Yargıtay Hukuk Genel Kurulu - Esas: 2023/574, Karar: 2025/505 (Karar Tarihi: 10.09.2025)
MAHKEMESİ: Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI: 2022/258 E., 2023/10 K.
ÖZEL DAİRE KARARI: Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 12.05.2022 tarihli ve 2022/1536 Esas, 2022/2678 Karar sayılı BOZMA kararı
Taraflar arasında birleştirilerek görülen sözleşmenin feshi, tapu iptali tescil ve ipoteğin kaldırılması davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl ve birleşen davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın asıl ve birleşen davada davalı ...Ş. vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı asıl ve birleşen davada davalı ...Ş. vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 6. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
Direnme kararı asıl ve birleşen davada davalı ...Ş. vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. ASIL DAVA
1. Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkilleri ile davalı ... Otomotiv İnşaat Turizm Gıda Tekstil Madencilik Ağaç Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti'nin müvekkillerine ait Düzce ili, ... beldesi, ... Köyü, ... mevkiinde bulunan ve tapunun 1981 ada 6 nolu parselinde kayıtlı 15.271,32 m2 arsa üzerinde kat karşılığı inşaat sözleşmesi yapılması konusunda sözlü olarak anlaştıklarını, davacılardan ...'ın 08.01.2016 tarihinde davalı şirket ile sözlü yapılan kat karşılığı inşaat sözleşmesine ek olarak protokol imzaladığını, müvekkillerinin davalı şirket yetkilisine ve onunla birlikte çalışanlara 08.01.2016 ve 11.01.2016 tarihinde vekâletname verdiğini, sözlü olarak kat karşılığı inşaat sözleşmesi yapılmasına, ek protokol imzalanmasına ve verilen vekâletnamede sözleşme yapılması hususunda yetki verilmesine rağmen davalı şirketin sözleşmeyi noterde yazılı hâle getirmediğini, 04.12.2016 tarihinde kat karşılığı inşaat sözleşmesinin adi yazılı şekilde düzenlendiğini, sözleşme nedeniyle müvekkillerine ait olan taşınmazın davalı yükleniciye devredildiğini ve resmi şekilde yapılmamış olsa dahi müvekkillerinin edimlerini ifa etmeleri nedeniyle sözleşmenin geçerli hâle geldiğini, sözlü inşaat sözleşmesinin yapılmasından itibaren bir yıl on ay ve yazılı inşaat sözleşmesinin düzenlenmesinin üzerinden de yaklaşık on bir ay geçtiği hâlde, yüklenicinin inşaata başlamadığını ve iskân ruhsatı almak için hiçbir girişimde bulunmadığını, müvekkillerinin kat irtifakı kurulup kurulmadığını öğrenmek için tapuya gittiklerinde vekâletnamenin verilmesinden altı gün sonra 14.01.2016 tarihinde taşınmazın davalı şirkete devredildiğini ve davalı şirketin bankadan kredi çekerek sözleşme konusu taşınmaz üzerine 26.04.2016 tarihinde 17.000.000,00 TL'lik birinci derecede ipotek tesis ettiğini, ipotekle beraber yüklenici şirketin 04.08.2017 tarihinde taşınmazı diğer davalı ... Gayrimenkul A.Ş'ye muvazaalı ve kötüniyetli olarak satış suretiyle devrettiğini gördüklerini, bunun üzerine müvekkillerinin ve dava dışı arsa sahiplerinin 05.10.2017 tarihinde noterden gönderdikleri ihbarname ile sözleşmenin feshini ve taşınmazdaki ipoteğin kaldırılarak iadesini talep ettiklerini, böylece sözleşmenin feshine tüm maliklerin onay verdiğini, müvekkillerinin 10.10.2017 tarihinde de davalı şirket yetkilisini ve çalışanlarını vekillikten azlettiklerini, dava konusu taşınmazın yüklenici şirket tarafından 04.08.2017 tarihli resmi senetle davalı ... Gayrimenkul A.Ş'ye 685.000,00 TL'ye devredildiğini, oysa arsanın gerçek değerinin tapu senedinde belirlenen değerin yaklaşık yirmi katından daha fazla olduğunu, öte yandan davalı ... Gayrimenkul A.Ş'nin ortağının davalı yüklenici şirketin 2005 yılından 2013 yılına kadar sekiz yıl boyunca ortaklığını yaptığını ve her iki şirket ortaklarının birbirini yakından tanıdığını, davalı yüklenicinin kat karşılığı inşaat yaptığını bildiği ve taşınmaz üzerinde 17.000.000,00 TL'lik ipotek olduğunu gördüğü hâlde taşınmazı devralan davalı ... Gayrimenkul A.