağın payının, karar tarihine en yakın tarihteki şirket aktifi rayiç değerinin belirlenerek hesaplanması gerekir." Yargıtay 11. HD., 11/10/2018 tarih, 2016/12350 E., 2018/6242 K.).
Eldeki uyuşmazlıkta; davacının, ayrılma akçesinin belirlenmesinde dikkate alınmak üzere, şirkete ait ... ilçesi, ... köyü, ... parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan şirkete ait fırın, depo ile şirket ortaklarının fiili kullanımında olan bağımsız bölümlerin şirket tarafından yaptırıldığı gerekçesiyle Gebze 3. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2021/178 esas sayılı dava dosyasında ... tarafından açılan ortaklığın giderilmesi davasının bekletici mesele yapılması, bu arada muhtesatın aidiyeti davası açılması için yetki verilmesi talebinde bulunduğu, taleplerin ilk derece mahkemesince reddedildiği, davalının şirket değeri belirlenirken fırının yapım maliyetinin dikkate alınmasının hatalı olduğu ve raporlar arasında çelişki bulunduğu yönünde bilirkişi raporlarına itiraz ettiği, ilk derece mahkemesince itirazların reddedildiği, ayrıca davalının davacının şirket müdürü olduğu dönemde şirkete zarar verip vermediğinin araştırılması ve şirketin (15) yıllık defterlerinin incelenmesi talebinin reddedildiği görülmektedir.
Bu belirlemelere göre taraflar arasındaki uyuşmazlığın şirketin rayiç değerinin belirlenmesi aşamasında şirketin hissedarı olduğu taşınmaz üzerindeki muhtesatın aidiyeti davası açılması gerekip gerekmediği ve ortaklığın giderilmesi davasının sonucunun beklenip beklenmeyeceği, fırın maliyetinin taşınmaz değerine eklenip eklenmeyeceği ve raporlar arasında çelişkiler olup olmadığı, davacının şirket müdürü olduğu dönem yönünden tüm şirket defterlerinin incelenip incelenmeyeceği noktalarında toplandığı anlaşılmıştır.
Yukarıda belirtildiği üzere; ayrılma akçesi esas sermaye payının gerçek değerine göre belirlenecektir ve bu belirleme yöntemi rayiç değerler yöntemidir. Rayiç değer yönteminde belirlenecek değer karar tarihine en yakın tarihteki değerdir. Haliyle, şirketin rayiç değeri karar tarihine en yakın tarihteki mevcut akif ve pasifine göre belirlenecek olup eksi tairihlerdeki kar ve zararı dikkate alınamayacaktır. Bu nedenler, şirket defterlerinin yeniden incelenmesi talebi yerinde değil ise de davalı vekilinin fırın maliyetinin taşınmaz değerine eklenmesine ilişkin istinaf isteminin yerinde olduğu ve bu yönden gerekirse yeniden bilirkişi raporu alınarak şirket değerinin yeniden belirlenmesi gerektiği anlaşılmaktadır.
Diğer yandan; şirketin hisse sahibi olduğu ... İli, ... İlçesi ... Mahallesi ... ada ... parsel (eski ... parsel) sayılı taşınmaz üzerinde bulunan fırın ve binanın davalı şirkete ait olduğu ve bu nedenle ortaklığın giderilmesi davasında muhtesatın aidiyeti davası açılması gerektiği yönündeki davacı talebinin ilk derece mahkemesince reddinin yerinde olmadığı, zira muhtesatın şirkete ait olması halinde aktiflerinin artacağı ve şirketin rayiç değerine etki edeceği anlaşılmaktadır. Diğer yandan, davacının muhtesatın aidiyeti davası açmak için ilk derece mahkemesinden yetki ve izin almasına da gerek bulunmamaktadır. Ancak, davacının bu yöndeki talebi karşısında ilk derece mahkemesince yetki ve izin değilse de uygun bir süre verilerek sonucunun beklenmemesi doğru olmamıştır.
İlk derece mahkemesince, ayrılma akçesinin belirlenmesinde yukarıda açıklanan eksiklikler giderilmeden karar verildiğinden taraf vekillerinin ayrılma akçesine yönelik istinaf istemlerinin kabulü ile kararın kaldırılması gerekmiştir.
Bu durumda ilk derece mahkemesince yapılması gereken iş; ... İli, ... İlçesi ... Mahallesi ... ada ... parsel (eski ... parsel) sayılı taşınmaz üzerinde bulunan fırın ve bina için muhtesatın aidiyeti davası açılıp açılmadığının araştırılması, açıldıysa sonucunun beklenmesi, açılmadı ise davacıya dava açmak üzere uygun bir süre verilmesi, muhtesatın aidiyeti davasının sonucunun beklenmesi ve en son aşamada tarafların önceki bilirkişi raporlarına itirazları da dikkate alınarak bilirkişi heyetinden rayiç değerler bilançosuna göre karar tarihine en yakın tarihteki ayrılma akçesin belirleyen taraf ve mahkeme denetimine elverişli gerekçeli rapor alıması ve oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi olmalıdır.
Açıklanan nedenlerle; tarafların istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesinin kararının HMK'nın 353-(1)-a)-6) maddesince kaldırılmasına, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine, karar verilmiştir.
H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Tarafların; İlk derece mahkemesinin kararına ilişkin İstinaf Başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353-(1)-a)-6) maddesi gereğince ESASTAN KABULÜNE,
a-Gebze Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 23/09/2021 Tarih - 2019/188 Esas - 2021/726 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,
b-Dosyanın açıklanan eksikliklerin giderilmesi için ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
2-İstinaf Karar Harçlarının, talepleri halinde ve ilk derece mahkemesince istinaf edenlere iadesine,
3-İstinaf edenler tarafından yapılan İstinaf başvuru giderlerinin, esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesi tarafından değerlendirilmesine,
4-Kararın, 6100 sayılı HMK'nın 359-(4) maddesi uyarınca; ilk derece mahkemesi tarafından taraflara tebliğine,
5-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
İlişkin; Dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, HMK'nın 362-(1)-g) maddesi uyarınca KESİN olmak üzere oy birliği ile karar verildi.19/01/2023
...
