Yargıtay Ceza Genel Kurulu - Esas: 2024/49, Karar: 2026/145
"İçtihat Metni"
Ceza Genel Kurulu 2024/49 E. , 2026/145 K.
"İçtihat Metni"
KARARI VEREN
YARGITAY DAİRESİ : 10. Ceza Dairesi
MAHKEMESİ :Asliye Ceza
SAYISI : 673-86
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Sanığın kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 191/1, 62, 53... . maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve cezasının ertelenmesine ilişkin Trabzon 1. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 23.02.2016 tarihli ve 673-86 sayılı hükmün, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 10. Ceza Dairesince 21.09.2023 tarih ve 21799-8009 sayı ile;
"A...Sanık hakkında kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan dolayı, bu suç tarihinden önce açılmış başka bir dava veya soruşturma olup olmadığının, varsa sanığın bu suçu diğer davaya konu olan suç nedeniyle verilen tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin infazı sırasında veya 6545 sayılı Kanun yürürlüğe girdikten sonra verilmiş olan bir kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının erteleme süresi zarfında işleyip işlemediğinin ve önceki dava sonucunun araştırılması, gerektiğinde Cumhuriyet Başsavcılığından ve Denetimli Serbestlik Müdürlüğünden suç tarihinde sanığın infazda olan başka bir tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri kararının bulunup bulunmadığı sorulup belirlendikten sonra;
1. Sanık bu suçu, daha önce işlediği suçtan dolayı yapılan kovuşturma aşamasında hükmolunan tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin infazı sırasında veya 6545 sayılı Kanun'la değişik 5237 sayılı Kanun'un 191 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca verilmiş bir 'kamu davasının açılmasının ertelenmesi' kararının denetim süresi içinde işlemiş ise; 6545 sayılı Kanun'un 68 inci maddesi ile değiştirilen 5237 sayılı Kanun'un 191 inci maddesinin beşinci fıkrasında öngörülen 'Erteleme süresi zarfında kişinin kullanmak için tekrar uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alması, kabul etmesi veya bulundurması ya da uyuşturucu veya uyarıca madde kullanması, dördüncü fıkra uyarınca ihlal nedeni sayılır ve ayrı bir soruşturma ve kovuşturma konusu yapılmaz' hükmü uyarınca, ikinci suçtan açılan bu davanın kovuşturma şartının ortadan kalkması nedeniyle, 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin sekizinci fıkrası uyarınca 'davanın düşmesine' ve tedavi ve/veya denetimli serbestlik kararı veren ilgili mahkemeye ya da kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı veren ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına ihbarda bulunulmasına karar verilmesi,
2. Sanık bu suçu daha önce işlediği suçtan dolayı verilen tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbirinin infazı sırasında veya 6545 sayılı Kanun'la değişik 5237 sayılı Kanun'un 191 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca verilmiş bir 'kamu davasının açılmasının ertelenmesi' kararının denetim süresi içinde işlemiş değilse veya daha önce işlediği suçtan dolayı yapılan kovuşturma aşamasında hükmolunan tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin infazı sırasında veya 6545 sayılı Kanun'la değişik 5237 sayılı Kanun'un 191 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca verilmiş bir 'kamu davasının açılmasının ertelenmesi' kararının denetim süresi içinde işlemiş ve önceki suçtan mahkûmiyet dışında bir hüküm verilmiş ise; bu suç nedeniyle 6545 sayılı Kanun'la değişik 5237 sayılı Kanun'un 191 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı ile birlikte tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanmış olan sanık hakkında 6545 sayılı Kanun'la değişik 5237 sayılı Kanun'un 191 inci maddesinin dördüncü fıkrasının (a), (b) ve (c) bentlerinde gösterilen dava açma şartlarının gerçekleştiğinin sabit görülmesi halinde yargılamaya devam olunarak, suç tarihi itibarıyla 6545 sayılı Kanun'la değişik 5237 sayılı Kanun'un 191 inci maddesi hükümleri çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken eksik araştırma ile hüküm kurulması,
B. 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 tarihli ve 2014/140 Esas, 2015/85 Karar sayılı kararına yanlış anlam verilerek 5237 sayılı Kanun'un 53 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin uygulanmaması ve hükümden sonra 7242 sayılı Kanun’un 10 uncu maddesiyle yapılan değişiklikler nedeniyle, bu maddenin uygulanması açısından sanığın durumunun yeniden belirlenmesinde zorunluluk bulunması,
C. Adli Tıp Kurumu Trabzon Grup Başkanlığınca suç konusu uyuşturucu maddeden alınan şahit numunelerin müsaderesine karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
D. Suç tarihinin gerekçeli karar başlığında '20.04.2015' yerine hatalı olarak '16.10.2010' yazılması," isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.
II. İTİRAZ SEBEPLERİ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 03.11.2023 tarih ve 273294 sayı ile; "...Dava konusu suç, kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçudur. Eylem 6545 sayılı Yasa değişikliği sonrası, 20.04.2015 tarihinde işlenmiştir. 6545 sayılı yasal değişiklik sonrasındaki, bu suça özgü araştırma, denetime imkân verecek şekilde yerel Cumhuriyet savcılığında yapılmıştır. Bu husus dosya kapsamından bellidir. Ayrıca UYAP entegrasyon ekranına göre, sanığın bu suçtan önce, sadece 09.02.2010 tarihinde bezer suçu işlediği gözükmektedir. 09.02.2010 tarihli suç sebebiyle, 13.04.2011 tarihinde tedavi ve denetimli serbestlik kararı kurulmuş, mahalli ile yapılan görüşme sonrasında, tedbire uyularak, 16.03.2012 tarihinde yerine getirme formu düzenlendiği öğrenilmiştir. Yani 20.04.2015 tarihli suç, daha önceki kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma sucunun verilen, tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin infaza sırasında işlenmemiştir. Dosyada eksiklik bulunmamaktadır. Esastan karar kurulabilecektir." düşüncesiyle itiraz yoluna başvurmuştur.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 10. Ceza Dairesince 21.12.2023 tarih ve 18762-11555 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
III. UYUŞMAZLIK KONUSU VE ÖN SORUN
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında eksik araştırma ile hüküm kurulup kurulmadığının belirlenmesine ilişkin ise de Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 27. maddesi uyarınca öncelikle; sanığa isnat edilen kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçuna ilişkin dava zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediğinin değerlendirilmesi gerekmektedir.
IV. ÖN SORUNA İLİŞKİN OLAY VE OLGULAR
İncelenen dosya kapsamından;
20.04.2015 tarihli olay tutanağına göre; Trabzon İl Emniyet Müdürlüğü görevlilerince, 20.04.2015 tarihinde saat 20.45 sıralarında, Bahçecik Mahallesinde gerçekleştirilen devriye görevi esnasında durumundan şüphelenilen sanığın durdurulduğu, üst yoklamasının yapılacağı belirtilen sanığın, montunun sol iç cebinden çıkardığı kâğıda sarılı hâldeki suç konusu uyuşturucu maddeyi görevlilere teslim ettiği, gerçekleştirilen işlemler hakkında bilgilendirilen Cumhuriyet savcısının talimatına istinaden, sanık hakkında kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan işlem yapıldığı,
Adli Tıp Trabzon Grup Başkanlığının 17.06.2015 tarihli raporunda; ele geçirilen net 1,45 gram ağırlığındaki maddenin esrar olduğunun belirtildiği,
Sanık hakkında kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan, Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma neticesinde 28.08.2015 tarih ve 6210-131 sayı ile TCK'nın 191. maddesinin 2. fıkrası uyarınca 5 yıl süreyle kamu davasının açılmasının ertelenmesine ve aynı maddenin 3. fıkrası gereğince 1 yıl süreyle denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına karar verildiği,
Söz konusu kararın itiraz edilmeksizin kesinleşmesi üzerine, sanık hakkında Trabzon Denetimli Serbestlik Müdürlüğünce denetimli serbestlik tedbirinin infazına başlandığı, tedbirin infazı sırasında sanığın 16.10.2015 tarihinde başka bir kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçunu işlemesi üzerine, Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığınca 09.11.2015 tarih ve 6210 sayı ile sanık hakkındaki kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının kaldırılmasına karar verildiği, Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığınca gerçekleştirilen 2015/6210 sayılı soruşturma neticesinde, 10.11.2015 tarih ve 3789-3227 sayı ile; sanık hakkında 20.04.2015 tarihinde işlediği kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan TCK'nın 191/1 ve 53. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemi ile dava açıldığı,
Trabzon 1. Asliye Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda 23.02.2016 tarih ve 673-86 sayı ile; sanığın kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan TCK'nın 191/1, 62, 53... . maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve cezasının ertelenmesine karar verildiği,
Anlaşılmaktadır.
V. GEREKÇE
A. İlgili Mevzuat ve Ön Soruna İlişkin Açıklamalar
TCK'nın "Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmak ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmak" başlıklı 191. maddesinin suç tarihindeki hâli; "(1) Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alan, kabul eden veya bulunduran kişi, bir yıldan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır..." şeklinde düzenlenmiştir.
Öte yandan, TCK'nın 66. maddesinde, kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça kamu davasının maddede yazılı sürelerin geçmesiyle ortadan kalkacağı düzenlenmiş, aynı maddenin birinci fıkrasının (e) bendinde beş yıldan fazla olmamak üzere hapis veya adli para cezasını gerektiren suçlarda bu sürenin 8 yıl olacağı hüküm altına alınmıştır.
Zamanaşımını kesen sebepler ise TCK'nın 67/2. maddesinde sayılmıştır. Buna göre, bir suçla ilgili olarak;
a) Şüpheli veya sanıklardan birinin savcı huzurunda ifadesinin alınması veya sorguya çekilmesi,
b) Şüpheli veya sanıklardan biri hakkında tutuklama kararı verilmesi,
c) Suçla ilgili olarak iddianame düzenlenmesi,
d) Sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa, mahkûmiyet kararı verilmesi,
Hâllerinde, dava zamanaşımı kesilecektir.
TCK'nın 67. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, kesen bir nedenin bulunması hâlinde zamanaşımı, kesilme gününden itibaren yeniden işlemeye başlayacak, dava zamanaşımını kesen birden fazla nedenin bulunması hâlinde ise son kesme nedeninin gerçekleştiği tarih esas alınacak, dördüncü fıkrası uyarınca da kesilme hâlinde, zamanaşımı süresi ilgili suça ilişkin olarak Kanunda belirlenen sürenin en fazla yarısına kadar uzayacaktır.
Ceza Genel Kurulunun süreklilik arz eden birçok kararında açıkça vurgulandığı üzere, yargılama yapılmasına engel olup davayı düşüren hâllerden biri olan zamanaşımının yargılama sırasında gerçekleşmesi hâlinde Mahkeme ya da Yargıtay, resen zamanaşımı kuralını uygulayarak kamu davasının düşmesine karar verecektir.