Ş'nin iyiniyetli olduğundan söz edilemeyeceğini, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin geriye etkili feshi hâlinde yüklenici ve üçüncü kişilere intikal ettirilen tapu kayıtlarının iptali ile arsa sahipleri üzerine kaydedilmesinin zorunlu olduğunu ve taşınmaz üzerindeki ipotek, haciz v.s. her türlü kısıtlayıcı hakların kaldırılması gerektiğini, bu nedenle davalı bankanın iyiniyetli olup olmadığına bakılmaksızın taşınmaz üzerine yüklenicinin işlemi neticesinde konulan ipotek şerhinin kaldırılmasının gerekli olduğunu, kaldı ki yapacağı ufak bir araştırma ile dava konusu taşınmazın müvekkillerine ait olduğunu ve kat karşılığı inşaat sözleşmesine göre yüklenici şirkete devredildiğini, şirketin sermayesinin taşınmazı almaya yetmediğini, taşınmazın tek ve gerçek malikinin müvekkilleri olduğunu belirleyebilecek durumda olan bankanın iyiniyet iddiasında da bulunamayacağını ileri sürerek sözleşmenin feshine, tapu kaydının iptali ile müvekkilleri adına tesciline ve ipoteğin kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
2. Davalı yüklenici şirket ile davalı ... Gayrimenkul A.Ş. vekili cevap dilekçesinde; davanın zamanaşımı ve hak düşürücü süre geçtikten sonra açıldığını, müvekkili firmaya yapılan satışın tamamen gerçek ve davacıların bilgisi dâhilinde olduğunu, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin davacılardan kaynaklanan nedenlerle imzalanamadığını, ipoteğin inşaatla ilgili olup dava konusu projenin maliyetlerini karşılamak ve finansal destek sağlamak amacıyla kullanıldığını, yapılan devrin muvazaalı ve kötüniyetli olmadığını, her iki şirketin de aynı şirketler grubu bünyesinde bulunduğunu, sözleşmenin feshinin geçersiz olduğunu, belediyenin 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 18. maddesine göre yaptığı uygulamanın gecikmesi nedeniyle müvekkilinin edimini ifa etmesinin imkânsız hâle geldiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
3. Davalı banka vekili cevap dilekçesinde; kat karşılığı inşaat sözleşmesinin feshini tüm maliklerin birlikte talep etmesi gerektiği hâlde, taşınmazda paydaş olan diğer maliklerin davacı konumunda olmadığını, müvekkili bankanın 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 1023. maddesi uyarınca tapu sicilindeki kayda güvenerek iyiniyetle ipotek tesis ettiğini, kat karşılığı inşaat sözleşmesi tapuya şerh edilmediğinden tapuda böyle bir kaydı görmeyen müvekkilinin iyiniyetle hak kazandığının sabit olduğunu, davacıların muhtemel zararlarını teminat altına almak için inşaatçı ipoteği de tesis etmediklerini, davacıların varsa uğradıkları zarar için alacak ya da tazminat davası açmaları gerektiğini, tapuyu davalı şirkete bizzat davacıların verdiğini, üzerinde herhangi bir teminat bulunmayan ve tapuda davalı şirket adına kayıtlı olan gayrimenkul üzerinde müvekkilinin kredi sonucu tesis ettiği ipoteğin fekkinin istenmesinin davacıların kendi kusurlu davranışlarından menfaat temin etmesi anlamına geleceğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
II. BİRLEŞEN DAVA
1. Davacılar vekili dava dilekçesinde; asıl dava dilekçesindeki açıklamaları aynen tekrar etmek suretiyle eldeki davanın asıl dava ile birleştirilmesine, 04.12.2016 tarihli kat karşılığı inşaat sözleşmesinin geriye etkili feshi doğrultusunda dava konusu taşınmazın tapu kaydının iptali ile müvekkillerinin payı oranında adlarına tesciline, taşınmaz üzerine davalı banka lehine konulan 17.000.000,00 TL değerindeki birinci derece üst ipoteğinin fekki ile ipotek şerhinin kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