Başkan ...
¸e-imzalıdır.
...
Üye ...
¸e-imzalıdır.
...
Üye ...
¸e-imzalıdır.
...
Katip ...
¸e-imzalıdır.
\* Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.\*
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu - Esas: 2024/792, Karar: 2025/555
"İçtihat Metni"
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu
Detaylar: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu - Esas: 2024/792, Karar: 2025/555
KARAR METNİ:
Hukuk Genel Kurulu 2024/792 E. , 2025/555 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2024/1099 E., 2024/1363 K. ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 22.05.2024 tarihli ve 2024/2430 Esas, 2024/5206 Karar sayılı BOZMA kararı
Taraflar arasındaki şikâyet isteminden dolayı yapılan inceleme sonunda İlk Derece Mahkemesince şikâyetin reddine karar verilmiştir. Kararın şikâyetçi ihale alıcısı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararının şikâyetçi ihale alıcısı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 12. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonucunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesince Özel Daire bozma kararına uyularak şikâyetin kabulüne karar verilmiştir. Kararın şikâyet olunan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 12. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesince Özel Daire bozma kararına uyularak şikâyetin reddine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı şikâyetçi ihale alıcısı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. TALEP Şikâyetçi ihale alıcısı vekili; müvekkilinin ve şikâyet olunanın hissedar olduğu taşınmazlar hakkında Bakırköy 10. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2019/633 Esas, 2021/455 Karar sayılı kararıyla ortaklığın satış suretiyle giderilmesine karar verildiğini, Bakırköy 10. Sulh Hukuk Mahkemesi Satış Memurluğunun 2021/5 Satış dosyasında sekiz adet taşınmazın satışa çıkarıldığını, 24.06.2022 tarihinde yapılan ihalede altı adet taşınmazın müvekkiline, iki adet taşınmazın ise diğer hissedara ihale edildiğini, satış memurunun ihale bedelinin yatırılması için taraflara 04.07.2022 tarihine kadar süre verdiğini, müvekkilinin ihale bedelinin ödenmesi için 04.07.2022 tarihinde ... A.Ş’ye EFT talimatı verdiğini, bankanın EFT talimatını saat 16:30'da işleme alarak altı adet EFT yaptığını, yapılan EFT'lerden üç tanesinin bankacılık sistemi tarafından kabul edildiğini ancak üç tanesinin reddedildiğini, müvekkilinin EFT işlemi kabul edilmeyen üç adet ihale bedelini 05.07.2022 tarihinde yatırarak dekontlarını dosyaya sunduğunu, 06.07.2022 tarihinde satış memurluğunca üç adet taşınmazın ihale bedelinin yatırılmasının kabul edildiğini ancak 05.07.2022 tarihinde bedeli yatırılan taşınmazların ihale bedelinin kabul edilmediğini, bankacılık sistemindeki yoğunluktan kaynaklanan bu sorunlar nedeniyle müvekkilinin mağdur olduğunu, ihale bedelinin son yatırma günü olan 04.07.2022 tarihinde müvekkilinin banka hesabında parası olmasına ve bu konuda EFT talimatı vermesine rağmen sistem yoğunluğundan kaynaklanan nedenlerle üç taşınmazın ihalesinin iptal edildiğini ileri sürerek satış memurluğunun üç adet taşınmazın ihale kararının kaldırılmasına ilişkin 06.07.2022 tarihli işleminin iptaline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Şikâyet olunan vekili; şikâyet konusu soyut iddiaların şikâyetçi ve ilgili Banka arasında tazminat alacağı ilişkisi doğurabileceğini, satış memurluğu ve Sulh Hukuk Mahkemesinin ancak 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu (İİK) hükümlerine göre ödemenin süresinde olup olmadığını inceleyebileceğini, İİK’nın 130. maddesinde öngörülen on günlük sürenin kesin nitelikte olup alacaklının talebiyle veya satış memurunun inisiyatifiyle uzatılamayacağını belirterek şikâyetin reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİNİN BİRİNCİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 19.07.2022 tarihli ve 2022/1035 Esas, 2022/935 Karar sayılı kararı ile; satış dosyasında bulunan ... Merter Şubesinin 06.07.2022 tarihli cevabında bankacılık sistemindeki yoğunluktan kaynaklanan aksilik nedeniyle yapılan EFT’lerden üç tanesinin kabul edildiği ancak üç tanesinin reddedilmiş olduğu, saat 17:30'da bankacılık sistemi kapatıldığından dolayı yeniden EFT yapma denemelerinin sonuçsuz kaldığı, iade olan üç EFT'nin ise 05.07.2022 tarihinde yapıldığının bildirdiği, satış memuru tarafından gerekli ödemelerin yapılması için şikâyetçi ihale alıcısına on gün süre verildiği, on günlük sürenin 04.07.2022 tarihinde sona erdiği, şikâyetçinin 04.07.2022 tarihinde saat 17:00'ye kadar satış bedellerinin satış memurluğu hesabına yatırılmadığı gerekçesiyle şikâyetin reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde şikâyetçi ihale alıcısı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 20.10.2022 tarihli ve 2022/3658 Esas, 2022/2285 Karar sayılı kararı ile; şikâyete konu ihalenin yapıldığı tarihte uygulanması gereken İİK'nın 1 30... /5. maddeleri kapsamında yöntemine uygun yapılacak süreli bildirim üzerine ihale bedelini yatırılmasının ihalenin geçerliliğini koruması için zorunlu olduğu, ihale bedelinin süresinde yatırılmaması hâlinde İİK'nın 133. maddesi gereğince icra müdürü/satış memurunun kendiliğinden ihale