B. Ön Soruna İlişkin Değerlendirme
Sanığa isnat edilen kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçunun yaptırımı, TCK'nın 191. maddesinin birinci fıkrasına göre iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası olarak öngörülmüştür. TCK'nın 66. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi gereğince bu suçun asli dava zamanaşımı süresi sekiz yıl, 67. maddenin dördüncü fıkrası dikkate alındığında kesintili dava zamanaşımı süresi ise on iki yıldır. Sanık hakkında dava zamanaşımını kesen en son işlem 23.02.2016 tarihli mahkûmiyet hükmü olup bu tarihten sonra dava zamanaşımını kesen veya durduran başkaca bir neden olmadığı gözetildiğinde, TCK'nın 66/1-e maddesindeki sekiz yıllık asli dava zamanaşımı süresinin Ceza Genel Kurulunca incelemenin yapıldığı tarihten önce 23.02.2024 tarihinde dolduğu anlaşılmaktadır. Eylemin suç oluşturmaması veya yeni bir yasal düzenleme ile suç olmaktan çıkarılması gibi herhangi bir araştırmayı gerektirmeyen hâlin, başka bir deyişle, derhâl beraat kararı verilmesini gerektiren bir durumun bulunmadığı ve daha ağır cezayı gerektiren başka bir suçu oluşturma ihtimali olmadığı da sabittir.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle kabulüne karar verilmelidir.
Ulaşılan sonuç karşısında esas uyuşmazlık konusu değerlendirilmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının DEĞİŞİK GEREKÇEYLE KABULÜNE,
2- Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 21.09.2023 tarihli ve 21799-8009 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA,
3- Trabzon 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 23.02.2016 tarihli ve 673-86 sayılı sanık hakkında kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün, dava zamanaşımının gerçekleşmesi nedeniyle BOZULMASINA,
Ancak yeniden yargılamayı gerektirmeyen bu konuda, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun, 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 322. maddesine göre karar verilmesi mümkün bulunduğundan, TCK'nın 66/1-e ve CMK'nın 223/8. maddeleri uyarınca sanık hakkında açılan kamu davasının dava zamanaşımı nedeniyle DÜŞMESİNE,
4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 11.03.2026 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu - Esas: 2020/471, Karar: 2025/335
"İçtihat Metni"
Ceza Genel Kurulu 2020/471 E. , 2025/335 K.
"İçtihat Metni"
KARARI VEREN
YARGITAY DAİRESİ : 10. Ceza Dairesi
MAHKEMESİ :Asliye Ceza
SAYISI : 696-991
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Sanığın kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 191/1, 43 ve 53. maddeleri uyarınca 3 yıl 9 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin İzmir 33. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 18.02.2016 tarihli ve 655-77 sayılı hükmün, sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 10. Ceza Dairesince 16.09.2019 tarih ve 1630-4538 sayı ile; "1-TCK'nın 191/4-a maddesindeki ısrar şartının gerçekleşmesi için en az iki haklı, yasal, geçerli tebligatın ve ihtaratın yapılması gerektiği halde randevuya gelmeyen sanığa yeniden ihtarat içeren tebligat yapılmadan ısrar şartının gerçekleştiğinin kabul edilmesi,
2-TCK'nın 191/5 maddesi gereğince erteleme süresi zarfında uyuşturucu madde kullanılması soruşturma konusu yapılamayacağından sanığın 12.08.2015 tarihli eyleminin ihlal kabul edilmesinin gerektiği gözetilmeden hakkında TCK'nın 43. maddesinin uygulanması suretiyle fazla ceza tayin edilmesi,
3-Hükümden önce 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesi'nin 08.10.2015 tarihli 2014/140 esas ve 2015/85 karar sayılı kararı ile, 5237 sayılı TCK'nın 53. maddesinin bazı hükümlerinin iptal edilmesi nedeniyle, bu maddenin uygulanması açısından, sanığın durumunun yeniden belirlenmesinde zorunluluk bulunması," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel Mahkeme ise 26.11.2019 tarih ve 696-991 sayı ile; "...Somut olayda, hakkında kamu davasının açılmasının ertelenmesine ve tedavi ile birlikte denetimli serbestlik tedbirine hükmedilen sanığa tedbirin infazına başlaması için uyarılı ilk başvuru davetiyesi gönderilmesi üzerine sanığın Denetimli Serbestlik Müdürlüğüne müracaat ettiği, bu şekilde kuruma müracaat eden sanığa, Denetimli Serbestlik Hizmetleri Yönetmeliğinin 'Denetim planı' başlıklı 35. maddesinin 7. fıkrasında yer alan 'Haklarında; a) Tedavi ve denetimli serbestlik, ... kararı verilenler için denetim planı hazırlanmaz. Bu yükümlülere yükümlülükleri ile uyması gereken kuralları ve dikkat etmesi gereken hususları içeren bilgilendirme formu tebliğ edilir. Bu form denetim planı yerine geçer.' şeklindeki düzenleme gereğince Yönetmeliğin 42. maddesinde düzenlenen yükümlülerin uyması gereken kuralların yazılı olarak imzası karşılığında 13/01/2015 tarihinde tebliğ edildiği ve yükümlülüklerine uymamakta ısrar etmesi halinde hakkında kamu davası açılacağının da ihtar edildiği, dolayısıyla birinci uyarının doğrudan ilgili müdürlükçe yapılmış olduğu, ancak sanığın 13/05/2015 tarihinde yükümlülüklerini birinci kez ihlal etmesi üzerine, yine yazılı olarak uyarılmasına karar verildiği ve ikinci bir ihlal durumunda ısrar şartı gerçekleşmiş kabul edilerek dosyasının kapatılacağı ihtarını içeren uyarı müzekkeresinin 13/06/2015 tarihinde tebliğ edildiği, yapılan bu uyarıya rağmen sanığın 15/06/2015 tarihinde ikinci kez yükümlülüklerini ihlal ettiği anlaşılmış olup, Yargıtay 10 Ceza Dairesinin 2019/2453 esas 2019/6894 karar sayılı emsal içtihadı gereğince bu haliyle sanığın 2 kez uyarılmasına rağmen 2 defa yükümlülüklerini ihlal ettiği görüldüğünden, kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan TCK'nın 191. maddesinin 1. fıkrası uyarınca cezalandırılması isteğiyle açılan davada 'kovuşturma şartı' olan 'ısrar koşulu' gerçekleştiği ve yine 23/10/2014 tarihindeki eylemden dolayı denetimin ihlali nedeniyle denetim dosyasının 26/06/2015 tarihinde kapatılması ve bu eylemden dolayı 03/09/2015 tarihli iddianame öncesi sanığın 12/08/2015 tarihinde tekrar kullanmak için bulundurduğu uyuşturucu madde ile yakalanması nedeniyle suçun zincirleme şekilde işlendiği kanaatine varılmış" şeklindeki gerekçeyle bozmaya direnerek önceki hüküm gibi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir.
Direnme kararına konu bu hükmün de sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 23.06.2020 tarihli ve 11962 sayılı bozma istekli tebliğnamesiyle dosya, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 307. maddesi uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 10. Ceza Dairesince 09.11.2020 tarih, 13602-7032 sayı ve oy çokluğuyla direnme kararının yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
II. UYUŞMAZLIK KONUSU
Yerel Mahkeme ile Özel Daire arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında TCK’nın 191/4-a maddesinde yer alan ısrar şartının gerçekleşip gerçekleşmediğinin ve buna bağlı olarak sanık hakkında zincirleme suç hükümlerinin uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
İncelenen dosya kapsamından;
23.10.2014 tarihli arama ve yakalama tutanağına göre; İzmir İl Emniyet Müdürlüğü görevlilerince, 23.10.2014 tarihinde saat 12.30 sıralarında metro istasyonu önünde gerçekleştirilen devriye görevi esnasında durumundan şüphelenilen sanığın durdurulduğu, üst yoklamasının yapılacağı belirtilen sanığın, sağ elindeki beyaz kâğıda sarılı olan suç konusu uyuşturucu maddeyi görevlilere teslim ettiği, gerçekleştirilen işlemler hakkında bilgilendirilen Cumhuriyet savcısının talimatına istinaden sanık hakkında kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan işlem yapıldığı,
İzmir Kriminal Polis Laboratuvarının 10.11.2014 tarihli raporuna göre; ele geçirilen net 0,04 gram ağırlığındaki sarı ve yeşil renkli bitkinin, sentetik kannabinoid türevlerinden olan AB-PINCA etken maddesini içerdiği,
Sanık hakkında kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma neticesinde 10.12.2014 tarih ve 102857-3098 sayı ile; TCK'nın 191. maddesinin 2. fıkrası uyarınca 5 yıl süreyle kamu davasının açılmasının ertelenmesine, aynı maddenin 3. fıkrası gereğince sanık hakkında 1 yıl süreyle tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına, erteleme süresi içinde yükümlülüklere ve uygulanan tedavinin gereklerine uygun davranmamada ısrar edilmesi, tekrar kullanmak için uyuşturucu madde satın alınması, kabul edilmesi, bulundurulması ya da kullanılması hâlinde sanık hakkında kamu davasının açılacağının ihtarına karar verildiği, 17.12.2014 tarihinde usulüne uygun olarak sanığa tebliğ edilen söz konusu kararın itiraz edilmeksizin kesinleştiği,
Sanık hakkındaki tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin infaz edilmesi amacıyla dosyanın İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca, 12.12.2014 tarihinde İzmir Denetimli Serbestlik Müdürlüğüne gönderildiği, adı geçen kurum tarafından 2014/11022 sırasına kaydı yapılan dosyada sanığın bildirdiği adresine, müdürlüğe müracaat etmesi gerektiğine ilişkin çağrı yazısının 13.01.2015 tarihinde usulüne uygun olarak tebliğ edildiği, sanığın da aynı tarihte anılan kuruma müracaat etmesi üzerine tedavi ve denetimli serbestlik programına başlanıldığı ve bu kapsamda kurum görevlisi tarafından uyması gereken kurallar ve yükümlülükler konusunda bilgilendirilen sanığa, buna ilişkin bilgilendirme formu ile 5 gün içinde hastaneye başvurması gerektiğine ilişkin tutanağın ve uzman rehber ile gerçekleştirilecek görüşmelerin tarihlerini içeren belgenin elden tebliğ edildiği,