2. Davalı banka vekili ile davalı şirketler vekili yargılama aşamasında alınan beyanlarında; asıl davada sundukları cevap dilekçelerindeki beyanlarını aynen tekrar ederek davanın reddini savunmuşlardır.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 02.11.2021 tarihli ve 2021/297 Esas, 2021/393 Karar sayılı kararı ile; tapu iptali ve tescil talebi yönünden yapılan değerlendirmede, davalı yüklenicinin arsa sahipleri ile imzaladığı adi yazılı kat karşılığı inşaat sözleşmesi gereğince üzerine düşen yükümlülüklerini yerine getirmediği, yapı ruhsatını alarak inşaata başlamadığı, 12.01.2018 tarihinde yapılan keşif sırasında taşınmazın boş arsa niteliğinde olduğunun ve herhangi bir inşai faaliyette bulunulmadığının görüldüğü, sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmeyen davalının sözleşme gereğince kendisine devredilen taşınmaz paylarını davacılara iade etmesi gerektiği; ipoteğin kaldırılması talebi yönünden yapılan değerlendirmede ise, davalı bankanın davalı yüklenici şirkete işletme sermayesi vasfında kredi tahsis ettiği, karşılığında da dava konusu taşınmazda ipotek tesis edildiği, bankadan kredi kullandırılmasına ilişkin evraklardan ve davalı bankanın kendi iç yazışmalarından, kullandırılacak kredinin davalı şirketin kat karşılığı inşaat yapım işinde kullanacağının belirtildiği, ipotek olarak gösterilen dava konusu taşınmazın kredi başvurusundan yaklaşık bir ay önce devralındığı, tapudaki devir bedelinin taşınmazın gerçek değerine göre oldukça düşük olduğu, davalı bankanın dava konusu taşınmazda davalı şirkete devredilen hisselerin kat karşılığı inşaat sözleşmesi kapsamında avans olarak devredildiği hususunu bilmesi veya en azından bilebilecek durumda olması gerektiği, bankanın iyiniyetli kabul edilemeyeceği ve tapu siciline güven ilkesinden yararlanamayacağı, bu nedenle ipoteğin kaldırılması gerektiği gerekçesiyle asıl ve birleşen davanın kabulüne, sözleşmenin geriye etkili olarak feshine, tapu kaydının iptali ile davacılar adına tesciline ve ipoteğin kaldırılmasına karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl ve birleşen davada davalı banka vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 17.02.2022 tarihli ve 2022/61 Esas, 2022/202 Karar sayılı kararıyla; arsa sahipleri ile yüklenici arasında imzalanan 04.12.2016 tarihli kat karşılığı inşaat sözleşmesi noterde düzenlenmediğinden geçersiz ise de, davacılar tarafından sözleşme gereğince arsa payı yükleniciye devredildiğinden anılan sözleşmenin geçerli hâle geldiği, buna karşılık davalı yüklenici tarafından ruhsat alınmadığı, yapılan keşif ve bilirkişi incelemesinde taşınmazda herhangi bir inşaat faaliyeti bulunmadığının anlaşıldığı, arsa sahiplerinin taşınmazın tapu kaydının iptal ve tescili ile taşınmaz üzerine yüklenici borcundan dolayı banka lehine konulan ipoteğin fekkini talep edebileceği, arsa sahipleri tarafından sözleşmeden kaynaklanan edimlerini yerine getirmeyen yükleniciye avans niteliğinde yapılan tapu devirleri gerçek mülkiyetin devri niteliğinde kabul edilemeyeceğinden tescilin dayanağının hukuki sebepten yoksun olduğu ve 4721 sayılı Kanun'un 1023. maddesinin uygulanamayacağı gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl ve birleşen davada davalı banka vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 12.05.2022 tarihli ve 2022/1536 Esas, 2022/2678 Karar sayılı kararı ile,
"…TMK'nın 1023. maddesine göre, tapu kütüğündeki tescile iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya bir başka ayni hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur. TMK'nın 1024/2. maddesi gereğince de; bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise, bunu bilen veya bilmesi gereken 3. kişi bu tescile dayanamaz hükmü bulunmaktadır. Aynı maddenin son fıkrası gereğince de, tescilin yolsuz olduğu iyi niyetli olmayan 3. kişilere karşı da ileri sürülebilecektir. TMK'nın 1024. maddesi gereğince iyiniyetin ileri sürülmesi durumunda ispat külfeti iddiayı ileri süren tarafa ait olacaktır.