kararını kaldırması gerektiği, ihale bedelinin yatırılması için İİK'nın 130. maddesi gereğince verilen on günlük süre Kanun tarafından kesin olarak belirlenmiş olup bu sürenin uzatılmasının mümkün olmadığı, somut olayda bankacılık sisteminden kaynaklanan sebeplerle paranın yatırılmamış olmasının verilen süreyi uzatmayacağı, dolayısıyla ihale bedellerinin satış memurluğu hesabına verilen on günlük kesin süre içinde yatırılmadığı açıkça anlaşıldığından satış memurluğu tarafından resen hareket edilerek İİK'nın 133. maddesi gereğince şikâyetçiye ihale edilen üç taşınmazın ihale kararının kaldırılmasına karar verilmesinin usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. BİRİNCİ BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ İNCELEME SÜRECİ A. Birinci Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde şikâyetçi ihale alıcısı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 18.10.2023 tarihli ve 2023/124 Esas, 2023/6335 Karar sayılı kararı ile; "...Şikayete konu ihalenin yapıldığı tarih itibariyle uygulanması gereken İİK'nın 130. maddesi uyarınca, satış bedeli peşin ödenir. Ancak, icra memuru alıcıya on günü geçmemek üzere bir mühlet verebilir. İİK'nın 134/5 maddesinde; "Taşınmazı satın alanlar, ihaleye alacağa mahsuben iştirak etmemiş olmak kaydıyla, ihalenin feshi talep edilmiş olsa bile, satış bedelini derhal veya 130. maddeye göre verilen süre içinde nakden ödemek zorundadırlar" hükmüne yer verilmiştir. İİK'nın 133/1. maddesine göre “Taşınmaz kendisine ihale olunan kimse derhal veya verilen mühlet içerisinde parayı vermezse, ihale kararı icra müdürü tarafından kaldırılarak teminat akçesi alıcının ikinci fıkra gereğince mesul bulunduğu meblağa mahsup edilmek üzere alıkonulur.” İİK’nın 9. maddesinde ise; “İcra ve iflas dairelerine yapılacak her türlü nakdî ödeme, Adalet Bakanlığı tarafından uygun görülecek bankalarda icra ve iflas dairesi adına açılan hesaba yapılır. Haciz sırasında, borçlu veya üçüncü kişiler tarafından yapılan ödeme nedeniyle tahsil edilen paralar, en geç tahsilatın yapıldığı günü takip eden ilk iş günü çalışma saati sonuna kadar banka hesabına yatırılmak üzere icra veya mahkeme kasalarında muhafaza edilir. İcra ve iflas dairelerince yapılması gereken her türlü nakdî ödeme, ilgilisinin gösterdiği banka hesabına aktarılmak üzere, icra müdürü tarafından re'sen bankaya verilecek talimat gereği yapılır. Talimat, paranın icra ve iflas dairesi hesabına yatırılmasını takip eden en geç üç iş günü sonuna kadar verilir. İcra ve iflas daireleri aldıkları kıymetli evrak ve değerli şeyleri kasalarında, zorunlu hâllerde ise kiralanacak banka kasalarında muhafaza ederler.“ hükmü yer almaktadır. Somut olayda Bakırköy 10. Sulh Hukuk Satış Memurluğu’nun 2021/5 sayılı dosyasında 24.06.2022 tarihinde gerçekleştirilen ihalede, 8 02... parselde kayıtlı 1 nolu bağımsız bölümün 1.200.000,00 TL bedelle ...’e, 8 10... parselde kayıtlı olan 3 nolu bağımsız bölümün 7.100.000,00 TL bedele ...’e, 8 10... parselde kayıtlı olan 2 nolu bağımsız bölümün 5.600.000,00 TL bedele ...’e, 10 27... parselde kayıtlı 2 nolu bağımsız bölümün 1.701.000,00 TL bedele ...’e, 10 27... parselde kayıtlı 8 nolu bağımsız bölümün 10.000.000,00 TL bedele ...’e, 10 27... parselde kayıtlı 4 nolu bağımsız bölümün 17.601.000,00 TL bedele ...’e ihale edildiği, hissedar olan ...’e ihale bedelini yatırmak üzere on günlük süre verildiği görülmüştür. Şikayet edenin 8 10... parselde kayıtlı 2 nolu bağımsız bölüm, 8 10... parselde kayıtlı 3 nolu bağımsız bölüm ve 8 02... parselde kayıtlı 1 nolu bağımsız bölüm üzerlerinde 2/3 oranında hisseye sahip olduğu yukarıda adı geçen diğer taşınmazlarda ise ½ oranında hisseye sahip olduğu, 04.07.2022 tarihinde ihale alıcısı tarafından hisse oranına göre 5.000.000,00 TL, 1.866.334,00 TL, 340.000,00 TL, 850.500,00 TL, 8.800.500,00 TL, 340.000,00 TL’nin satış dosyası hesabına yatırıldığı, 850.500,00 TL, 8.800.500,00 TL, 2.366.667,00 TL ihale bedelinin aynı gün hesaba iade dönmesi üzerine 05.07.2022 tarihinde şikayet eden tarafından 2.366.667,00TL, 8.800.500,00 TL, 850.500,00 TL ihale bedelinin hesaba yatırıldığı, 06.07.2022 tarihli icra müdürü kararı ile ... tarafından süresinde ihale bedeli yatırılmayan 10 27... parselde kayıtlı 2 nolu bağımsız bölüm, 10 27... parselde kayıtlı 4 nolu bağımsız bölüm ve 8 10... parselde kayıtlı 3 nolu bağımsız bölümün İİK 133. maddesi uyarınca ihale olunmasına karar verildiği görülmüştür. Bu bilgiler doğrultusunda, şikayet eden adına 24.06.2022 tarihli ihalede altı adet taşınmaz ihale olunduğu, müdürlükçe verilen on günlük sürenin son günü eft ile satış dosyasına ihale bedellerinin hissesi oranında yatırıldığı, ancak yukarıda adı geçen üç taşınmaz için ihale bedelinin aynı gün iade olunduğu, 05.07.2022 tarihli ... T.A.