Tedavi ve denetim serbestlik sürecindeki ilk üç rehberlik görüşmesine katılan sanığın, 13.05.2015 tarihli dördüncü görüşmeye mazeretsiz olarak katılmaması üzerine, denetimli serbestlik müdürlüğünce söz konusu rehberlik görüşmenin gerçekleşmediğine ilişkin 21.05.2015 tarihli tutanağın düzenlendiği, bu tutanak üzerine toplanan infaz işlemlerini değerlendirme komisyonunun 27.05.2015 tarihli ve 12077 sayılı kararı ile; rehberlik görüşmesine katılmayarak yükümlülüğünü ihlal eden sanığın uyarılmasına karar verildiği, 27.05.2015 tarihli uyarı yazısının 13.06.2015 tarihinde usulüne uygun olarak sanığa tebliğ edildiği, uyarıya rağmen sanığın 15.06.2015 tarihli rehberlik görüşmesine de mazaretsiz olarak katılmadığı, görüşmesinin gerçekleşmediğine ilişkin düzenlenen 24.06.2015 tarihli tutanak üzerine toplanan infaz işlemlerini değerlendirme komisyonunun 26.06.2015 tarihli ve 15590 sayılı kararı ile; 13.05.2015 tarihli rehberlik görüşmesine katılmayan sanığın, uyarılmasına rağmen 15.06.2015 tarihli rehberlik görüşmesine de katılmayarak tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri programına uymadığı anlaşıldığından, kaydının kapatılarak dosyasının İzmir Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar verildiği, sanığa 25.07.2015 tarihinde usulüne uygun olarak tebliğ edilen söz konusu kararın itiraz edilmeksizin kesinleşmesi üzerine, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca 03.09.2015 tarih ve 102857 sayı ile; denetimli serbestlik tedbirinin gereklerinin yerine getirilmediği gerekçesiyle, sanık hakkındaki kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının kaldırılmasına karar verildiği ve İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının 03.09.2015 tarihli ve 28007-23333 sayılı iddianamesiyle, sanığın kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan TCK’nın 191/1 ve 53. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle dava açıldığı, söz konusu davanın İzmir 33. Asliye Ceza Mahkemesinin 2015/655 esasına kayıt edildiği,
12.08.2015 tarihli olay tutanağına göre; İzmir İl Emniyet Müdürlüğü görevlilerince, 12.08.2015 tarihinde saat 18.30 sıralarında Ege Mahallesi, 1244/1 Sokakta gerçekleştirilen devriye görevi esnasında, durumundan şüphelenilmesi nedeniyle sokak üzerinde yürümekte olan sanığın durdurulduğu, üzerinde suç unsuru bulunup bulunmadığı sorulan sanığın, avucunun içindeki kâğıda sarılı olan suç konusu uyuşturucu maddeyi görevlilere teslim ettiği, gerçekleştirilen işlemler hakkında bilgilendirilen Cumhuriyet savcısının talimatına istinaden, sanık hakkında kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan işlem yapıldığı,
İzmir Kriminal Polis Laboratuvarının 18.08.2015 tarihli raporuna göre; ele geçirilen net 0,07 gram ağırlığındaki açık yeşil renkli bitkinin, sentetik kannabinoid türevlerinden olan M5FPIC etken maddesini içerdiği,
Suç konusu uyuşturucu maddeyi kullanmak amacıyla satın aldığını söyleyen sanık hakkında İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının 10.09.2015 tarihli ve 28741-23943 sayılı iddianamesi ile kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan TCK’nın 191/1 ve 53. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle dava açıldığı, söz konusu davanın İzmir 33. Asliye Ceza Mahkemesinin 2015/680 esasına kaydedildiği, İzmir 33. Asliye Ceza Mahkemesince yapılan yargılama neticesinde 15.09.2015 tarih ve 680-627 sayı ile; aralarında hukuki ve fiili bağlantı bulunduğu gerekçesiyle 2015/680 esas sayılı dosyanın, aynı Mahkemenin 2015/655 esas sayılı dosyasıyla birleştirilmesine ve yargılamanın 2015/655 esas sayılı dava üzerinden yürütülmesine karar verildiği,
Anlaşılmaktadır.
IV. GEREKÇE
A. Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar
TCK'nın "Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmak ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmak" başlıklı 191. maddesi;
"(1) Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alan, kabul eden veya bulunduran ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Bu suçtan dolayı başlatılan soruşturmada şüpheli hakkında 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 171 inci maddesindeki şartlar aranmaksızın, beş yıl süreyle kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilir. Cumhuriyet savcısı, bu durumda şüpheliyi, erteleme süresi zarfında kendisine yüklenen yükümlülüklere uygun davranmadığı veya yasakları ihlal ettiği takdirde kendisi bakımından ortaya çıkabilecek sonuçlar konusunda uyarır. Erteleme kararı kolluk birimlerine de bildirilir.
...
(4) Kişinin, erteleme süresi zarfında;
a) Kendisine yüklenen yükümlülüklere veya uygulanan tedavinin gereklerine uygun davranmamakta ısrar etmesi,
b) Tekrar kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alması, kabul etmesi veya bulundurması,
c) Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanması, hâlinde, hakkında kamu davası açılır.
(5) Erteleme süresi zarfında kişinin kullanmak için tekrar uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alması, kabul etmesi veya bulundurması ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanması, dördüncü fıkra uyarınca ihlal nedeni sayılır ve ayrı bir soruşturma ve kovuşturma konusu yapılmaz…"
Karar ve infaz tarihlerinde yürürlükte olan mülga Denetimli Serbestlik Hizmetleri Yönetmeliği'nin "Yükümlülerin uyarılması" başlıklı 44. maddesi;
"(1) Yükümlülüğün yerine getirilmesi için uyulması gereken kurallar ile karara uygun olarak hazırlanan programa ve denetimli serbestlik personelinin bu kapsamdaki uyarı ve çağrılarına uyulmaması yükümlülüğün ihlali sayılır. Yükümlülüğün ihlal edilmesi durumunda vaka sorumlusunun teklifi üzerine yükümlü, komisyon tarafından veya kanunda yazılı hallerde komisyonun önerisi üzerine ilgili hâkim tarafından uyarılır.
(2) Uyarı bir yazı ile yükümlüye tebliğ edilir. Gerektiğinde yükümlü, müdürlüğe davet edilerek yükümlülüklerine ilişkin hususlar ve ihlalin sonuçları vaka sorumlusu tarafından kendisine sözlü olarak da açıklanır. Yükümlünün gelmemesi durumunda daha önce yapılmış olan yazılı uyarı yeterli sayılır.
(3) Denetimli serbestlik kararlarının infazında, yükümlülüğün bir yıl içerisinde iki defa ihlal edilmesi yükümlülüğe uymamada ısrar etme sayılır. Yükümlünün uyarılmasının ardından bir yıl içerisinde ikinci ihlalin tespit edilmesi halinde infaza son verilerek kayıt kapatılır.
(4) Uyarı için yapılan tebligatta, bir yıl içerisinde yeni bir ihlal durumunun tespit edilmesi halinde tekrar bir uyarının yapılmayacağı, dosyanın kapatılarak gereği için mahkemeye gönderileceği yükümlüye ihtar edilir…"
10.11.2021 tarihli ve 31655 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Denetimli Serbestlik Hizmetleri Yönetmeliği'nin "Yükümlülerin uyarılması" başlıklı 44. maddesi ise
"(1) Yükümlülüğün yerine getirilmesi için uyulması gereken kurallar ile karara uygun olarak hazırlanan programa ve denetimli serbestlik personelinin bu kapsamdaki uyarı ve çağrılarına uyulmaması yükümlülüğün ihlali sayılır. Yükümlülüğün ihlal edilmesi durumunda vaka sorumlusunun teklifi üzerine yükümlü, komisyon tarafından veya Kanunda yazılı hâllerde komisyonun önerisi üzerine infaz hâkimi tarafından uyarılır.
(2) Uyarı bir yazı ile yükümlüye tebliğ edilir. Gerektiğinde yükümlü, müdürlüğe davet edilerek yükümlülüklerine ilişkin hususlar ve ihlalin sonuçları vaka sorumlusu tarafından kendisine sözlü olarak da açıklanır. Yükümlünün gelmemesi durumunda daha önce yapılmış olan yazılı uyarı yeterli sayılır.
(3) Denetimli serbestlik kararlarının infazında, yükümlülüğün bir yıl içerisinde mazereti olmaksızın ve kasıtlı olarak üç defa ihlal edilmesi yükümlülüğe uymamada ısrar etme sayılır. Yükümlünün ikinci kez uyarılmasının ardından bir yıl içerisinde üçüncü ihlalin tespit edilmesi halinde dosyanın kapatılması ile ilgili süreç başlatılır…"
Şeklinde hüküm altına alınmıştır.
TCK’nın 191. maddesinin gerekçesinde; "Maddeyle, Türk Ceza Kanununun 191 inci maddesi başlığıyla birlikte değiştirilmektedir. Maddenin birinci fıkrasında yapılan değişiklikle, kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmak ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmak suçu için öngörülen hapis cezası, bu suçla daha etkin mücadele etmek ve toplumu uyuşturucuya karşı korumak amacıyla artırılmaktadır.
Maddenin mevcut düzenlemesine göre kovuşturma aşamasında karar verilebilen tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin yerine getirilmesinde birtakım sorunlarla karşılaşılmıştır. Bunlardan en önemlisi, aynı kişi hakkında birden fazla tedbir kararı verilebilmesi ve yükümlülüklerin ihlal edilmesine rağmen yargılamaya devam edilmek suretiyle cezaya hükmolunmamasıdır.
Bu nedenle, kovuşturma aşamasında verilebilen denetimli serbestlik kararının, uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanan kişi hakkında tedavi işlemlerine bir an önce başlanabilmesi için, soruşturma aşamasında Cumhuriyet savcısı tarafından verilmesi sağlanmaktadır. Bu suçtan dolayı başlatılan soruşturmada şüpheli hakkında Ceza Muhakemesi Kanununun 171 inci maddesindeki şartlar aranmaksızın, beş yıl süreyle kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilecektir. Cumhuriyet savcısı, bu durumda şüpheliyi, erteleme süresi zarfında denetimli serbestlik tedbiri kapsamında kendisine yüklenen yükümlülüklere uygun davranmadığı veya yasakları ihlal ettiği takdirde ortaya çıkabilecek sonuçlar konusunda uyaracaktır. Buna göre kişi hakkında uygulanacak erteleme süresi beş yıl iken, denetimli serbestlik süresi ve gerekmesi halinde uygulanacak tedavi süresi en fazla iki yıl olabilecektir.
Kişinin, denetimli serbestlik veya erteleme süresi zarfında,
a) Kendisine yüklenen yükümlülüklere veya uygulanan tedavinin gereklerine uygun davranmamakta ısrar etmesi,
b) Tekrar kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alması, kabul etmesi veya bulundurması,
c) Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanması, halinde, hakkında kamu davası açılacak ve yargılamaya devam edilecektir.
Erteleme süresi zarfında kişinin kullanmak için tekrar uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alması, kabul etmesi veya bulundurması ya da kullanması ihlal nedeni sayılacak ancak bu ihlal ayrı bir soruşturma ve kovuşturma konusu yapılmayacaktır…" açıklamalarına yer verilmiştir.