Somut olayda, dava konusu taşınmaz arsa sahipleri tarafından verilen vekaletle 14.01.2016 tarihinde satış suretiyle davalı yüklenici adına tescil edilmiştir. Davalı yüklenici, davalı Bankaya genel kredi kullanmak talebiyle müracaat etmiş, kredi teminatı olarak dava konusu taşınmaz üzerine ipotek konulmasını teklif etmiştir. Davalı banka kredi talebi üzerine dava konusu taşınmaz üzerinde ekspertiz incelemesi yaptırıldığı gibi, davalı şirketin mali durum analizini de yaptırmıştır. Davalı banka iç yazışmaları incelendiğinde, davalı yüklenicinin iştigal konuları sayılırken, yap-sat işleri, fabrika inşaatı, fındık ticareti ve diğer faaliyetlerinin yanında kat karşılığı inşaat işleri de gösterilmiş, davalı tarafça bitirilen projeler ve değerlerinden ve ayrıca başlayacağı projeler arasında da ipotek konulması talep edilen dava konusu taşınmaz üzerine otel, daire ve avm kompleksi yapılacağından bahsedilmiş, söz konusu taşınmazın kat karşılığı alındığına dair bir ibareye yer verilmediği anlaşılmıştır. Ayrıca taraflar arasında imzalanan 04.12.2016 tarihli sözleşme adi yazılı şekilde yapılmış olup her zaman düzenlenmesi mümkün bir sözleşme olduğundan üçüncü kişilerin hakkını ihlal etme maksadıyla imzalandığı şüphesi olduğu gibi sözleşme tarihinin ipoteğin konulduğu 26.04.2016 tarihinden sonraki bir tarih olduğu düşünüldüğünde de bu ihtimal artmaktadır. Mahkemece aynı zamanda dava konusu taşınmazın gerçek değerinin altında bir değerle satıldığından davalı bankanın bu satışın gerçek bir satış olmadığından şüphelenmesi gerektiği belirtilmiş ise de günümüzde taşınmaz alım satımı yapan kişilerin tapu harcını az ödemek için taşınmaz emlak değerini satış bedeli olarak gösterdikleri taşınmazın gerçek değerini göstermedikleri bilinen bir gerçektir. Belirtilen nedenlerle mahkemece davalı Bankanın ipotek tescilini iyiniyetli tescil ettirdiğinin kabulü ile davanın bu davalı bakımından reddi gerekirken kabulü doğru olmamış, kararın bozulması uygun bulunmuştur…" gerekçesiyle karar bozulmuştur.
B. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme Kararı
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; önceki kararın gerekçesi aynen tekrarlanmak suretiyle direnme kararı verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde asıl ve birleşen davada davalı banka vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Asıl ve birleşen davada davalı banka vekili; müvekkili bankanın iyiniyetli ayni hak sahibi olduğunu ve 4721 sayılı Kanun'un 1023. maddesi gereğince bu kazanımının korunması gerektiğini, dava konusu gayrimenkul satış vaadi ve kat karşılığı inşaat sözleşmesi resmi şekilde yapılmadığı gibi tapu kaydında da sözleşmeye dair herhangi bir şerh bulunmadığını, yazılı olarak yapılmayan ve tapuya şerh edilmeyen gayrimenkul satış vaadi sözleşmesinin sadece sözleşmenin diğer tarafına karşı ileri sürülebilecek mahiyette olup müvekkili bankaya karşı ileri sürülemeyeceğini, tapu siciline itimat ederek ve iyiniyetle kullandırdığı krediye teminat amacıyla ipotek tesis eden müvekkilinin şekil şartları yerine getirilmemiş, hukuken ve şeklen ortada olmayan ve tapuya şerh edilmeyen kat karşılığı inşaat sözleşmesini bilmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, kendi üzerine düşen edimlerini yerine getirmeyen, gerekli tedbirleri almayan ve iyiniyetli olmayan arsa sahibinin sınırsız bir şekilde korunamayacağını, arsa paylarının tamamını hiçbir çekince koymadan devreden, mülkiyetin tek kişide toplanmasına izin veren davacıların korunmasının hukuk düzeni ile bağdaşmayacağını belirterek direnme kararının bozulmasını talep etmiştir.
C. Uyuşmazlık
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda asıl ve birleşen davanın davalısı Banka tarafından yüklenici şirketin kullandığı kredinin teminatı olarak dava konusu taşınmaz üzerine konulan 26.04.2016 tarihli ipoteğin iyiniyetle tesis edilip edilmediği, başka bir anlatımla davalı bankanın dava konusu parselin yüklenici şirkete arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi kapsamında avans olarak devredildiği hususunu bilip bilemeyeceği veya bilebilecek durumda olup olmadığı, bankanın iyiniyetli üçüncü kişi olarak tapu sicilindeki kayda güvenmek suretiyle ipotek tesis ettiğinin kabul edilip edilemeyeceği, buradan varılacak sonuca göre davacı arsa sahiplerinin taşınmaz üzerine tesis edilen ipoteğin fekki taleplerinin kabulüne mi yoksa reddine mi karar verileceği noktasında toplanmaktadır.
D. Gerekçe
1. İlgili Hukuk
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 3, 1023. ve 1024. maddeleri
2. Değerlendirme
1. Türk Hukuk Lûgatında arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin hukuki niteliği itibariyle taşınmaz satış sözleşmesi ile eser sözleşmesinden oluşan karma bir sözleşme türü olduğu ve taşınmaz satışını da içerdiği için resmî biçimde yapılmasının zorunlu olduğu vurgulanmıştır (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara 2021, s. 669).
2. Hukuki niteliği itibariyle taşınmaz satış sözleşmesi ile eser sözleşmesinden oluşan bir sözleşme türü olarak vurgulanan arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi, 6098 sayılı Kanun'da açıkça düzenlenmemiş olup, bir yönüyle arsa sahibinin koşullar gerçekleştiğinde sahibi olduğu taşınmazın mülkiyetinin bir kısmını yükleniciye devretmesini öngörürken, diğer yönüyle de, yüklenicinin yapacağı inşaat bakımından arsa sahibine karşı yükümlülüklerini gösteren, tapulu taşınmazın mülkiyetinin bir kısmının devrine ilişkin vaadi ve eser sözleşmesini içeren, iki tipli-karma özel nitelikte bir sözleşme türüdür. Başka bir anlatımla yüklenici yönünden inşaat yapma yükümlülüğünü, arsa sahibi yönünden ise tapuda pay intikal ettirme yükümlülüğünü içeren arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi, hem inşaat yapma hem de satış vaadi sözleşmesini bünyesinde birleştiren özel bir sözleşme niteliğindedir.
3. Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin konusu, arsa sahibinin maliki olduğu arsa üzerine yapılacak bina inşaatıdır. Yüklenici, finansmanını sağlayarak, lüzumunda sanat, beceri ve emek sarfıyla bir bina (inşaat) meydana getirmeyi üstlenirken, arsa sahibi de buna karşılık arsa payı devri suretiyle bir bedel ödemeyi borçlanmaktadır. Bu sözleşmede ücret (bedel) arsa sahibi tarafından ayın olarak ödenmektedir. Böylece malik arsasını değerlendirerek ayrıca para ödemeksizin bağımsız bölüm veya bağımsız bölümler elde etmekte; yüklenici ise, devredilen ya da devri taahhüt edilen payları üçüncü kişilere satmak suretiyle hem inşaatı tamamlamak için sermaye hem de kâr elde etmektedir.
4. Türk Borçlar Kanunu'nun 97. ve 479/1. maddesi hükümlerince arsa payı karşılığı inşaat sözleşmelerinde, arsa sahibinin borcu ancak yüklenicinin işi tamamlayıp, arsa sahibine teslim etmesi ile muaccel hâle gelir. Fakat arsa sahibi bazen arsa paylarını devir borcunu yüklenici inşaatı tamamlamadan önce yerine getirerek yükleniciye devretmekte, tapuda malik olarak görünen yüklenici de inşaatın finansmanını sağlamak amacıyla müstakbel bağımsız bölümlere özgülenen arsa paylarını veya tesis edilen kat irtifak tapusuyla bağımsız bölümleri üçüncü kişilere satmaktadır.
5. Yüklenicinin tapu sicilinde malik olarak görünmesi, arsa sahibinin borcunu başlangıçta yerine getirerek arsa paylarının tamamını veya belli bir kısmını tapuda yükleniciye devretmesi durumunda olabileceği gibi; arsa paylarının inşaatın yapıldığı ölçüde kısım kısım yükleniciye devredilmesi (kademeli devir) hâlinde de söz konusu olabilir.
6. Başka bir şekilde ifade etmek gerekir ise; arsa payı karşılığı inşaat sözleşmelerinde iş bedelinin peşin ödemesi, yükleniciye isabet edecek bağımsız bölümlerin tapularının ya da arsa paylarının yükleniciye devri suretiyle gerçekleştirilmesidir. Bu durumda arsa sahibi de güvenceyi, tapuda yükleniciye devrettiği tapu paylarına ipotek tesis ettirmek veya sözleşmeyi şerh ettirmek şeklinde sağlamaktadır. Nitekim kişisel haklarda şerhleri düzenleyen TMK'nın 1009. maddesinde; "Arsa payı karşılığı inşaat, taşınmaz satış vaadi, kira, alım, önalım, gerialım sözleşmelerinden doğan haklar ile şerhedilebileceği kanunlarda açıkça öngörülen diğer haklar tapu kütüğüne şerhedilebilir. Bunlar şerh verilmekle o taşınmaz üzerinde sonradan kazanılan hakların sahiplerine karşı ileri sürülebilir" hükmüne yer verilmiştir.
7. Hukukumuzda, diğer çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi kişilerin huzur ve güven içerisinde alış verişte bulunmaları, satın aldıkları şeylerin ileride kendilerinden alınabileceği endişesini taşımamaları, dolayısıyla toplum düzenini sağlamak düşüncesiyle, satın alan kişinin iyiniyetinin korunması ilkesi kabul edilmiştir. Bu kapsamda bir tanımlama yapmak gerekirse, iyiniyetten maksat "hakkın doğumuna engel olacak bir hususun, hak iktisap edilirken kusursuz olarak bilinmemesidir".
8. Anılan ilke Türk Medeni Kanunu'nun 3. maddesinde; "…Kanunun iyiniyete hukukî bir sonuç bağladığı durumlarda, asıl olan iyiniyetin varlığıdır. Ancak, durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimse iyiniyet iddiasında bulunamaz" şeklinde genel hüküm olarak düzenlenmiş; tapulu taşınmazların el değiştirmesi hâlinde ise aynı Kanun'un 1023. maddesinin özel hükümleri getirilmiştir.