Ş. cevabı yazısına göre; altı adet eft çıkış talimatının 16.30 da işleme alınarak tamamının hesaptan çıkışının yapıldığı, eft genel merkezinde yaşanan yoğunluk sebebi ile altı eft işleminin üç tanesinin onaylandığını, üç tanesinin 17.20 de iade olunduğun bildirildiği, ihale alıcısının ihale bedelini süresinde yatıramamasının ihale alıcısının kişisel kusurundan değil Banka işlemlerinde yaşanan yoğunluktan kaynaklı olduğu kaldı ki engelin ortadan kalktığı ertesi gün ihale bedellerinin şikayet eden tarafından satış dosyasına yatırıldığı dikkate alındığında ihale bedelinin süresinde yatırıldığının kabulü gerekirken İcra müdürlüğünce İİK’nın 133. maddesine göre işlem yapılması hatalı olup mahkeme kararının bozulması gerekmiştir..." gerekçesiyle karar bozulmuştur. B. İlk Derece Mahkemesinin İkinci Kararı İlk Derece Mahkemesinin 08.02.2024 tarihli ve 2023/4260 Esas, 2024/275 Karar sayılı kararı ile; bozma kararına uyularak yapılan inceleme sonucunda, ihale alıcısının ihale bedelini süresinde yatıramamasının ihale alıcısının kişisel kusurundan değil banka işlemlerinde yaşanan yoğunluktan kaynaklı olduğu, kaldı ki engelin ortadan kalktığı ertesi gün ihale bedellerinin şikâyetçi tarafından satış dosyasına yatırıldığı dikkate alındığında ihale bedelinin süresinde yatırıldığının kabulünün gerektiği gerekçesiyle şikâyetin kabulüne karar verilmiştir. VI. İKİNCİ BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ İNCELEME SÜRECİ A. İkinci Bozma Kararı 1. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde şikâyet olunan vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 22.05.2024 tarihli ve 2024/2430 Esas, 2024/5206 Karar sayılı kararı ile; "...Şikayete konu ihalenin yapıldığı tarih itibariyle uygulanması gereken İİK'nın 130. maddesi uyarınca, satış bedeli peşin ödenir. Ancak, icra memuru alıcıya on günü geçmemek üzere bir mühlet verebilir. İİK'nın 134/5 maddesinde; "Taşınmazı satın alanlar, ihaleye alacağa mahsuben iştirak etmemiş olmak kaydıyla, ihalenin feshi talep edilmiş olsa bile, satış bedelini derhal veya 130. maddeye göre verilen süre içinde nakden ödemek zorundadırlar" hükmüne yer verilmiştir. İİK'nın 133/1. maddesinde ise “Taşınmaz kendisine ihale olunan kimse derhal veya verilen mühlet içerisinde parayı vermezse, ihale kararı icra müdürü tarafından kaldırılarak teminat akçesi alıcının ikinci fıkra gereğince mesul bulunduğu meblağa mahsup edilmek üzere alıkonulur.” İİK’nın 9. maddesinde ise; “İcra ve iflas dairelerine yapılacak her türlü nakdî ödeme, Adalet Bakanlığı tarafından uygun görülecek bankalarda icra ve iflas dairesi adına açılan hesaba yapılır. Haciz sırasında, borçlu veya üçüncü kişiler tarafından yapılan ödeme nedeniyle tahsil edilen paralar, en geç tahsilatın yapıldığı günü takip eden ilk iş günü çalışma saati sonuna kadar banka hesabına yatırılmak üzere icra veya mahkeme kasalarında muhafaza edilir. İcra ve iflas dairelerince yapılması gereken her türlü nakdî ödeme, ilgilisinin gösterdiği banka hesabına aktarılmak üzere, icra müdürü tarafından re'sen bankaya verilecek talimat gereği yapılır. Talimat, paranın icra ve iflas dairesi hesabına yatırılmasını takip eden en geç üç iş günü sonuna kadar verilir. İcra ve iflas daireleri aldıkları kıymetli evrak ve değerli şeyleri kasalarında, zorunlu hâllerde ise kiralanacak banka kasalarında muhafaza ederler. “ hükmü yer almaktadır. Somut olayda Bakırköy 10. Sulh Hukuk Mahkemesi Satış Memurluğu’nun 2021/5 sayılı dosyasında 24.06.2022 tarihinde gerçekleştirilen ihalede, şikayetçiye ihale edilen altı adet taşınmazdan 10 27... parsel 2 ve 4 nolu bağımsız bölüm ile 8 10... parsel 3 nolu bağımsız bölüme ilişkin ihale bedellerinin (alıcının taşınmazda bulunan hissesi dışında kalan kısmı) müdürlük hesabına eft ile yatırılmak istendiği, bu ödemelerin banka tarafından 4.07.2022 tarihinde şikayetçi ihale alıcısının hesabına iade edilmesi üzerine bu kez satış memurluğunca verilen on günlük süreden sonra 5.07.2022 tarihinde ödendiği, şikayetin de konusu olan 6.07.2022 tarihli satış memurluğu kararı ile şikayetçi ihale alıcısı ... tarafından süresinde ihale bedeli yatırılmayan bu üç taşınmazın İİK 133. maddesi uyarınca ihale olunmasına karar verildiği görülmüştür. Bir davada mahkemenin veya tarafların yapmış oldukları bir usul işlemi nedeniyle taraflardan biri lehine, dolayısıyla diğeri aleyhine doğan ve gözetilmesi zorunlu olan hakka, usuli kazanılmış hak denilmektedir. Yargıtay içtihatları ile kabul edilen “usuli kazanılmış hak” olgusunun, birçok hukuk kuralında olduğu gibi yine Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır. Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir İçtihadı Birleştirme Kararı (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı YİBK) ya da geçmişe etkili bir yeni kanun çıkması karşısında, Yargıtay bozma ilamına uyulmuş olmakla oluşan usuli kazanılmış hak hukukça değer taşımayacaktır. Benzer şekilde, uygulanması gereken bir kanun hükmünün, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usuli kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir (HGK'nın 21.01.2004 gün ve 2004/10-44 E., 19 K.; 03.02.2010 gün ve 2010/4-40 E., 2010/54 K. sayılı kararları). Bu sayılanların dışında, ayrıca görev, hak düşürücü süre, kesin hüküm itirazı, harç ve maddi hataya dayanan bozma kararlarına uyulmasında olduğu gibi kamu düzeni ile ilgili konularda usuli kazanılmış haktan söz edilemez (Kuru, B.: Hukuk Muhakemeleri Usulü – C. V, 6, b İstanbul 2001, s. 4738 vd). Öte yandan, maddi hata (hukuki yanılma), maddi veya hukuki bir olayın olup olmadığında veya koşul veya niteliklerinde yanılmayı ifade eder ( Ejder Yılmaz, Hukuk Sözlüğü, Doruk Yayınları, 1. Baskı, 1976, s. 208). Burada belirtilen maddi