TCK'nın 191. maddesinde düzenlenen suç açısından CMK'nın 171. maddesinde belirlenen şartların olayda gerçekleşip gerçekleşmediğine bakılmaksızın şüpheli hakkında kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilecektir. Bu anlamda TCK’nın 191. maddesinin, kamu davasının açılmasının ertelenmesi kurumu bakımından istisnai bir uygulama alanına dönüştürüldüğünü ifade etmek gerekmektedir. Ayrıca, CMK'nın 171/2. maddesindeki düzenlemenin aksine, bu suç açısından erteleme kararı verilip verilmemesi hususunda Cumhuriyet savcısının takdir yetkisi de bulunmamaktadır. Kanun koyucu bu yöndeki tercihiyle; bu suçtan dava açılmadan önce henüz soruşturma evresinde iken denetimli serbestliğe geçilebilmesi amacıyla erteleme kararı verilmesini ve erteleme süresi içerisinde de şüpheli hakkında getirilecek bir takım yükümlülük ve yasaklara gecikmeksizin başlanmasını amaçlamaktadır.
Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmak ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmak suçunun şüphelisi hakkında kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verildikten sonra bu kararın ihlalini oluşturan eylemlerin neler olduğu 191. maddenin 4. fıkrasında gösterilmiştir.
Anılan fıkranın (a) bendinde ihlale neden olan ilk fiil, yüklenen yükümlülüklere veya uygulanan tedavinin gereklerine uygun davranılmamasında ısrar edilmesi olarak ifade edilmiştir. Erteleme kararının kaldırılarak kamu davasının açılması için aranan ve bu bağlamda bir dava şartı olan ısrar, Türk Dil Kurumu Büyük Türkçe Sözlüğü'nde; "Direnme, ayak direme, üsteleme, üstünde durma" şeklinde tanımlanmıştır. Kanun Koyucu burada kamu davasının açılması için, şüphelinin kendisine yüklenen yükümlülüklere veya uygulanan tedavinin gereklerine uygun davranmamasını değil, uygun davranmamakta ısrar etmesi koşulunu aramaktadır. Şüphelinin, Denetimli Serbestlik Müdürlüğü tarafından gerçekleştirilen denetimli serbestlik ve tedavi tedbirleri kapsamındaki yükümlülük, çağrı, plan ve programlara uymama yönündeki bir ısrarı olmalıdır. Dolayısıyla yükümlünün, erteleme süresi içerisinde öngörülen yükümlülükleri ya da yasakları en az bir kere ihlal etmesi veya aksatması durumunda ısrar koşulu gerçekleşmediği için erteleme kararı kaldırılarak kamu davası açılmayacaktır.
Her ne kadar karar ve infaz tarihinde yürürlükte olan mülga DSHY’nin 44. maddesi uyarınca, yükümlülüklerin bir yıl içinde iki defa ihlal edilmesi, bu bağlamda ilk ihlal sonrası yapılan uyarı üzerine tekrar yükümlülük ya da yasaklara uyulmaması durumunda ısrar şartının gerçekleşeceği kabul edilmiş ise de gerek ısrar kavramının tanımı, gerekse Kanun Koyucunun söz konusu yükümlülük ve yasaklarla ulaşmak istediği amacın, bireyin rehabilite edilip yeniden topluma kazandırılması olduğu dikkate alındığında; ısrar olgusunun gerçekleştiğinin kabulü için haklı ve geçerli bir mazeret olmaksızın en az iki kere bu yasakların çiğnenmiş veya yükümlülüklere aykırı hareket edilmiş ve buna bağlı olarak da en az iki kez uyarı yapılmış olmasına rağmen ısrarla yükümlülük ya da yasaklara uyulmaması, uygulanan tedavinin şartlarına aykırı davranışlar sergilenmeye devam edilmesi gerekmektedir. Nitekim, bu yöndeki uygulamaya paralel olarak yapılan ve 10.10.2021 tarihli Resmî Gazete’de yayınlanıp yürürlüğe giren DSHY’nin 44. maddesinde, ısrar şartının gerçekleşmesi için yükümlülüğün bir yılda üç defa ihlal edilmesi şartına ilişkin düzenleme getirilmiştir.
Kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının ihlali niteliğinde olan diğer eylemler ise söz konusu fıkranın (b) ve (c) bentlerinde; şüphelinin erteleme süresi zarfında tekrar kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alması, kabul etmesi veya bulundurması ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanması şeklinde tarif edilmiştir. Bu durumda şüpheli aslında bir kez daha TCK’nın 191. maddesinde düzenlenen suçu işlediğinden hakkında kamu davası açılacaktır. Ancak ihlale neden olan bu fiillerin gerçekleştirilmesi halinde anılan maddenin 5. fıkrası gereğince ayrı bir soruşturma veya kovuşturma yapılmayacaktır. Böylelikle kanun koyucu denetimli serbestlik kararının ihlaline neden olacak eylemlerin gerçekleştirilmesi durumunda erteleme kararının kaldırılıp kamu davasının açılmasını yeterli bulmakta, ihlale neden olan fiiller için ayrı bir soruşturma veya kovuşturma yapılmasını benimsememektedir.
B. Hukuki Değerlendirme
Dosyadaki bilgi ve belgelere göre; 23.10.2014 tarihinde işlemiş olduğu kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçu nedeniyle, hakkında İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca 10.12.2014 tarih ve 102857-3098 sayı ile; kamu davasının açılmasının ertelenmesine ve bir yıl süreyle tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına karar verilen, söz konusu tedbirin infazı için 13.01.2015 tarihinde İzmir Denetimli Serbestlik Müdürlüğüne müracaat eden ve anılan kurum tarafından uyması gereken yükümlülükler ile yasaklar konusunda bilgilendirilen sanığın, söz konusu yükümlülükler kapsamındaki 13.05.2015 tarihli rehberlik görüşmesine katılmadığı, ilgili komisyonun buna ilişkin 27.05.2015 tarihli uyarı yazısının 13.06.2015 tarihinde usulünü uygun olarak sanığa tebliğ edildiği, sanığın 15.06.2015 tarihli rehberlik görüşmesine de mazeretsiz olarak katılmaması üzerine, sanığa ilişkin tedavi ve denetimli serbestlik dosyasının kapatılıp İzmir Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildiği ve Başsavcılık tarafından kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı kaldırılıp 03.09.2015 tarihli ve 28007-23333 sayılı iddianame ile sanığın TCK'nın 191. maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle dava açıldığı, 12.08.2015 tarihinde üzerindeki net 0,07 gram uyuşturucu madde ile görevlilere yakalanan sanık hakkında İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının 10.09.2015 tarihli ve 28741-23943 sayılı iddianamesi ile; kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan TCK’nın 191. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle ikinci bir davanın daha açıldığı, sanık hakkındaki her iki kamu davasının aralarındaki hukuki ve fiili bağlantı nedeniyle İzmir 33. Asliye Ceza Mahkemesinin 2015/655 esas sayılı dosyasında birleştirildiği, yapılan yargılama neticesinde sanığın zincirleme şeklinde kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan cezalandırıldığı dosya kapsamında;
Sanığın, TCK’nın 191. maddesinin 4. fıkrasının (a) bendi uyarınca kendisine yüklenen yükümlülüklere veya tedavinin gereklerine uygun davranmamakta ısrar ettiğinin kabul edilebilmesi için, haklı ve geçerli bir mazeret olmaksızın en az iki kere yasakları çiğnemiş veya yükümlülüklere aykırı hareket etmiş ve buna bağlı olarak da en az iki kez uyarı yapılmış olmasına rağmen ısrarla yükümlülük ya da yasaklara uymamaya, uygulanan tedavinin şartlarına aykırı davranışlar sergilemeye devam etmek suretiyle iki haklı ihtara rağmen üçüncü bir ihlalin tespit edilmiş olması gerekmektedir. Ancak somut olayda; 13.05.2015 tarihli rehberlik görüşmesine haklı bir mazereti olmaksızın katılmayan ve bu nedenle 13.06.2015 tarihinde usulüne uygun olarak yapılan tebligatla uyarılan sanığın, 15.06.2015 tarihli rehberlik görüşmesine de katılmaması üzerine, Denetimli Serbestlik Müdürlüğünce üçüncü kez ihlal durumunun tespit edilmesi hâlinde tekrar bir uyarının yapılmayacağına, dosyanın kapatılarak ilgili yargı merciine gönderileceğine ilişkin uyarıyı içeren ikinci haklı ihtara ilişkin tebligatın yapılmadığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla sanık yönünden kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının ihlali niteliğinde olan ısrar şartının gerçekleşmediğinin ve buna bağlı olarak da TCK'nın 191. maddesinin 4. fıkrasının (a) bendine istinaden tedavi ve denetimli serbestlik dosyasının kapatılmasının hukuken söz konusu olamayacağının kabulünde zorunluluk bulunmaktadır.
Diğer taraftan, yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda ısrar şartının gerçekleşmediği ve buna dayalı olarak da sanık hakkındaki 10.12.2014 tarihli ve 102857-3098 sayılı kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı ile tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri ortadan kalkmadığı sonucuna ulaşılması karşısında; sanığın 12.08.2015 tarihli kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma eylemi, erteleme süresi içerisinde işlenmiş, TCK’nın 191. maddesinin 4. fıkrasının (b) bendi kapsamında bir ihlal olup anılan maddenin 5. fıkrası gereğince ayrı bir soruşturma veya kovuşturma konusu yapılamayacaktır. Ancak söz konusu eylem nedeniyle kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı kaldırılacak ve sanık hakkında 23.10.2014 tarihli eylemi nedeniyle kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan dava açılacaktır. Bu hâliyle, erteleme süresi içinde işlenen 12.08.2015 tarihli eylemin, TCK'nın 191. maddesinin 4. fıkrasının (b) bendi uyarınca bir ihlal nedeni olduğu, soruşturma ve kovuşturma konusu yapılamayacağı gözetilmeden, sanık hakkında kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan belirlenen temel cezada, söz konusu eylem nedeniyle TCK’nın 43. maddesi uyarınca artırım yapılarak fazla ceza tayin edilmesinin isabetsiz olduğu kabul edilmelidir.
Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.
V. KARAR
Açıklanan nedenlerle;
1- İzmir 33. Ağır Ceza Mahkemesinin 26.11.2019 tarihli ve 696-991 sayılı direnme kararına konu hükmünün gerekçesinin İSABETLİ OLMADIĞINA, söz konusu hükmün,
a) TCK'nın 191. maddesinin 4. fıkrasının (a) bendinde yer alan ısrar koşulunun gerçekleşmesi için en az iki haklı ve geçerli tebligatın ve ihtaratın yapılması gerektiği gözetilmeden, 15.06.2015 tarihli rehberlik görüşmesine gelmeyen sanığa, ihtarat içeren ikinci tebligat yapılmadan ısrar şartının gerçekleştiğinin kabul edilmesi,
b) TCK'nın 191. maddesinin 5. fıkrası uyarınca erteleme süresi zarfında kullanmak için uyuşturucu madde satın alınması, kabul edilmesi veya bulundurulması ya da uyuşturucu madde kullanılması ihlal nedeni olup ayrı bir soruşturma ve kovuşturma konusu yapılamayacağı, bu bağlamda erteleme süresi içinde işlenen 12.08.2015 tarihli eylemin bir ihlal nedeni olduğu gözetilmeden, sanık hakkında TCK'nın 43. maddesinin uygulanması suretiyle fazla ceza tayin edilmesi,
İsabetsizliklerinden BOZULMASINA,
2- Dosyanın, İzmir 33. Asliye Ceza Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 17.09.2025 tarihli müzakerede oy birliğiyle karar verildi.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu - Esas: 2020/20, Karar: 2022/730
"İçtihat Metni"
Ceza Genel Kurulu 2020/20 E. , 2022/730 K.