9. Türk Medeni Kanunu'nun 1023. maddesinde; "Tapu kütüğündeki tescile iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya bir başka aynî hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur" hükmü öngörülmüştür. Bu maddeye göre, tapu kaydında adı yazılı kişinin gerçek hak sahibi olduğuna inanan veya kendisinden beklenen tüm özeni göstermesine rağmen gerçek malik olmadığını, tapu sicilinde yolsuzluk bulunduğunu bilmesi mümkün olmayan iyiniyetli üçüncü kişinin iktisabı korunur.
10. Öte yandan TMK'nın "İyiniyetli olmayan üçüncü kişilere karşı" başlıklı 1024. maddesi; "Bir aynî hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise, bunu bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişi bu tescile dayanamaz. Bağlayıcı olmayan bir hukukî işleme dayanan veya hukukî sebepten yoksun bulunan tescil yolsuzdur. Böyle bir tescil yüzünden aynî hakkı zedelenen kimse, tescilin yolsuz olduğunu iyiniyetli olmayan üçüncü kişilere karşı doğrudan doğruya ileri sürebilir" hükmünü içermekte olup, bu madde ile de iyiniyetli olmayan kimsenin iktisabının korunmayacağına vurgu yapılmıştır. TMK'nın 1023. maddesi iyiniyetle mülkiyet veya bir başka aynî hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımını korurken; tamamlayıcı madde niteliğindeki 1024. madde ile de iyiniyetli olmayan üçüncü şahısların kazanımı hükümsüz sayılmıştır.
11. Nitekim aynı hususlar Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 16.05.2025 tarihli ve 2024/1 Esas, 2025/2 Karar sayılı kararında da aynen vurgulanmıştır.
12. Hukukumuzda illilik prensibi geçerli olsa da TMK'nın 1023. maddesiyle kurala bağlanmış olan tapuya güven ilkesi bunun istisnası olarak iyiniyetli üçüncü kişiler hakkında uygulama alanı bulacaktır.
13. Yukarıda açıklandığı gibi, yükleniciden arsa payı veya bağımsız bölüm satın alan iyiniyetli üçüncü kişinin TMK'nın 1023. maddesine istinaden "tapu siciline güven ilkesi" gereğince iktisabının korunması gerekir. Bu ilkeden ancak, üçüncü kişinin taşınmazı satın alırken kötüniyetli olduğunun ispatlanması hâlinde vazgeçilebilir. Yüklenici adına yapılan tescil işlemini her durumda "yolsuz tescil" kabul etmek, toplumda onarılmaz zararlara sebep olmakta ve adalet duygusuna zarar vermektedir.
14. Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesine istinaden tapu intikali yapılan yükleniciden iyiniyetli olarak arsa payı veya bağımsız bölüm satın alanın bu iktisabını geçersiz saymak TMK'nın 1023. maddesi karşısında açıkça Kanuna aykırı davranmak olacaktır. Zira arsa sahibi tapu devrinin, sözleşme nedeniyle yapıldığını tapunun beyanlar hanesine şerh vermek suretiyle üçüncü kişilerin iyiniyet iddialarını bertaraf edebilir.
15. Yukarıda açıklanan esaslar, yükleniciden arsa payı veya bağımsız bölüm devralan üçüncü kişiler için olduğu kadar, taşınmaz üzerinde mülkiyet dışında bir ayni hak, bu arada ipotek hakkı kuran üçüncü kişiler için de geçerlidir (Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 16.05.2025 tarihli ve 2024/1 Esas, 2025/2 Karar sayılı kararı).
16. Açıklanan bu yasal düzenleme ve kurallar çerçevesinde somut olay değerlendirildiğinde; tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki belge ve delillere, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere ve özellikle somut olayda asıl ve birleşen davada davalı Bankanın kötüniyetli olduğunun ispat edilememiş olmasına göre Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi doğru olmamıştır.
17. Hâl böyle olunca; direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle bozulması gerekmiştir.
18. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Asıl ve birleşen davada davalı Banka vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda belirtilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Dosyanın 6100 sayılı Kanun'un 373. maddesinin 1. fıkrası uyarınca İlk Derece Mahkemesine, karardan bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 10.09.2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.
Kaynak: Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) / Bedesten,
https://mevzuat.adalet.gov.tr/ictihat/1171958800