hata kavramından amaç; hukuksal değerlendirme ve denetim dışında, tamamen maddi olgulara yönelik, ilk bakışta hata olduğu açık ve belirgin olup, her nasılsa inceleme sırasında gözden kaçmış ve bu tür bir yanlışlığın sürdürülmesinin kamu düzeni ve vicdanı yönünden savunulmasının mümkün bulunmadığı, yargılamanın sonucunu büyük ölçüde etkileyen ve çoğu kez tersine çeviren ve düzeltilmesinin zorunlu olduğu açık hatalardır. “Maddi hataya dayanan bozma kararına uyulması da usulü müktesep hak teşkil etmez” (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 15.03.1972 gün ve E:1968/1-277, K:176; 01.03.1995 gün ve E:1995/7-641, K:117; 23.01.2002 gün ve E:2001/1-1010, K:2002/1; 12.07.2006 gün ve E:2006/4-519, K:527; 04.11.2009 gün ve E:2009/13-370, K:2009/480 sayılı kararları, Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6. Baskı, İstanbul 2001, Cilt 5, sayfa 4771 vd.). Usuli kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için, bir davada ya taraflar ya mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir (Hukuk Genel Kurulu'nun 24.05.2017 tarih ve 2017/2-1607 Esas, 2017/968 Karar sayılı kararı). Tüm bu hususlar bir arada değerlendirildiğinde; şikayetçi ihale alıcısının üç adet taşınmaza ilişkin ihale bedellerini İİK'nın 130. maddesine göre verilen on günlük süreden sonra ödediği, buna göre satış memurluğunca İİK'nın 133. maddesine uygun işlem yapılmasında usul ve yasaya uymayan bir yön bulunmadığı anlaşıldığından, Dairemizin 18.10.2023 tarih ve 2023/124 E. - 2023/6335 K. sayılı ilâmı maddi hataya dayalı olup, İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyulması, şikayetçi ihale alıcısı lehine usuli kazanılmış hak oluşturmaz. Bu nedenle, İlk Derece Mahkemesince, şikayetin reddine karar verilmek üzere kararın bozulması gerekmiştir..." gerekçesiyle karar bozulmuştur. B. İlk Derece Mahkemesinin Üçüncü Kararı İlk Derece Mahkemesinin 11.09.2024 tarihli ve 2024/1099 Esas, 2024/1363 Karar sayılı kararı ile; bozma kararına uyularak yapılan inceleme sonucunda, şikâyet konusu işlem hakkında eldeki şikâyetin tarafları arasında görülen Bakırköy 10. Sulh Hukuk Mahkemesinin 14.09.2022 tarihli ve 2023/318 Esas, 2023/79 Karar sayılı kararıyla şikâyetin reddine dair verilen kararının Özel Dairenin 13.12.2023 tarihli ve 2023/8205 Esas, 2023/8680 Karar sayılı kararıyla onandığı, şikâyetçi tarafından 04.07.2022 tarihinde saat 17.00'a kadar satış bedellerinin bildirilen satış memurluğu hesabına yatırılmadığı gerekçesiyle şikâyetin reddine karar verilmiştir. VII. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde şikâyetçi ihale alıcısı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Şikâyetçi ihale alıcısı vekili; ihale bedelinin son yatırma günü olan 04.07.2022 tarihinde müvekkilinin banka hesabında parasının olmasına ve bu konuda süresi içerisinde bankaya EFT talimatı vermesine rağmen sistem yoğunluğundan kaynaklanan nedenlerle ihale bedelinin yatırılamadığını, bu durumun müvekkilinin öngörebileceği bir durum olmadığı gibi müvekkilinden kaynaklanan bir gecikme hâlinin de söz konusu olmadığını, bankaya ihale bedelini süresinde yatırmak için talimat veren müvekkilinin ihale bedelinin süresi içerisinde yatırılamamasından sorumlu olmadığını ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Özel Dairenin Üçüncü Kararı Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 24.10.2024 tarihli ve 2024/6681 Esas, 2024/9033 Karar sayılı kararı ile; davanın esastan reddi veya kabulünü içeren bozmaya uyularak tesis olunan kararın önceki bozmayı ortadan kaldıracak şekilde yeniden bozulması üzerine mahkemece verilen kararın temyiz incelemesinin Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna ait olduğu gerekçesiyle dosyanın Hukuk Genel Kuruluna gönderilmesine karar verilmiştir. D. Özü İstemin özü; somut olayda banka işlemlerindeki yoğunluk nedeniyle EFT yapılamamasından dolayı ihale bedelinin süresinde yatırıldığının kabul edilip edilemeyeceğine ilişkindir. E. Ön sorun 1. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, işin esasının incelenmesine geçilmeden önce mahkemenin son kararına yönelik temyiz itirazlarını inceleme görevinin, Hukuk Genel Kuruluna mı yoksa Özel Daireye mi ait olduğu hususu ön sorun olarak ele alınmıştır. 2. İİK'nın 366/1. maddesinde istinaf ve temyiz incelemelerinin 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'na (HUMK) göre yapılacağı belirtilmiştir. HMK'nın 447/2. maddesi uyarınca mevzuatta, yürürlükten kaldırılan HUMK'ya yapılan yollamalar, HMK'nın bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelerine yapılmış sayılır. Açıklanan bu hükümlere göre İİK'da istinaf ve temyize ilişkin özel düzenlemeler yer almakta olup özel düzenleme bulunmaması hâlinde kural olarak HMK'nın istinaf ve temyize ilişkin hükümleri uygulanır. 3. HMK'nın 373. maddesinin 17.04.2013 tarihli ve 6460 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un (6460 sayılı Kanun) 1. maddesi ile eklenen 6. fıkrası; "Davanın esastan reddi veya kabulünü içeren bozmaya uyularak tesis olunan kararın önceki bozmayı ortadan kaldıracak şekilde yeniden bozulması üzerine alt mahkemece verilen kararın temyiz incelemesi, her hâlde Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca yapılır." hükmünü içermektedir.