"İçtihat Metni"
Yargıtay Dairesi : (Kapatılan) 20. Ceza Dairesi
Kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda ... 1. Ağır Ceza Mahkemesince; sanık ... hakkında TCK'nın 191/2-3-5 ve 54. maddeleri uyarınca tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına ve müsadereye karar verilmiş, söz konusu karar itiraz edilmeksizin 26.11.2013 tarihinde kesinleşmiş, tedavi ve denetimli serbestlik kararına uymadığı bildirilen sanık hakkında yargılamaya devam eden mahkemece 02.12.2014 tarih ve 386-377 sayı ile; sanığın TCK'nın 191/1, 62, 50/1-a, 52/2-4 ve 63. maddeleri uyarınca 6000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, taksitlendirmeye ve mahsuba karar verilmiştir.
Hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 20. Ceza Dairesince 16.10.2019 tarih ve 2116-5435 sayı ile;
“Hükümden önce 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun’la TCK'nın 191. maddesinde yapılan değişiklik nedeniyle, TCK'nın 191. maddesinin 4. fıkrasının (a) bendinde yer alan, ‘kişinin, erteleme süresi zarfında; kendisine yüklenen yükümlülüklere veya uygulanan tedavinin gereklerine uygun davranmamakta ısrar etmesi hâlinde, hakkında kamu davası açılır.’ hükmü gözetildiğinde dosya kapsamına göre; ... Denetimli Serbestlik Şube Müdürlüğünün 30.01.2014 tarihli çağrı yazısının 19.02.2014 tarihinde sanığa tebliğ edilmesi üzerine sanığın 20.02.2014 tarihinde ... Denetimli Serbestlik Şube Müdürlüğüne başvurduğu, yükümlü bilgilendirme formunun müdürlükte sanığa elden tebliğ edildiği ve sanığın denetime başladığı, sanığın 14.02.2014 ve 20.03.2014 tarihli rehberlik görüşmesine katıldığı, 20.03.2014 tarihli rehberlik görüşmesinde sanığa ‘bir sonraki görüşmenin 18.04.2014’ tarihinde yapılacağına dair görüşme tutanağının elden tebliğ edildiği, ancak 15.04.2014 tarihli ... Denetimli Serbestlik Şube Müdürlüğünün tutanağında 14.04.2014 tarihli birinci bireysel görüşmesine katılmadığı gerekçesiyle ... Denetimli Serbestlik Şube Müdürlüğü tarafından birinci uyarının 25.04.2014 tarihinde sanığın müdürlüğe müracaatı üzerine yapıldığı belirtilmiş ise de bu tarihli tutanakta sanığın imzasının bulunmadığının bu nedenlerle ihlalin söz konusu olmayacağı, sanığın bu kez 05.05.2014 tarihli görüşmeye gitmemesi üzerine yükümlülüğünü ihlal ettiği gerekçesiyle evrakın kapatılarak Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildiğinin anlaşılması karşısında; sanığın ilk ihtarata uymamasının, kendisine yüklenen yükümlülüklere uygun davranmamakta ısrar etmesi olarak kabul edilemeyeceğinden sanığın mahkûmiyetine karar verilmesi isabetsizliğinden bozulmasına” karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 13.12.2019 tarih ve 2014/412304 sayı ile; “...Suç tarihinde, Ulukent Mahallesi Kumpetli Sokak içerisinde bulunan bahçenin kontrolü esnasında bahçe içerisinde görülen şahısların görevlileri fark etmeleri üzerine oturdukları yerden kalkıp hareketlenmeye başladıkları ve...'ın elinde bulunan maddeyi yanında bulunan altı üstü siyah giyimli şahsa verdiği ve şahsın maddeyi alır almaz koşmaya başladığı, tahmini 7 metre mesafede etrafa saçılmış vaziyette 6 adet ayrı ayrı gazete kağıdına sarılı fişek diye tabir edilen daralı ağırlığı 21,1 gram gelen esrar maddesi ele geçirilmiş ayrıca sanık...'ın üzerinde esrar maddesi satışından elde edildiği değerlendirilen 60 TL para ele geçirildiği, ... Adli Tıp Grup Başkanlığı'nın 06/06/2013 tarihli raporuna göre, ele geçen safi ağırlığı 13,150 gram gelen yeşil renkli bitkisel maddenin kenevir bitkisi olup, bu miktar kenevirden elenmek suretiyle 8,550 gr. olan toz esrarın elde edileceği tespit edildiği, sanıklar her ne kadar bulunan 5-6 adet fişek haline getirilen uyuşturucunun kendisine ait olmadığını savunmuş ise de; ihbar üzerine olay mahalline giden polisi gören ancak yakalanamayan şahsın kaçarken etrafa saçtığı 6 adet ayrı ayrı gazete kağıdına sarılı fişek diye tabir edilen daralı ağırlığı 21,1 gram gelen esrar maddesi bulunup, sanıkların uyuşturucu kullanıcısı olduğunun raporla anlaşılması karşısında, ele geçen uyuşturucuların savunmanın aksine sanıklara ait olduğu açık bir şekilde anlaşıldığı yerel mahkemece sabit olarak kabul edilmiştir.
Yerel mahkemenin 2013/236-336 E/K sayılı kararında sanık ... hakkında kullanmak amacı ile uyuşturucu madde bulundurma suçundan tedavi ve denetimi serbestlik tedbiri uygulanmasına karar verilmiş verilen karar 26/11/2013 taihinde kesinleşmiştir. ... Denetimli Sebestlik Müdürlüğü tarafından sanığa yükümlülükleri ile ilgili bildirim yapılmış, hükümlünün 14/04/2014 ve 05/05/2014 tarihlerindeki görüşmelere katılmadığı tespit edildiğinden 09/05/2014 kurul kararı ile denetim defterinin kapatıldığı görülmüştür. Her ne kadar hükümlünün adres değişikliği nedeniyle dosyası ... Denetim ve Serbestlik Müdürlüğü'ne gönderilmiş ise de sanığın Tedavi ve Denetimi Serbestlik tedbirine uymadığı anlaşıldığından mahkemece yargılamasına devam olunmuştur.
Sanık ... hakkında bu ihlali nedeniyle davaya devam edilerek, eylemine uyan kullanmak amacıyla uyuşturucu madde bulundurma suçundan TCK 191/1 maddesi uyarınca suçun işleniş biçimi gözetilerek takdiren 1 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına, sanığın duruşmalarda gözlenen tavır ve davranışları lehine takdiri indirim nedeni kabul edilerek TCK nun 62/1 maddesi gereğince cezasında takdiren 1/6 oranında indirim yapılmıştır. Sanığa verilen kısa süreli hapis cezasının, sanığın sosyal ve ekonomik durumu ile suçun işlenmesindeki özellikler de gözetilerek TCK nun 50/1-a ve 52 maddeleri uyarınca takdiren günlüğü 20 TL den hesap edilerek adli para cezasına çevrilmesine karar verilerek temyiz talebine konu hüküm kurulmuştur.
6545 sayılı Kanunun 68. maddesi ile TCK’nın 191. maddesinde yapılan değişikliklerin yürürlüğe girdiği 28/06/2014 tarihinden önce işlenen kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçlarından dolayı verilen tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri uyarınca; ... Denetimli Serbestlik Şube Müdürlüğünün 30/01/2014 tarihli çağrı yazısının 19/02/2014 tarihinde sanığa tebliğ edilmesi üzerine sanığın 20/02/2014 tarihinde ... Denetimli Serbestlik Şube Müdürlüğüne başvurduğu, yükümlü bilgilendirme formunun müdürlükte sanığa elden tebliğ edildiği ve sanığın denetime başladığı, sanığın 14/02/2014 ve 20/03/2014 tarihli rehberlik görüşmesine katıldığı, 20/03/2014 tarihli rehberlik görüşmesinde sanığa “bir sonraki görüşmenin 18/04/2014” tarihinde yapılacağına dair görüşme tutanağının elden tebliğ edildiği, ancak 15/04/2014 tarihli ... Denetimli Serbestlik Şube Müdürlüğünün tutanağında 14/04/2014 tarihli birinci bireysel görüşmesine katılmadığı anlaşılmakla Denetimli Serbestlik Müdürlüğünce bu hususta ikinci bir tebligat yapılmasına gerek bulunmadığına ilişkin Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 02/05/2019 tarihli ve 2018/172 esas, 2019/373 karar sayılı ilamı dikkate alınarak ve Adli sicil kayıtları ve UYAP üzerinden yapılan araştırmada, sanık hakkında, bu suç tarihinden önce, aynı suçtan dolayı açılmış başka bir dava nedeniyle verilip kesinleşmiş herhangi bir tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbirinin bulunmadığı anlaşıldığından, hükümden önce 28.06.2014 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanunun 68. maddesi ile değiştirilen TCK'nın 191. maddesinin 5. fıkrasının sanık lehine uygulanma şartlarının bulunmaması nedeniyle, bu suçtan dolayı ilk olarak doğrudan tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanan ve bu tedbirin infazı sırasında yükümlülüklerini ihlal eden sanık hakkında yargılamaya devam olunarak hüküm kurulmuş olması, 6545 sayılı Kanunun 85. maddesi ile 5320 sayılı Kanuna eklenen geçici 7. maddenin 3. fıkrasına uygun olduğundan, bu husus dikkate alınarak yargılama sürecindeki işlemlerin yasaya uygun olarak yapıldığı, delillerin gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, eyleme uyan suç tipi ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından; sanığın yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün onanmasına karar verilmesi gerektiği..." görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay (Kapatılan) 20. Ceza Dairesince 25.12.2019 tarih ve 7375-7570 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; 6545 sayılı Kanun'un 68. maddesi ile yapılan ve 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK'nın 191. maddesinin 4. fıkrasının (a) bendinde yer verilen "Kişinin, erteleme süresi zarfında; kendisine yüklenen yükümlülüklere veya uygulanan tedavinin gereklerine uygun davranmamakta ısrar etmesi... hâlinde, hakkında kamu davası açılır." hükmü gözetildiğinde, "ısrar" şartının gerçekleşip gerçekleşmediğinin belirlenmesine ilişkin ise de Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 27. maddesi uyarınca öncelikle; eksik araştırmayla hüküm verilip verilmediğinin değerlendirilmesi gerekmektedir.
İncelenen dosya kapsamından;
Olay tutanağına göre; sık sık esrar kullanıldığı ve satışı yapıldığına dair ihbarlar bulunan olay yerine giden kolluk görevlilerinin şüpheli dört şahıs gördükleri, görevlileri gören şahısların ise oturdukları yerden kalkarak hareket ettikleri, inceleme dışı sanıklardan ...’ın elinde bulunan ne olduğu tam görülemeyen maddeyi yanındaki şahsa verdiğinin, maddeyi alan şahsın kaçmaya başladığının, görevlilerin kaçan şahsa yönelmeleri üzerine inceleme sanık... ve sanık ...’nun ve yanlarında bulunan ... isimli şahsın görevlilerin önüne geçmeye çalıştıkları, adı geçen şahısların güç kullanılarak kontrol altına alındığı, kaçan şahsın kaçtığı güzegâh kontrol edildiğinde diğer şahıslara 7 metre mesafede yere saçılmış 6 fişek esrar bulunduğu,
... ATK tarafından düzenlenen 06.06.2013 tarihli raporda; net 13,15 gram kenevir bitkisi parçalarından net 8,55 gram esrar elde edilebileceğinin bildirildiği,
... Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesinin 17.05.2013 tarihli raporuna göre; sanık ...’nun alınan kan ve idrar örneklerinde kannabinoid tespit edildiği,
Sanık hakkında ... Cumhuriyet Başsavcılığının 11.06.2013 tarihli ve 2195-223 sayılı iddianamesiyle TCK'nın 188/3, 53, 54 ve 55. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı,
... 1. Ağır Ceza Mahkemesince 19.11.2013 tarihli ve 236-336 sayılı karar ile sanık hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan beraat; kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan ise TCK'nın 191/2-3 ve 5. maddeleri uyarınca tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına karar verildiği, kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan verilen bu kararın itiraz edilmeksizin 26.11.2013 tarihinde kesinleşmesi üzerine infaz edilmek üzere 06.12.2013 tarihinde ... Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildiği, ... Denetimli Serbestlik Müdürlüğünce 2013/1056 DS sırasına kaydedilen dosyada sanığa çağrı yazısının tebliğe çıkartıldığı ve çağrı yazısının 18.12.2013 tarihinde tebliğ edildiği,
Sanığın annesinin, şehir dışında olan sanığın tebliğde belirtilen 10 günlük süre içerisinde müracaat edemeyeceğine, kısa bir süre sonra döneceğine ilişkin ve sanık adına izin talep eden dilekçe verdiği, sanığın ise 06.01.2014 tarihinde denetimli serbestlik müdürlüğüne bizzat müracaat ettiği ve aynı tarihte çalışmakta olduğu “Donanma Şantiyesi, Donanma Caddesi, Hisar Apartmanı, Nafra İnşaat, Piri Reis Okulu, .../...” ... yeri adresini denetimi yapmak istediği adres olarak müdürlüğe bildirdiği,
Bu başvuru üzerine sanığın dosyasının ... Denetimli Serbestlik Müdürlüğüne gönderildiği, ... Denetimli Serbestlik Müdürlüğünce 2014/233 DS sırasına kaydedilen dosyada sanığa çağrı yazısı tebliğe çıkartıldığı ve çağrı yazısını 19.02.2014 tarihinde tebliğ alan sanığın 20.02.2014 tarihinde denetimli serbestlik müdürlüğüne müracaat etmesi üzerine denetim sürecine başlanıldığı,
20.02.2014 tarihinde müracaatı üzerine yükümlü bilgilendirme formu tebliğ edilen sanığın (5) gün içerisinde hastaneye müracaat etmesi kendisine bildirildiği, sanığın aynı gün hastaneye müracaatta bulunduğu,
14.02.2014 tarihinde rehberlik görüşme tutanağı düzenlenen sanığa, yeni görüşme tarihi olarak 20.03.2014 tarihi bildirildiği, bu tarihte rehberlik görüşmesine katılan sanığa bir sonraki rehberlik görüşme tarihi olarak 18.04.2014 tarihi tebliğ edildiği,
Denetim sürecinin devam ettiği sırada, ... Denetimli Serbestlik Müdürlüğü görevlisi Damla ... tarafından 07.04.2014 tarihinde sanığa “(2) gün içerisinde müdürlüğümüze başvurmanız gerekmektedir” şeklindeki mesajın SMS ile iletildiği,
Sanığın 14.04.2014 tarihli “Birinci Bireysel Görüşmesi”ne katılmadığına ilişkin 15.04.2014 tarihli tutanak düzenlendiği,
Bu aşamada, sanığın SMS iletisi üzerine denetimli serbestlik müdürlüğüne başvuruda bulunduğuna ve/veya kendisine 14.04.2014 tarihinde bireysel görüşmesi olduğunun tebliğ edildiğine dair dosya kapsamında bir evraka rastlanılmadığı,
15.04.2014 tarihli tutanak üzerine toplanan İnfaz İşleri Değerlendirme Komisyonu 17.04.2014 tarihli ve 2014/1049 sayılı kararı ile; "14.04.2014 tarihinde bireysel görüşmesine gitmeyerek denetim planını ihlal ettiği ve yükümlülüklerine riayet etmediği" gerekçesiyle "uyarı evrakı tebliğ edilmek üzere SMS yoluyla müracaatının sağlanmasına, hazırlanan uyarı evrakının müdürlükte şahsın kendisine tebliğ edilmesine, müdürlüğe müracaat etmemesi hâlinde tebligatın ilgili kişinin adresine gönderilmesi şeklinde uyarılmasına" karar verildiği,
İnfaz İşleri Değerlendirme Komisyonunun 17.04.2014 tarihli ve 2014/1049 sayılı kararı üzerine 21.04.2014 tarihinde sisteme uyarı kaydının açıldığı, aynı tarihte; “17.04.2014 tarih ve 2014/1049 sayılı infaz işlemleri değerlendirme komisyonumuz kararının şahsınıza tebliğ edilmesi için (3) ... günü içerisinde müdürlüğümüze başvurmanız gerekmektedir” şeklindeki mesajın SMS yolu ile gönderildiği,
Sanığın 25.04.2014 tarihinde ... Denetimli Serbestlik Müdürlüğüne bizzat başvurduğu,
... Denetimli Serbestlik Müdürlüğünce sanığın adresine gönderilmek üzere hazırlanan ve “Bu zarfta Uyarı yazısı-Komisyon uyarı tebliği-21.04.2014 vardır” ibaresi bulunan davetiyenin, ... Denetimli Serbestlik Müdürlüğü görevlisi Damla ... tarafından davetiye üzerine “Müdürlüğümüzde elden tebliğ edildiği için tebligat gönderilmemiştir. 25.04.2014” ibareleri yazılarak görevli tarafından imzalanmak suretiyle tebliğ edildiği,
... Denetimli Serbestlik Müdürlüğünün 21.04.2014 tarihli, 2014/233 DS sayılı ve görüşme uyarısı konulu yazısı da; "Bir suretini elden teslim aldım. .... 25.04.2014" şeklinde imzası alınmak suretiyle sanığa tebliğ edildiği,
Sanığın 05.05.2014 tarihli "İkinci Bireysel Görüşmesi”ne katılmadığına ilişkin 06.05.2014 tarihli tutanak düzenlendiği,
06.05.2014 tarihli tutanak üzerine toplanan İnfaz İşleri Değerlendirme Komisyonu 09.05.2014 tarihli ve 2014/2014 sayılı kararı ile; “14.04.2014 tarihinde bireysel görüşmesine gelmediği tespit edilen hükümlüye 17.04.2014 tarih ve 2014/1049 sayılı uyarı kararının 25.04.2014 tarihinde tebliğ edildiği, yapılan uyarıya rağmen 05.05.2014 tarihli ikinci bireysel görüşme randevusuna katılmadığı tespit edildiği” gerekçesiyle “denetim planında belirtilen yükümlülüklere uymadığı, yapılan uyarıya rağmen uymamakta ısrar ettiği anlaşıldığından, ihlal nedeni ile dosyanın kapatılarak mahkemesine gönderilmesine” karar verildiği,
Tedavi ve denetimli serbestlik kararına uymadığı bildirilen sanık hakkında yargılamaya devam eden Yerel Mahkemece sanığın, TCK'nın 191/1, 62, 50/1-a, 52/2-4 ve 63. maddeleri uyarınca 6000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, taksitlendirmleye ve mahsuba karar verildiği,
Hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 10. Ceza Dairesince 16.10.2019 tarih ve 2116-5435 sayı ile "ısrar" şartının gerçekleşmediği gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verildiği,
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca ise Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 02.05.2019 tarihli ve 2018/172 esas, 2019/373 karar sayılı ilamı dikkate alındığında sanığa ikinci bir tebligat yapılmasına gerek bulunmadığı ve ısrar şartının aranmasına gerek olmadığı anlaşıldığından hükmün onanmasına karar verilmesi gerektiği görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurduğu,
Anlaşılmaktadır.
01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK'nın “Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmak” başlıklı 191. maddesinin ilk hâli;
“(1) Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alan, kabul eden veya bulunduran kişi, bir yıldan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Kendisi tarafından kullanılmak üzere uyuşturucu veya uyarıcı madde etkisi doğuran bitkileri yetiştiren kişi, bu fıkra hükmüne göre cezalandırılır.
(2) Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanan kişi hakkında, tedaviye ve denetimli serbestlik tedbirine hükmolunur.
(3) Hakkında tedaviye ve denetimli serbestlik tedbirine hükmedilen kişi, belirlenen kurumda uygulanan tedavinin ve denetimli serbestlik tedbirinin gereklerine uygun davranmakla yükümlüdür. Hakkında denetimli serbestlik tedbirine hükmedilen kişiye rehberlik edecek bir uzman görevlendirilir. Bu uzman, güvenlik tedbirinin uygulama süresince, kişiyi uyuşturucu veya uyarıcı maddenin kullanılmasının etki ve sonuçları hakkında bilgilendirir, kişiye sorumluluk bilincinin gelişmesine yönelik olarak öğütte bulunur ve yol gösterir; kişinin gelişimi ve davranışları hakkında üçer aylık sürelerle rapor düzenleyerek hâkime verir.
(4) Tedavi süresince devam eden denetimli serbestlik tedbirine, tedavinin sona erdiği tarihten itibaren bir yıl süreyle devam olunur. Denetimli serbestlik tedbirinin uygulanma süresinin uzatılmasına karar verilebilir. Ancak, bu durumda süre üç yıldan fazla olamaz.
(5) Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanan kişi hakkında kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmaktan dolayı hükmolunan ceza, ancak tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin gereklerine uygun davranmaması hâlinde infaz edilir. Kişi etkin pişmanlıktan yararlanmışsa, davaya devam olunarak hakkında cezaya hükmolunur.” şeklinde düzenlenmişken, 08.07.2005 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5377 sayılı Kanun'un 24. maddesi ile 191. maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesi madde metninden çıkartılmış ve maddenin ikinci fıkrası; “(2) Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanan kişi hakkında, tedaviye ve denetimli serbestlik tedbirine; kullanmamakla birlikte, kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alan, kabul eden veya bulunduran kişi hakkında, denetimli serbestlik tedbirine hükmolunur.” biçiminde değiştirilmiştir.