4. Belirtilen maddenin gerekçesi ise; "Madde ile, davanın esastan reddi veya kabulünü içeren kesin bozmaya uyularak tesis olunan kararların mevzuatta bir değişiklik olmadığı halde, önceki bozmayı ortadan kaldıracak şekilde yeniden bozulması üzerine ilk derece mahkemesince verilen hükmün temyiz incelemesinin Yargıtay'ın ilgili dairesi yerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca yapılması öngörülmektedir..." şeklindedir. 5. Yapılan bu değişiklikle kanun koyucu tarafından Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna yeni bir görev verilmiş, davanın esastan reddi veya kabulünü içeren bozmaya uyularak tesis olunan kararın önceki bozmayı ortadan kaldıracak şekilde yeniden bozulması üzerine yerel mahkemece verilen kararın temyiz incelemesinin Yargıtay Hukuk Genel Kurulu tarafından yapılması öngörülmüştür. 6. Öte yandan Hukuk Genel Kurulunun görevi, davanın esastan reddi veya kabulünü içeren bozmaya uyularak tesis olunan kararlarla sınırlı bulunmaktadır. Bu nedenle, nihai karar kavramı üzerinde durulmasında yarar vardır. 7. Nihai kararlar, usule ilişkin nihai kararlar veya esasa ilişkin nihai kararlar (hükümler) olmak üzere ikiye ayrılır. Uyuşmazlığı esastan çözmemekle birlikte, davaya görülmekte olan mahkemede son veren kararlar usule ilişkin nihai karar olarak nitelendirilir. Usule ilişkin nihai kararlar davanın esasına yönelik olmadığından maddi anlamda kesinleşmeye elverişli değildirler. Bu karar şekli anlamda kesinleşmiş olsa bile, maddi anlamda kesinleşmeye elverişli olmadığından söz konusu eksiklikleri gidererek aynı tarafların aynı konuda ve aynı sebeplere dayanarak yeniden bir dava açması mümkündür (Hakan Pekcanıtez vd., Medenî Usûl Hukuku, İstanbul, 2017, C. III, s.1973-1974). Mahkemece verilen görevsizlik, yetkisizlik, davanın açılmamış sayılmasına ilişkin kararlar usule ilişkin nihai kararlar olduğu gibi dava şartı yokluğu nedeni ile verilen usulden ret kararları da (HMK md. 115/2), usule ilişkin nihai kararlardır. Esasa ilişkin nihai kararlar (hüküm) ise hâkimin maddi hukuk kurallarını uygulayarak uyuşmazlığın esasını inceleyerek verdiği kararlardır. 8. Yukarıda da belirtildiği üzere HMK'nın 373. maddesine 6460 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle eklenen 6. fıkra uyarınca davanın (şikâyetin) esastan reddi veya kabulünü içeren bozmaya uyularak tesis olunan kararın önceki bozmayı ortadan kaldıracak şekilde yeniden bozulması üzerine alt mahkemece verilen kararın temyiz incelemesi Hukuk Genel Kurulunca yapılacaktır. Değişiklik gerekçesinden de anlaşılacağı üzere Hukuk Genel Kurulunca inceleme yapılabilmesi için davanın (şikâyetin) esastan reddi veya kabulünü içeren kesin bozmaya uyularak tesis olunan kararların, mevzuatta bir değişiklik olmadığı hâlde, önceki bozma kararını ortadan kaldıracak şekilde yeniden bozulması durumunun söz konusu olması gereklidir. 9. Öte yandan madde gerekçesinde “kesin bozma” kavramından kanun koyucunun neyi kastettiği açıklanmış; bu kavramın “ilk derece mahkemelerinin davanın kabulüne ilişkin hükmünün reddedilmesini yahut davanın reddine ilişkin hükmünün kabul edilmesini öngören bozma” olduğu belirtilmiştir.