19.12.2006 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanun'un 7. maddesiyle TCK'nın 191. maddesi;
“(1) Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alan, kabul eden veya bulunduran kişi, bir yıldan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Bu suçtan dolayı açılan davada mahkeme, birinci fıkraya göre hüküm vermeden önce uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanan kişi hakkında, tedaviye ve denetimli serbestlik tedbirine; kullanmamakla birlikte, kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alan, kabul eden veya bulunduran kişi hakkında, denetimli serbestlik tedbirine karar verebilir.
(3) Hakkında tedaviye ve denetimli serbestlik tedbirine karar verilen kişi, belirlenen kurumda uygulanan tedavinin ve denetimli serbestlik tedbirinin gereklerine uygun davranmakla yükümlüdür. Hakkında denetimli serbestlik tedbirine hükmedilen kişiye rehberlik edecek bir uzman görevlendirilir. Bu uzman, güvenlik tedbirinin uygulama süresince, kişiyi uyuşturucu veya uyarıcı maddenin kullanılmasının etki ve sonuçları hakkında bilgilendirir, kişiye sorumluluk bilincinin gelişmesine yönelik olarak öğütte bulunur ve yol gösterir; kişinin gelişimi ve davranışları hakkında üçer aylık sürelerle rapor düzenleyerek hâkime verir.
(4) Tedavi süresince devam eden denetimli serbestlik tedbirine, tedavinin sona erdiği tarihten itibaren bir yıl süreyle devam olunur. Denetimli serbestlik tedbirinin uygulanma süresinin uzatılmasına karar verilebilir. Ancak, bu durumda süre üç yıldan fazla olamaz.
(5) Tedavinin ve denetimli serbestlik tedbirinin gereklerine uygun davranan kişi hakkında açılmış olan davanın düşmesine karar verilir. Aksi takdirde, davaya devam olunarak hüküm verilir.
(6) Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanan kişi, hakkında kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmaktan dolayı cezaya hükmedildikten sonra da iki ilâ dördüncü fıkralar hükümlerine göre tedaviye ve denetimli serbestlik tedbirine tâbi tutulabilir. Bu durumda, hükmolunan cezanın infazı ertelenir. Ancak, bunun için kişi hakkında bu suç nedeniyle önceden tedavi ve denetimli serbestlik tedbirine karar verilmemiş olması gerekir.
(7) Kişinin mahkûm olduğu ceza, tedavinin ve denetimli serbestlik tedbirinin gereklerine uygun davranması hâlinde, infaz edilmiş sayılır; aksi takdirde, derhal infaz edilir.” şekline dönüştürülmüştür.
5560 sayılı Kanun'un 7. maddesiyle değişik TCK'nın 191. maddesinin gerekçesinde; “…Bunun ifade ettiği anlam şudur: Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmak suçundan dolayı hakkında kamu davası açılmış olan sanıkla ilgili olarak cezaya hükmetmeden tedavi ile birlikte denetimli serbestlik tedbirine ya da sadece denetimli serbestlik tedbirine karar verilmesi hâlinde, açılmış olan kamu davası derdest olmaya devam etmektedir.” denilmek suretiyle, sanıkla ilgili olarak cezaya hükmedilmeden önce tedavi ile birlikte denetimli serbestlik tedbirine ya da sadece denetimli serbestlik tedbirine karar verilmesi hâlinde, soruşturmanın veya kovuşturmanın yapılması şarta bağlı tutulup da, şartın gerçekleşmesini beklemek üzere verilen ve 5271 sayılı CMK'nın 223/8. maddesinde itiraza tabi olduğu belirtilen durma kararında olduğu gibi, davanın esasının çözümlenmediği ve açılmış olan kamu davasının derdest olmaya devam ettiği belirtilmiştir.
TCK'nın 191. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca cezaya hükmetmeden önce verilen tedavi ile birlikte denetimli serbestlik tedbiri ya da sadece denetimli serbestlik tedbiri kararlarının tabi olduğu kanun yolu konusunda oluşan tereddütlerin giderilmesi amacıyla anılan maddenin ikinci fıkrasına, 14.04.2011 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6217 sayılı Kanun'un 20. maddesi ile; “Bu karar, durma kararının hukuki sonuçlarını doğurur.” cümlesi eklenmiş, bu husus 6217 sayılı Kanun'un 20. maddesinin gerekçesinde de; “Maddeyle Türk Ceza Kanunu'nun 191 inci maddesinin ikinci fıkrasında değişiklik yapılarak uygulamada ortaya çıkan sorunların çözümlenmesi amaçlanmaktadır.” denilmek suretiyle vurgulanmıştır.
Uyuşturucu ve uyarıcı madde suçlarıyla etkin şekilde mücadele edebilmek ve toplumun uyuşturucu veya uyarıcı maddeye karşı korunması amacıyla kanun koyucu kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçu bakımından yeni ve köklü bir düzenleme gereği ihtiyacı duymuş, 28.06.2014 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun'un 68. maddesiyle yapılan değişiklikle TCK'nın 191. maddesinin başlığı ve içeriği baştan aşağı yeniden düzenlenmiştir.
Bu düzenlemeyle TCK'nın 191. maddesinin “Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmak” şeklindeki başlığı “Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmak ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmak” olarak değiştirilmiş ve söz konusu madde;
“(1) Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alan, kabul eden veya bulunduran ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Bu suçtan dolayı başlatılan soruşturmada şüpheli hakkında 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 171 inci maddesindeki şartlar aranmaksızın, beş yıl süreyle kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilir. Cumhuriyet savcısı, bu durumda şüpheliyi, erteleme süresi zarfında kendisine yüklenen yükümlülüklere uygun davranmadığı veya yasakları ihlal ettiği takdirde kendisi bakımından ortaya çıkabilecek sonuçlar konusunda uyarır.
(3) Erteleme süresi zarfında şüpheli hakkında asgari bir yıl süreyle denetimli serbestlik tedbiri uygulanır. Bu süre Cumhuriyet savcısının kararı ile üçer aylık sürelerle en fazla bir yıl daha uzatılabilir. Hakkında denetimli serbestlik tedbiri verilen kişi, gerek görülmesi hâlinde denetimli serbestlik süresi içinde tedaviye tabi tutulabilir.
(4) Kişinin, erteleme süresi zarfında;
a) Kendisine yüklenen yükümlülüklere veya uygulanan tedavinin gereklerine uygun davranmamakta ısrar etmesi,
b) Tekrar kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alması, kabul etmesi veya bulundurması,
c) Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanması,
hâlinde, hakkında kamu davası açılır.
(5) Erteleme süresi zarfında kişinin kullanmak için tekrar uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alması, kabul etmesi veya bulundurması ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanması, dördüncü fıkra uyarınca ihlal nedeni sayılır ve ayrı bir soruşturma ve kovuşturma konusu yapılmaz.
(6) Dördüncü fıkraya göre kamu davasının açılmasından sonra, birinci fıkrada tanımlanan suçun tekrar işlendiği iddiasıyla açılan soruşturmalarda ikinci fıkra uyarınca kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verilemez.
(7) Şüpheli erteleme süresi zarfında dördüncü fıkrada belirtilen yükümlülüklere aykırı davranmadığı ve yasakları ihlal etmediği takdirde, hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilir.
(8) Bu Kanunun;
a) 188 inci maddesinde tanımlanan uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti,
b) 190 ıncı maddesinde tanımlanan uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanılmasını kolaylaştırma,
suçundan dolayı yapılan kovuşturma evresinde, suçun münhasıran bu madde kapsamına girdiğinin anlaşılması hâlinde, sanık hakkında bu madde hükümleri çerçevesinde hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilir.
(9) Bu maddede aksine düzenleme bulunmayan hâllerde, Ceza Muhakemesi Kanununun kamu davasının açılmasının ertelenmesine ilişkin 171 inci maddesi veya hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin 231 inci maddesi hükümleri uygulanır.” şeklinde düzenlenmiş, 04.04.2015 tarihinde Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6638 sayılı Kanun'un 12. maddesi ile TCK'nın 191. maddesine “Birinci fıkradaki fiillerin; okul, yurt, hastane, kışla veya ibadethane gibi tedavi, eğitim, askerî ve sosyal amaçla toplu bulunulan bina ve tesisler ile bunların varsa çevre duvarı, tel örgü veya benzeri engel veya işaretlerle belirlenen sınırlarına iki yüz metreden yakın mesafe içindeki umumi veya umuma açık yerlerde işlenmesi hâlinde verilecek ceza yarı oranında artırılır.” şeklindeki ibare onuncu fıkra olarak eklenmiştir.
28.06.2014 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun'un 68. maddesiyle değişik TCK'nın 191. maddesinin gerekçesinde; “Maddeyle, Türk Ceza Kanununun 191 inci maddesi başlığıyla birlikte değiştirilmektedir. Maddenin birinci fıkrasında yapılan değişiklikle, kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmak ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmak suçu için öngörülen hapis cezası, bu suçla daha etkin mücadele etmek ve toplumu uyuşturucuya karşı korumak amacıyla artırılmaktadır.
Maddenin mevcut düzenlemesine göre kovuşturma aşamasında karar verilebilen tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin yerine getirilmesinde birtakım sorunlarla karşılaşılmıştır. Bunlardan en önemlisi, aynı kişi hakkında birden fazla tedbir kararı verilebilmesi ve yükümlülüklerin ihlal edilmesine rağmen yargılamaya devam edilmek suretiyle cezaya hükmolunmamasıdır.
Bu nedenle, kovuşturma aşamasında verilebilen denetimli serbestlik kararının, uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanan kişi hakkında tedavi işlemlerine bir an önce başlanabilmesi için, soruşturma aşamasında Cumhuriyet savcısı tarafından verilmesi sağlanmaktadır. Bu suçtan dolayı başlatılan soruşturmada şüpheli hakkında Ceza Muhakemesi Kanununun 171 inci maddesindeki şartlar aranmaksızın, beş yıl süreyle kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilecektir. Cumhuriyet savcısı, bu durumda şüpheliyi, erteleme süresi zarfında denetimli serbestlik tedbiri kapsamında kendisine yüklenen yükümlülüklere uygun davranmadığı veya yasakları ihlal ettiği takdirde ortaya çıkabilecek sonuçlar konusunda uyaracaktır. Buna göre kişi hakkında uygulanacak erteleme süresi beş yıl iken, denetimli serbestlik süresi ve gerekmesi halinde uygulanacak tedavi süresi en fazla iki yıl olabilecektir.
Kişinin, denetimli serbestlik veya erteleme süresi zarfında,
a) Kendisine yüklenen yükümlülüklere veya uygulanan tedavinin gereklerine uygun davranmamakta ısrar etmesi,
b) Tekrar kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alması, kabul etmesi veya bulundurması,
c) Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanması,
halinde, hakkında kamu davası açılacak ve yargılamaya devam edilecektir.