10. Somut olayda ise; İlk Derece Mahkemesince şikâyetin reddine dair verilen birinci kararın şikâyetçi ihale alıcısı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararının şikâyetçi ihale alıcısı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Özel Dairenin birinci bozma kararı ile ihale bedelinin süresinde yatırıldığının kabulü gerekirken icra müdürlüğünce İİK'nın 133. maddesine göre işlem yapılmasının hatalı olduğu gerekçesiyle kararın bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince Özel Dairenin birinci bozma kararına uyulduktan sonra şikâyetin kabulüne dair verilen ikinci karar şikâyet olunan vekili tarafından temyiz edilmiştir. Özel Dairenin ikinci bozma kararı ile şikâyetçi ihale alıcısının üç adet taşınmaza ilişkin ihale bedellerini İİK'nın 130. maddesine göre verilen on günlük süreden sonra ödediği, buna göre satış memurluğunca İİK'nın 133. maddesine göre işlem yapılması usul ve yasaya uygun olup İlk Derece Mahkemesince şikâyetin reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle karar bozulmuştur. İlk Derece Mahkemesinin üçüncü kararı ile Özel Dairenin bozma kararına uyulduktan sonra şikâyetin reddine karar verilmiştir. 11. Tüm bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere, Özel Dairenin ikinci bozma kararı önceki bozma kararını ortadan kaldıracak niteliktedir. Böyle olunca, İlk Derece Mahkemesince verilen son kararın temyiz inceleme görevinin Özel Daireye değil, Hukuk Genel Kuruluna ait olduğuna oy birliğiyle karar verilmiş ve işin esasının incelenmesine geçilmiştir. VIII. GEREKÇE 1. İlgili Hukuk 1. İİK'nın 9, 19, 20, 1 30... /5. maddeleri, 2. HMK'nın 322/2. maddesi 2. Değerlendirme 1. HMK'nın 322/2. maddesine göre paylaştırma ve ortaklığın giderilmesi için satış yapılması gereken hâllerde, hâkim satış için bir memur görevlendirir. Taşınır ve taşınmaz malların satışı İİK hükümlerine göre yapılır. 2. Somut olayda şikâyet konusu ihalenin yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan İİK'nın 130. maddesi "Satış bedeli peşin ödenir. Ancak, icra memuru alıcıya on günü geçmemek üzere bir mühlet verebilir." hükmünü, aynı Kanun'un 134/5. maddesi ise "Taşınmazı satın alanlar, ihaleye alacağa mahsuben iştirak etmemiş olmak kaydıyla, ihalenin feshi talep edilmiş olsa bile, satış bedelini derhal veya 130. maddeye göre verilen süre içinde nakden ödemek zorundadırlar." hükmünü, İİK'nın "Paranın ödenmesi ve değerli eşyanın muhafazası" başlıklı 9/1. maddesi "İcra ve iflas dairelerine yapılacak her türlü nakdî ödeme, Adalet Bakanlığı tarafından uygun görülecek bankalarda icra ve iflas dairesi adına açılan hesaba yapılır..." hükmünü, İİK'nın 133. maddesi "Taşınmaz kendisine ihale olunan kimse derhal veya verilen mühlet içerisinde parayı vermezse, ihale kararı icra müdürü tarafından kaldırılarak teminat akçesi alıcının ikinci fıkra gereğince mesul bulunduğu meblağa mahsup edilmek üzere alıkonulur. Kendisinden evvel en yüksek teklifte bulunan kimsenin ileri sürdüğü pey, 129 uncu maddenin aradığı şartlara uygun bulunması ve bu kimsenin adresinin de malum olması halinde bir muhtıra tebliğ edilerek arz ettiği bedelle taşınmaz kendisine teklif edilir ve üç gün zarfında almaya razı olursa ona ihale olunur. Razı olmaz veya cevapsız bırakılırsa veya bulunmazsa taşınmaz icra dairesince hemen artırmaya çıkarılır. Bu artırma ilgililere tebliğ edilmeyip yalnızca satıştan en az yedi gün önce yapılacak ilanla yetinilir. Bu artırmada, teklifin, 129 uncu maddedeki hükümlere uyması şartıyla taşınmaz en çok artırana ihale olunur." hükmünü içermektedir. 3. İhale bedeli alıcı tarafından peşin veya icra müdürünün on günü geçmemek üzere verdiği süre içinde (İİK md. 130) ödenmezse icra müdürü ihale kararını kendiliğinden kaldırır (İİK md. 133/1). İcra müdürü satış bedelinin ödenmesi için on günden az bir süre vermişse bu süreyi on günü geçmemek üzere uzatabilir. Ancak icra müdürü satış bedelinin ödenmesi için alıcıya on günlük bir süre vermişse artık bu süreyi uzatamaz; çünkü İİK'nın 130. maddesindeki on günlük süre kesindir (İİK md. 20). Buna rağmen icra müdürü on günlük süreden sonra yeni bir ek süre vermişse alıcı bu ek süre içinde satış bedelini ödese bile icra müdürü İİK'nın 133. maddesine göre ihale kararını kaldırmakla yükümlüdür (E. İlhan Postacıoğlu, İcra Hukuku Esasları, İstanbul, 2010, s.597, dn 147; Ramazan Arslan, Ejder Yılmaz, Sema Taşpınar Ayvaz, Emel Hanağası, İcra ve İflas Hukuku, Ankara, 2020, s.345). 4. 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 45. maddesi uyarınca içtihadı birleştirme kararları benzer hukuki konularda Yargıtay genel kurullarını, dairelerini ve adliye mahkemelerini bağlar. Bu yasal düzenleme gereğince, içtihadı birleştirme kararlarının benzer hukuki konularda Yargıtay genel kurulları, daireleri ve adliye mahkemeleri için gerekçeleri ile açıklayıcı, sonucu ile bağlayıcı olduğunda kuşku bulunmamaktadır. 5. 23.03.1955 tarihli ve 1955/1 Esas, 1955/5 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştime kararı ile "İhale tutarıyla, tellaliye resmi hemen veya verilen süre içinde ödenmediğinde, ihalenin satış memurluğunca resen bozulması (feshedilmesi) gerekir. Bozulmazsa şikâyet üzerine mercice ihalenin bozulmasının gerektiğine karar verilmesi lazımdır." şeklinde karar verilmiştir. İçtihadı Birleştirme kararının gerekçesinde İİK'nın 133. maddesine göre verilen mühlet zarfında para ödenmezse ihalenin feshedileceği, satış memurunun dosyayı resen tetkik edecek vakit bulamadığından dolayı ihale müddet hitamında feshedilmemiş ise verilen mehilden sonra müşteri (ihale alıcısı) para getirdiği zaman bunu kabul etmeyerek ihalenin feshine karar verilmesinin gerektiği, şayet satış memurunun bunu yapmayarak parayı alıp vezneye koymuş ise alakadarların mercie şikâyeti üzerine icra hâkimliğince bu muamelenin bozulmasına ve İİK'nın 133. maddesi uyarınca satış memurluğunca ihalenin feshi lüzumuna karar verilmesinin gerektiği, müddet (on günlük süre) geçtikten sonra verilen paranın kabul edilerek ihalenin tekemmül ettirilmesinin kanunun tayin ettiği müddetin satış memurluğunca uzatılması anlamına geleceği, böyle bir durumun müddetleri kesin olarak tespit eden İİK'nın ruhuna aykırı düşeceği, İİK'nın 20. maddesine göre müddetleri değiştiren mukavelelerin hükümsüz olduğu, bir an için bunun aksi kabul edilirse tatbikatta bir çok ihtilafların doğmasına ve işlerin sürüncemede kalmasına sebebiyet verileceği vurgulanmıştır. 6. İİK'da ilgililer için konulmuş süreler hak düşürücü niteliktedir. İİK'nın 7 ve 39. maddelerindeki iki istisnai hâlde konulmuş süreler zamanaşımı süresidir (Baki Kuru, İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, Ankara, 2013, s.143). İİK'nın 19. maddesinde gün, ay ve yıl olarak belirtilen sürelerin nasıl hesaplanacağı düzenlenmiştir. Gün olarak belirtilen sürelerde ilk gün hesaba katılmaz. Resmî tatil günleri de süreye dahildir. Yani, sürenin içinde kalan resmî tatil günleri (örneğin Pazar günleri) de hesaba dahil edilir ve bundan dolayı süre uzatılmaz. 7. Somut olayda ise; Bakırköy 10. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2019/633 Esas ve 2021/455 Karar sayılı kararıyla ortaklığın satış suretiyle giderilmesine karar verilmiştir. Bakırköy 10. Sulh Hukuk Mahkemesi Satış Memurluğunun 2021/5 Satış dosyasında sekiz adet taşınmaz satışa çıkarılmıştır. Bu taşınmazlardan şikâyet konusu olan İstanbul ili, Güngören ilçesi, ... Mahallesi, 1027 ada, 8 parselde kayıtlı 2 No.lu bağımsız bölümün 1/2 hissesi ..., 1/2 hissesi ... adına, İstanbul ili, Güngören ilçesi, ... Mahallesi, 1027 ada, 8 parselde kayıtlı 4 No.lu bağımsız bölümün 1/2 hissesi ..., 1/2 hissesi ... adına, İstanbul ili, Güngören ilçesi, ... Mahallesi, 810 ada, 604 parselde kayıtlı 3 No.lu bağımsız bölümün 2/3 hissesi ..., 1/3 hissesi ... adına kayıtlıdır. 8. Satış dosyasında 24.06.2022 tarihli birinci açık artırmada İstanbul ili, Güngören ilçesi, ... Mahallesi, 1027 ada, 8 parselde kayıtlı 2 No.lu bağımsız bölümün muhammen bedeli 2.500.000,00 TL olup hissedar ... vekiline 1.701.000,00 TL bedelle, İstanbul ili, Güngören ilçesi, ... Mahallesi, 1027 ada, 8 parselde kayıtlı 4 No.lu bağımsız bölümün muhammen bedeli 9.200.000,00 TL olup hissedar ... vekiline 17.601.000,00 TL bedelle, İstanbul ili, Güngören ilçesi, ... Mahallesi, 810 ada, 604 parselde kayıtlı 3 No.lu bağımsız bölümün muhammen bedeli 3.100.000,00 TL olup hissedar ... vekiline 7.100.000,00 TL bedelle ihale edilmiştir. İhale tutanaklarında ihale alıcısına ihale bedelini ödemesi için on günlük süre verilmiştir. İhale bedelleri satış memurluğu adına açılan banka hesabına on günlük süreden sonra 05.07.2022 tarihinde ödenmiştir. 06.07.2022 tarihinde satış memurluğunca İİK'nın 133. maddesine göre işlem yapılmıştır. 9. Şikâyet konusu ihalenin yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan İİK'nın 134/5. maddesi uyarınca ihale alıcısı ihale bedelini aynı Kanun'un 130. maddesine göre verilen on günlük kesin süre içinde nakden ödemek zorundadır. Nakdi ödemenin ise İİK'nın 9. maddesine göre satış memurluğu adına açılan banka hesabına on günlük kesin süre içinde yapılması gerekir. Şikâyetçi ihale alıcısı tarafından on günlük süre içinde kendi banka hesabından, satış memurluğu adına açılan banka hesabına EFT yapılması talimatı verilmiş ise de ihale bedelleri on günlük kesin süre içerisinde satış memurluğu adına açılan banka hesabına yatırılmamıştır. Satış memurluğunca, verilen on günlük kesin sürede ihale bedellerinin satış memurluğu hesabına yatırılıp yatırılmadığı incelenebilir. Satış memurluğunun bankacılık işlemlerini kontrol etme yükümlülüğü bulunmadığından, ihale alıcısı tarafından EFT talimatının zamanında yapılıp yapılmadığı incelenemez. Bu durumda ihale bedelinin süresinde yatırıldığının kabulü olanaksızdır. 10. O hâlde şikâyetçi ihale alıcısının üç adet taşınmaza ilişkin ihale bedellerini İİK'nın 130. maddesine göre verilen on günlük kesin süreden sonra ödediğinden satış memurluğunca İİK'nın 133. maddesine uygun işlem yapılması usul ve yasaya uygun olup şikâyetin reddine karar verilmesi gerekir. 11. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, ihale alıcısının ihale bedelini süresinde yatıramamasının ihale alıcısının kişisel kusurundan değil banka işlemlerinde yaşanan yoğunluktan kaynaklandığı, engelin ortadan kalktığı ertesi gün ihale bedellerinin ihale alıcısı tarafından satış dosyasına yatırıldığı, dolayısıyla ihale bedelinin süresinde yatırıldığının kabulü ile kararın bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş Kurul Çoğunluğu tarafından de bu görüş Kurul Çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir. 12. Hâl böyle olunca İlk Derece Mahkemesince verilen karar usul ve yasaya uygun olup onanması gerekir. IX. KARAR Açıklanan sebeplerle; Şikâyetçi ihale alıcısı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile İlk Derece Mahkemesi kararının ONANMASINA, Harç peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 24.09.2025 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.