Erteleme süresi zarfında kişinin kullanmak için tekrar uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alması, kabul etmesi veya bulundurması ya da kullanması ihlal nedeni sayılacak ancak bu ihlal ayrı bir soruşturma ve kovuşturma konusu yapılmayacaktır. İhlalin tekrarlanması halinde ise yeniden kamu davasının ertelenmesi kararı verilemeyecek ve kişi hakkında doğrudan soruşturma ve kovuşturma yapılması söz konusu olacaktır. Diğer bir ifadeyle, tedavi ve denetimli serbestlik hükümleri, bir kişi hakkında ancak bir kez uygulanabilecektir.
Şüpheli erteleme süresi zarfında yükümlülüklere aykırı davranmadığı ve yasakları ihlal etmediği takdirde, hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilecektir.
Ayrıca, maddede suçun vasfının yargılama aşamasında değişmesi durumunda uygulamada çıkabilecek tereddütlerin önlenmesi amacıyla da değişiklik yapılmaktadır. Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti ve uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanılmasını kolaylaştırma suçlarından yapılan kovuşturma evresinde, suçun 191 inci madde kapsamına girdiğinin anlaşılması halinde, sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilecektir. Böylelikle, soruşturma aşamasında Cumhuriyet savcısı tarafından verilen tedavi ve denetimli serbestlik kararlarının, kovuşturma aşamasında suçun vasfının değişmesi durumunda mahkeme tarafından verilmesi sağlanmaktadır.” açıklamalarına yer verilmiştir.
Bu hâliyle, TCK'nın 191. maddesinde düzenlenen suç açısından CMK'nın 171. maddesinde belirlenen şartların olayda gerçekleşip gerçekleşmediğine bakılmaksızın fail hakkında kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilecektir. Ayrıca, CMK'nın 171/2. maddesindeki düzenlemenin aksine, bu suç açısından erteleme kararı verilip verilmemesi hususunda Cumhuriyet savcısının takdir yetkisi de bulunmamaktadır.
Kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı bakımından gerekli olan tüm objektif ve sübjektif şartlar, kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmak ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmak suçu açısından göz önünde bulundurulmayacaktır. Kanun koyucu bu yöndeki tercihiyle; bu suçtan dava açılmadan önce hakkında erteleme kararı verilmesi ve erteleme süresi içerisinde denetimli serbestlik tedbirine tabi tutulması suretiyle faile yeniden şans verilmesini amaçlamaktadır.
TCK'nın 191. maddesinin 4. fıkrasına göre; failin erteleme süresi içerisinde kendisine yüklenilen yükümlülüklere veya tedavi tedbirinin gereklerine aykırı davranmakta ısrar etmesi ya da kullanmak için yeniden uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alması, kabul etmesi, bulundurması ya da kullanması durumunda erteleme kararı kaldırılacak ve erteleme kararına konu suçtan dolayı fail hakkında kamu davası açılacaktır. TCK'nın 191. maddesinin 7. fıkrasına göre ise fail, erteleme süresi zarfında dördüncü fıkrada belirtilen yükümlülüklere aykırı davranmadığı ve yasakları ihlal etmediği takdirde, hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilecektir. Aynı maddenin 5. fıkrası uyarınca ise failin erteleme süresinde yeniden işlediği TCK'nın 191. maddesine konu suç açısından kovuşturma şartı bulunmamaktadır.
Öte yandan, ceza muhakemesinin amacı, usul kurallarının öngördüğü ilkeler doğrultusunda, somut gerçeğin her türlü şüpheden uzak bir biçimde kesin olarak ortaya çıkarılmasıdır. Gerek 1412 sayılı CMUK, gerekse 5271 sayılı CMK, adil, etkin ve hukuka uygun bir yargılama yapılması suretiyle maddi gerçeğe ulaşmayı amaç edinmiştir. Bu nedenle ulaşılma imkânı bulunan bütün delillerin ele alınıp değerlendirilmesi gerekmektedir. Diğer bir deyişle, adaletin tam olarak gerçekleşmesi için, maddi gerçeğe ulaşma amacına hizmet edilebilecek var olan tüm kanuni delillerin toplanması ve tartışılması zorunludur.
Bu açıklamalar ışığında ön soruna ilişkin uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
... Denetimli Serbestlik Müdürlüğünce 2014/233 DS sırasına kaydedilen dosyada sanığa çağrı yazısı tebliğe çıkartıldığı ve çağrı yazısını 19.02.2014 tarihinde tebliğ alan sanığın 20.02.2014 tarihinde denetimli serbestlik müdürlüğüne müracaat etmesi üzerine denetim sürecine başlanıldığı, hakkında rehberlik görüşme tutanağı düzenlenen sanığa, yeni görüşme tarihi olarak 20.03.2014 tarihi bildirildiği, bu tarihte rehberlik görüşmesine katılan sanığa bir sonraki rehberlik görüşme tarihi olarak 18.04.2014 tarihi tebliğ edildiği, denetim sürecinin devam ettiği sırada, ... Denetimli Serbestlik Müdürlüğü görevlisi Damla ... tarafından 07.04.2014 tarihinde sanığa “(2) gün içerisinde müdürlüğümüze başvurmanız gerekmektedir” şeklindeki mesajın SMS ile iletildiği, 07.04.2014 tarihinde gönderilen SMS mesajı sonrasında sanığın denetimli serbestlik müdürlüğüne müracaat ettiğine ve/veya 14.04.2014 tarihinde “Birinci Bireysel Görüşmesi” olduğuna dair herhangi bir tebliğ evrakına dosyada rastlanılmadığı, buna rağmen sanığın 14.04.2014 tarihli “Birinci Bireysel Görüşmesi”ne katılmadığına ilişkin 15.04.2014 tarihli tutanak düzenlendiği ve bu tutanak esas alınarak, İnfaz İşleri Değerlendirme Komisyonunca 17.04.2014 tarih ve 2014/1049 sayılı karar ile “sanığın uyarılmasına” karar verildiği, bu uyarı yazısının 25.04.2014 tarihinde ... Denetimli Serbestlik Müdürlüğüne bizzat başvurması üzerine ... Denetimli Serbestlik Müdürlüğü görevlisi Damla ... tarafından davetiye üzerine “Müdürlüğümüzde elden tebliğ edildiği için tebligat gönderilmemiştir. 25.04.2014” ibareleri yazılarak görevli tarafından imzalanmak suretiyle tebliğ edildiği, ... Denetimli Serbestlik Müdürlüğünün 21.04.2014 tarihli, 2014/233 DS sayılı ve görüşme uyarısı konulu yazısı da “Bir suretini elden teslim aldım. .... 25.04.2014” şeklinde imzası alınmak suretiyle sanığa tebliğ edildiği, daha sonra ise sanığın 05.05.2014 tarihli “İkinci Bireysel Görüşmesi”ne katılmadığına ilişkin 06.05.2014 tarihli tutanak düzenlendiği ve İnfaz İşleri Değerlendirme Komisyonunun 09.05.2014 tarihli ve 2014/2014 sayılı kararı ile “14.04.2014 tarihinde bireysel görüşmesine gelmediği tespit edilen hükümlüye 17.04.2014 tarih ve 2014/1049 sayılı uyarı kararının 25.04.2014 tarihinde tebliğ edildiği, yapılan uyarıya rağmen 05.05.2014 tarihli ikinci bireysel görüşme randevusuna katılmadığı tespit edildiği” gerekçesiyle “denetim planında belirtilen yükümlülüklere uymadığı, yapılan uyarıya rağmen uymamakta ısrar ettiği anlaşıldığından, ihlal nedeni ile dosyanın kapatılarak mahkemesine gönderilmesine” karar verildiği anlaşılmış ise de;
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazında belirtilen Ceza Genel Kurulunun 02.05.2019 tarihli ve 172-373 sayılı kararının somut olay ile ilgili olmadığı, zira bu kararın tedavi ve denetimli serbestlik şube müdürlüğüne başvuruda bulunması için yapılan çağrıya rağmen başvuruda bulunmayan ve denetime hiç başlamayan kişiler ile ilgili olup somut olayda sanığın şube müdürlüğüne başvuruda bulunduğu ve denetime başladığının açık olduğu, ancak; 20.03.2014 tarihinde, 18.04.2014 tarihinde rehberlik görüşmesi bulunduğu kendisine tebliğ edilen sanığa, 07.04.2014 tarihinde gönderilen “(2) gün içerisinde müdürlüğümüze başvurmanız gerekmektedir” şeklindeki SMS ile gönderilen mesajın gönderilme nedeni anlaşılamadığı gibi bu SMS mesajı sonrasında sanığın denetimli serbestlik müdürlüğüne müracaat edip etmediğinin, etmiş ise 14.04.2014 tarihinde “Birinci Bireysel Görüşmesi” olduğuna dair herhangi bir tebliğ evrakına dosyada rastlanılmadığı, buna rağmen sanığın 14.04.2014 tarihli “Birinci Bireysel Görüşmesi”ne katılmadığına ilişkin tutanak düzenlenmesi üzerine bu tutanak esas alınmak suretiyle İnfaz İşleri Değerlendirme Komisyonunca 17.04.2014 tarih ve 2014/1049 sayılı karar ile “sanığın uyarılmasına” karar verildiği dikkate alındığında; dosya kapsamında sanığa 14.04.2014 tarihinde “Birinci Bireysel Görüşmesi” olduğunun usulüne uygun şekilde bildirildiğine dair herhangi bir belgeye rastlanılmaması karşısında, İnfaz İşleri Değerlendirme Komisyonunca 17.04.2014 tarih ve 2014/1049 sayılı karar ile “sanığın uyarılmasına” dair verilen infaz işleri değerlendirme komisyonu kararının hukuki denetiminin yapılamadığı anlaşıldığından, öncelikle 14.04.2014 tarihinde “Birinci Bireysel Görüşmesi” olduğuna dair sanığa herhangi bir bildirim yapılıp yapılmadığının, yapılmış ise buna ilişkin evrakın denetime olanak sağlayacak şekilde dosya arasına alınarak sonucuna göre sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmelidir.
Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçe ile kabulüne karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçe ile KABULÜNE,
2- Yargıtay (Kapatılan) 20. Ceza Dairesinin 16.10.2019 tarih ve 2116-5435 sayılı bozma ilamının KALDIRILMASINA,
3- ... 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 02.12.2014 tarih ve 386-377 sayılı mahkûmiyet hükmünün, "İnfaz İşleri Değerlendirme Komisyonunca 17.04.2014 tarih ve 2014/1049 sayı ile "sanığın uyarılmasına" dair verilen infaz işleri değerlendirme komisyonu kararının hukuki denetiminin yapılabilmesi bakımından, 14.04.2014 tarihinde "Birinci Bireysel Görüşmesi" olduğuna dair sanığa herhangi bir bildirim yapılıp yapılmadığının, yapılmış ise buna ilişkin evrakın denetime olanak sağlayacak şekilde dosya arasına alınıp sonucuna göre sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden eksik araştırmayla hüküm kurulması isabetsizliğinden BOZULMASINA,
4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 22.11.2022 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.
...